|
10 yaşındaki Cem ve "Ölüdeniz"...
Yılın en uzun günleri... Kavurucu sıcaklar Köyceğiz'e de attı ilk adımını...
Gerilimli çatışmalı, soygunlu gizli katilli, övünmeli şişinmeli her türlü abuk-sabukluğun fokurdayıp durduğu bir gündemin dışında, biraz nefes almaya çalışmak da kolay değil hani...
Neyse ki tabularla dogmaların içi boş kavramlarına tutsak düşüp, beyni buzlanmamış birkaç avuç dost var yine de...
***
Geçenlerde Solmaz Kâmuran'la, sevgili Suna ve Ahmet'in; rivayete göre Rumeli şivesiyle "kulübe"ye "koliba" diyen Gazi'nin anısından uzantılı, içkili lokantası Koliba'da; bir mucize buluşması yaşadık.
Orta yaş avukatlarından Taner Aktop ile eşi Mireille Aktop, Köyceğiz'e gelmişlerdi ve -eskilerin deyimiyle- hamervahın giremediği ışık çiçekli bahçelerde ortak bir gezintinin anısını somutlaştırmak istiyorlardı.
Şiirli esprili, şaraplı kahkahalı saatler; grup vaktini geçe, bir paket kurdeleli taze oksijenle eve misafirliğe gelmiş bir sabah yıldızı yarenliğinde geçti.
***
Yüzyıllar önce de bu topraklarda, ışık çiçekli bahçelerin türküsünü paylaşmak isteyenler olmuş ve sadece uğradıkları küskünlüğü miras bırakmışlardı bizlere:
Yok ise nağmeni takdir edecek bir algılama
İsrafı nefes eyleme tebdili mekan et
***
Geçtiğimiz pazar sabahı, Ölüdeniz belediyesindeki dostların, aylardan beri tekrarladıkları bir sohbet daveti vardı.
Bu tür davetler genellikle azıcık kaygılandırır bendenizi...
Bürokratik kadrolar, alışık değillerdir beylik kalıpların dışına çıkılmasına. Örneğin "devlet-millet el ele" sloganlarıyla dalga geçilmesine ve kıt bir Türkçe ile tümden yozlaştırılmış hukuksal ve politik kavramların, tanımlanmasının yapılmasına...
Bir de ayrıca, her fırsatta kendini kanıtlama dürtüsüyle, yazı adamlarına musallat didişmeciler vardır. Ya çengelliiğne gibi yakanıza yapışır, ya atsineği gibi vızıldayıp dururlar karşınızda...
***
Ölüdeniz'in birkaç avuçluk damıtılmış dinleyicisi arasında, yerel demagojilerin bataklığına saplanarak, çağ dışı kalma sakatlanmasında "sersem sepetlik" vurgunu yemiş olan kimse yoktu.
Solmaz'ın, arı duru konuşmasından sonra; fakülte yıllarımda hareketlendirdiğim, hamasi bir sloganın samba dansını gösterdim mesleklerinin gerçek kalitesini temsil eden imbikten geçme dostlara:
Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır; kahrolsun komünistler...
***
Bir de Münir Müeyyet'ten bir zamparalık şiiri okudum kendilerine:
Bir kadeh rakı, getiriyor aklıma bir kadını.
İki kadeh rakı, on kadını.
Ve kaybedince sayılarını,
İstiyorum her kadını, her kadını...
***
Eski zamanların gizli bir korsan sığınağı olan Ölüdeniz, bebeklerin bilinmeyen rüyaları güzelliğindeydi.
46 yaşındaki doyumlu, olgun ve sevimli Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz ve birkaç kafa dengi arkadaşla, Ölüdeniz'in kıyısında bira içerken, 10 yaşındaki Cem'le tanıştım.
Cem, ilkokulun 4'üncü sınıfındaydı. Kendisi ne büyümüş de küçülmüş; ne küçük yaşta büyümüştü. Olsa olsa, rüzgârların rüzgârlara peri masalları anlattığı diyarlardan kalkıp yanıma gelmişti.
***
Gayet düzgün bir Türkçe ile, ufacık beyaz ellerini de, zaman zaman öne doğru uzatıp yana açarak:
- Ben, diyordu; 8 yaşında astronomiye merak sardım. Teleskopla yıldız kümelerini inceliyordum. Şimdi bir yönetmen olmayı düşündüğümden, sinema sanatıyla ilgileniyorum.
En sevdiği yönetmen, George Lucas'dı. Yarasalarla ilgili ve değişik efektli bir film yapmayı düşlüyordu. Okulda İngilizcesiyle matematiği çok iyiydi.
***
Cem'le birlikte, sinema sanatına yeni katkılar yapma sohbetine daldık.
Acaba Alfabe'deki harflerin, bir insanın hayatındaki rolleri üstüne bir film yapılamaz mıydı?
Cem:
- Yapılabilir, diyordu; gerektiğinde çizgi filmle de zenginleştirebiliriz filmi...
Önce bir miniğin öğrenmeye çalıştığı "A". Sonra "A", anneye yazılan ilk mektupta değişik bir kimlik kazanıyor. "B" de öyle, "C" de öyle...
***
"Albatros" gibi, büyük kanatlı deniz martılarıyla, "Bir mayıs gecesi" gibi pelikan kuşunu simgeleştirmiş ünlü şiirlerin de, filmlerini yapmayı tasarladık Cem'le...
***
Bir an için, önemli geçinenlerin, "değer" kadri bilmediği bir Şark bataklığında; Cem'in de, dondurulmuş bir beyinle ziyan olup gitme olasılığı çimdirdi yüreğimi...
O sırada 8.5 yaşında olduğunu söyleyen, göbeği azıcık açık Derinsu da:
- Ressamım ben de, diyordu; ilk sergimi açacağım bu yaz bizim balkonda...
***
Buralardan da mucize insanlar yetişiyordu ama... Işıklı bahçelerin tadından habersiz; kaba kuvvetle övünmeli umacılar; şayet beylik sloganlarla beyinlerini donduramazlarsa; bir kazan kaynar su dökerek haşlayıp yok ediyorlardı onları...
***
Dilerim, her yerde hazır ve nazır olan irili ufaklı görünmez umacılar, ziyan etmezler Cem'i...
c.altan@prizma.net.tr
|
|