|
Modigliani Uzay'a gidebilmiş olsaydı...
1920'de, 35 yaşında ölen Modigliani; Picasso'yu da etkilediği söylenen, alışılmışın dışındaki çarpıcı bir ressamdı. İsterdim doğrusu Uzay'a gidebilmiş olmasını...
Henüz daha Uzay'a gitmiş bir ressamın, Uzay resimleriyle getirdiği bir yenilik yok Dünya'mızda...
Şayet Modigliani Uzay'a gitmiş bir ressam olsaydı; Türkiye de dahil, tüm ülkelerdeki silahlı nutuklu, dualı çatışmalı, övünmeli sürünmeli, yalanlı yalvarmalı yaşamlar da, kim bilir ne kadar değişik olacaktı...
***
Değişik olacaktı, çünkü henüz Dünya'mız bir koşullanmalar dünyası. Modigliani gibi bir ressamın Uzay resimleriyle açacağı bambaşka bir pencere; bambaşka kuşkularla, bambaşka merakları gıdıklamaya başlayacaktı.
***
Türkiye'de bile, "En büyük Türkiye, başka büyük yok" türü sloganlar, pörsümeye yüz tutacaktı.
Nutukçular, basmakalıp klişelere sığınma ucuzluğuyla:
- Atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu topraklar, diye bağırmaya kalktıklarında...
İnsanların beyninde, yepyeni soru işaretleri kıvrılmaya başlayacaktı:
- Neden hiçbir nutukçu, "atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu gökler", yahut "atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu denizler" demiyor; savaşırken hiç kimse ölmedi mi, göklerle denizlerde?
Diyeceklerdi...
***
Ve politikacılar çok kızacaklardı Uzay süpürgesini, yeryüzü koşullanmaları üstünde gezdirmeye kalkan sanatçılara...
Çünkü insanlar koşullanmalardan ne kadar arınırsa, politikacılar da o kadar palavrasız kalırlar.
Demagojinin yerini, politik söylemleri de içeren objektif bir bilimsellik doldurmaya başlayınca da; ne gerilim kalır, ne kutuplaşma; ne de, vatana, millete, devlete, şanlı tarihe, laikliğe, cumhuriyete, bağımsızlığa, dinimize imanımıza, anayasaya, itfaiye teşkilatına, müzelere kimin daha çok sahip çıktığı kavgaları...
***
Modigliani Uzay'a gidebilmiş olsaydı; reklam şirketleri de, görkemli olanaklar kazanacaklardı...
Örneğin bir çikolata reklamında, 2. Viyana seferini gerçekleştirmiş olan Avcı IV. Mehmet, Modigliani'nin tablolarına bakarak şöyle diyecekti:
- Ben bunları görmüş olsam, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı, onca askerle Viyana'yı kuşatmaya göndereceğime; şu marka çikolatalardan almaya gönderirdim.
***
Türkiye'nin içine sürüklenmeye başladığı sakıncalı çalkantılar, "The New York Times"e de, yanıp sönen kırmızı ışıklı bir başyazı oldu.
Başyazının militerlerimizi de ilgilendiren bölümü şöyle:
"Washington, Türk generallerle sıkı ilişkilerini kullanarak askeri müdahalelere sıfır hoşgörü mesajını iletip, demokrasi konusunda Türkiye'ye yardımcı olabilir. Türkiye'nin daha az demokratik olmasını dünya kolay kaldıramaz."
***
Soğuk Savaş yıllarında; Türkiye'nin, beyin ve kalem sahiplerini de tarumar ederek kendi kendini kısırlaştırma aymazlıklarıyla idam sehpaları kurmaya kalkması; vız geliyordu Washington'a...
Washington'un derdi, Türkiye'nin kendi kendini kurutmaya kalkması değil; Sovyetler'in, kementlenip kelepçelenmesiydi.
Türkiye'nin sık sık tekrarlanan bağımsızlık edebiyatı ise; dogmalarla tabuları törpüleyen bir saydamlaşma gelişmesinin fikirsel özgürlük motoru değil; "Bizim şeyhin kerameti olur menkul kendinden" türü, politik bir babalanmaydı.
Türkiye'deki ABD üslerinde, atom başlıklı kaç füzenin bulunduğunu bilen bir kişi bile yoktu Ankara'da...
***
Şimdi ise Washington'un, Türkiye kümesinde Soğuk Savaş dönemi horozluğuna yeniden özenilmesini alkışlamayacağı anlaşılıyor.
Evrensel bir burjuvalaşma sürecinde Türkiye'nin; yeniden burjuva taklitçiliğiyle kendi kendini avutmaya kalkması yerine; AB ile bütünleşmesi ve gerçekten köylülük evresini aşması yeğleniyor.
Türkiye'nin ise, modern teknoloji ile 21. yüzyılın çizimlediği böylesi bir rotayı algılayabilecek radarları çok zayıf.
Neden çok zayıf; politik tatavalar, sürekli tabu ve dogmaları kutsallaştıran koşullanmaları besleyip, aynı koşullanmalarla da beslendiği için zayıf...
Tıpkı önce koyunları besleyip, sonra da koyunlarla beslenmek gibi...
***
Oysa tabu ve dogmalar reklam sektöründe de kullanılabilse...
Örneğin şarap üstüne harika gazeller yazmış olan Şeyhülislam Yahya Efendi:
- Sağ olsam, işte yeni şiirlerime ilham olacak şarap...
Diyerek, tadına baksa bir şarabın...
Örneğin 4. Murat:
- Hiç böyle bir yatakta yatamadım, ne yazık...
Diye yatak reklamlarında kullanılabilse...
***
Henüz Türkiye, bu tür yaratıcılıkların çok uzağında görünüyor... Hazine'den geçinmeli kesim, seviyor beyinlerin -şu veya bu şekilde- buzlanmış kalmasını...
***
Modigliani, Uzay'a gidebilmiş olsaydı; Türkiye de, "doğru, gerçek sandığının dışındadır" uyanmasına daha çok yaklaşacaktı.
c.altan@prizma.net.tr
|
|