Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Mayıs 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tarihyazıcılığımız bekleneni verebilir mi?

En seçkin üniversite öğrencileri bile tarih-coğrafya bilmiyor ve klasik dillere ilgi duymuyor. Bu şartlarda Türkiye'de tarihçiliğin, ecdadın yarattığı büyük bir tarihi yorumlayabilmesi imkansız

Fax: (0312) 427 20 64

Sinemalarda "Da Vinci Şifresi" adlı film gösterimde. Daha önceden bu roman, korsan baskısı yapılacak kadar okundu. Tarih kültürü güçlü olan ülkelerde bu gibi eserler bile bile lades gibisinden pek ciddiye alınmadan okunur. Hazreti İsa'nın yaşamına inanmak Müslümanlar için de bir iman konusudur. Zira onun yaşamının günü gününe kaydını gösterecek pozitif tarih kaynaklarının varlığı tartışılıyor. Bu konuda tarihçiler ile sağcı ve solcu ilahiyatçılar arasında münakaşa uzun zamandır yapılıyordu.
Bu gibi romanlar yeni bir şey söylemez. Hatta mevcut tezleri dahi başını gözünü yararak tekrar ederler. Konumuz bu değil. Konumuz, geç gelişen tarih şuuru ve ilgimizin bu gibi romanlarla tatmin edilmeye çalışılmasıdır. Türkiye'de tarihyazıcılığı yeni bir sorunsalla karşı karşıyadır.

Tarihçilikteki yerimiz
Türklerin bulunmadığı bir tarihi zaman ve coğrafi mekan nadirdir. Bununla birlikte Türk tarih edebiyatı ne bizi doyurur ne de dünya tarihçiliği içinde mutena bir yere sahiptir. Son asırda kendi tarihimiz üzerindeki monografilerle beynelmilel sahada yer edinmeye çalışıyoruz. Arkeologlarımız kayda değer kazılar ve mukayeseli eserler ortaya koymuşlardır. Ama bizim damgamızı taşıyan eski çağ tarihinin herhangi bir dalını aydınlatan tarihçilik eserleri yoktur.
Galiba bu tarihyazıcılığı noksanı ecdadı da kapsıyor. Fatih Sultan Mehmet'e gelinceye kadar 150 yıl içinde bir imparatorluk kuran Osmanlıların 1,5 asır içinde olayları nakleden muasır tarihler yazdığı söylenemez. İlk Osmanlı vekayinameleri sayılan Oruç Bey, Neşri, Aşıkpaşazade gibi tarihçiler II. Murad ve Fatih Sultan Mehmet asrının adamlarıdır. Kullandıkları kaynaklar ortada yoktur. Mesela Yahşi Fakih, Aşıkpaşazade'nin zikrettiği bir kaynaktır. Ama asıl metin nerededir? Bu dönem için kaleme alınan, yazarı belirsiz Tevarih-i Ali Osman'lar da daha eskiden kaleme alınmamışlardır.
İmparatorluk kurulduktan sonra kuruluş döneminin kaleme alınması düşündürücüdür. Hele 16-17'nci asırlar Peçevi gibi, Naima gibi çok parlak üsluplu vakanüvisler yaratmasına rağmen aynı dönemde Batı'daki tarihçilerle mukayese edilemez. Batı'nın tarihçileri sadece kendi toplumlarını değil, başka toplumların tarihi kaynaklarını da incelemeye ve değerlendirmeye başlamışlardır. Bu çok kayda değer bir özelliktir.

Leontiev anılacak
Maalesef barutun kullanımı ve askerlikte 17'nci yüzyılın sonuna kadar Avrupa'nın gerisinde olmayan Osmanlı Türk cemiyeti tarihçilikte kendi havası içindedir. Ama coğrafya ve filolojiye başvurmadığı için yaya kalmaktadır. Ortada bir Katip Çelebi vardır. Tarihçilerin onu ne kadar kullandığı su götürür. Hatta bazı konularda Evliya Çelebi'nin bile duyarlılığına sahip değillerdir.
Önümüzdeki hafta Türkiye'deki Rusya elçiliği ve İstanbul'daki başkonsolosluk yetkilileri Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un ziyaretinden istifade ile 19'uncu yüzyılda (1864-1874 yılları) Türkiye'de muhtelif konsolosluklarda bulunmuş fakat hiç şüphesiz Rusya'daki muhafazakar düşünceli tarihçiliğin ve edebiyatın en parlak simalarından olan Konstantin Nikolayeviç Leontiev'i anacaklar. Leontiev, Kaluga eyaletinin Kudinov köyünde orta dereceli bir toprak asilinin oğlu olarak doğmuştur. Rusya'nın birçok ünlü tarihçisi hepsi böyle Volga kıyısında veya Rusya steplerindeki kasabalarda doğup büyümüşlerdir. Karamzin Simbirsk'de, bir diğeri Novgrad'da veya Yaroslav'da dünyaya gelmiştir.
Bu küçük şehirlerdeki dünya ile kopuk ortamda coğrafyayı, antik dilleri ve eski Slovenceyi öğreten öğretmenler ve aydın gruplar sayesinde sadece Rusya tarihini değil, dünya tarihinin başka branşlarını da kaleme alan ünlü tarihçiler ortaya çıkmıştır.

Liselerin önemi
Türk tarihçiliğini yeşertecek asıl kurumlar bazı özel kuruluşlu liseler olmalıdır. Ne yazık ki, beklediğimiz edebiyat liseleri de bu havadan uzak olarak kuruldu. En seçkin üniversite öğrencilerimiz bile tarih-coğrafya bilmiyor, çevreyi tanımıyor ve klasik dillere ilgi duymuyorlar. Bu şartlarda Türkiye'de tarihçiliğin; ecdadın yarattığı büyük bir tarihi, kalabalık sayıdaki bir millete yorumlayabilmesi imkansız.
Orta eğitimi ıslah etmemiz ve kaliteli çevirilerle sadece Türk tarihi üzerine yazılanları değil, umumi tarihi gençlerin okumasına sunmamız gerekiyor. Bu konuda yapılanlar önemli bir gelişimi gösteriyorsa da, genelde yetersizdir.



PAZAR
Üç milyon ziyaretçi için hazırlar
"Sabah elinde filelerle dolaşan bir anne, gece ise patronum"
İstanbul'un yeni yaramaz çocuğu*
Tarihimizle yüzleşti
Kumpanya çanları kampüste çalıyor
"Kitabım müzik hastalarına"
Altın Palmiye yarışı aslında bir film borsası
Deniz ve güneşe padişah macununu ekledik
Hayvanlar hâlâ 'hak'sız
Mükemmel değil, mükemmele yakın
Cem Sultan'ın izinde (2)
Ercan Arslan'a bir ödül daha
Elhamdülillah muasır Mısır
O bir İkizler!
İkizler ve ünlüleri
Dordogne: Kaz ciğeri ve trüf
Tarihyazıcılığımız bekleneni verebilir mi?
Yoğurt her derde deva
Medeniyet dediğin...
"Beyin uyuyarak değil, şaşırarak dinlenir"
Kahramanların içkisi!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet