|
 |
|
|
Bu topuklardan inmiştik, şimdi yine çıkıyoruz
malphan@milliyet.com.tr
Bazılarımız apartman topukların moda olduğu dönemi yaşadı, diğerlerimiz ise yaşamak üzere. Türk filmlerinden, annenizin, hatta babanızın gençlik fotoğraflarından falan bilirsiniz apartman topuklu ayakkabıları. Sokakta birini çevirip 1970'lere dair kafasında canlanan resimleri sorsanız apartman topuğun cevaplardan biri olacağından emin olabilirsiniz. 60'ların sonlarında türeyen bu ayakkabılar 70'lerde öyle abartılı bir hal alıp yaygınlaştı ki, "hip" olmak için ayakkabıların tabanının en az 5, topuğunun ise en az 12 cm. yüksekliğinde olması gerekliydi.
Bu dönemde, uyuşturucu ve seksin yanında modadaki deneysellik de 50'lerin tüm kurallarını yıkıyordu. En az kadınlar kadar erkekler de apartman topuk tutkunuydu. Apartman topuklar diskolarda, işte, çay bahçelerinde, her yerdeydi. Tarzda da sınır tanımıyordu: Süet, çiçekli, meyve ya da gökkuşağı desenli, lame, parlak renkli, zıt renkli, yıldızlı, simli, akvaryum büyüklüğünde ayakkabılar, diz üstü, bağcıklı çizmeler... Yani bu yıllarda modaya uygun olmak istiyorsanız bu ayakkabılar bir zorunluluktu. Evet bu ayakkabılar pratik değildi ve bunlarla yürümesi zordu ama ne olmuş yani, eğlenceliydiler! Bunları erkeklerin de giymesi, cinsiyet kurallarını yıkarak 70'leri önceki dönemlerden ayırdı. Bu ayakkabıları yurtdışında Elton John ve Kiss grubu, Türkiye'de ise Zeki Müren gibi şarkıcılar sahnede kullanıyordu. Boyu 1,54 cm. olan; yabancı liderler ve Batılılarla bir araya geldiğinde görmezden gelinmekten korkan Kuzey Kore lideri Kim Jong-il de moda olsun olmasın bu tip ayakkabıları tercih edenlerden.
Biraz dergi karıştırıp vitrinlere dikkat ettiyseniz, apartman topuğun yavaş yavaş geri döndüğünü fark etmişsinizdir. "Hayatta giymem" demeyin, büyük konuşmayın, moda eğer Bernard Shaw'un dediği gibi "bir salgın hastalık" ise, kaçarı yok, size de bulaşır.
Bu da erkek tesettürü mü?
Geçen hafta Ankara'ya gelen İsveç Kralı 16. Gustaf'ı Esenboğa Havalimanı'nda Devlet Bakanı Beşir Atalay karşıladı. Bir krala bakın, bir de bizim bakana. Takım elbiseler arasındaki farkı görebiliyor musunuz?
Takım elbisenin üzerinizde iyi durması için mükemmel bir fiziğe sahip olmanız falan gerekmiyor. Sadece birkaç noktaya dikkat etmekte fayda var. Beşir Atalay bu ceketle, babasının giysisini giymiş küçük bir çocuğu andırıyor; ceket üzerine iki beden büyük duruyor, neredeyse dizlerinde, kolları da biraz daha uzun olsa ellerini örtecek.
Biz Türkler zaten pek uzun bacaklı bir millet değiliz. E ceketler böyle uzayınca da bacaklar daha kısa görünüyor ve iyice yerden bitme gözüküyoruz. Erkek giyim otoriteleri ideal ceket boyunun kişinin başparmak hizasında olduğu konusunda hemfikir. Bir de bunun üzerine son dönemde erkek modasında ceket boyları daha da kısaldı. Siyasetçilerden günü gününe modayı takip etmelerini bekleyemeyiz tabii ama bir orta yol bulunmalı. Yoksa insan "Bu da erkek tesettürü mü?" diye düşünmekten kendini alamıyor.
Dünya Kupası'nda bir Türk markası
Türkiye her ne kadar Dünya Kupası'na gidemese de, bir Türk markası orada olacak. Damat Tween ADV, Dünya Kupası'na özel "Football-Fever" (futbol ateşi) temasıyla beş farklı baskı ile üç renk tişört, beyaz gömlek ve iki renk şapka hazırladı. Damat Tween Berlin'deki mağazasında bu ürünleri satışa sunacak. Mağazasını ve vitrinlerinde de Dünya Kupası'na uygun bir düzenleme yaptı. Ne güzel, bizden birileri Almanya'da bizi temsil ediyor olacak. İyi bir girişimcilik örneği.
|
|
|

|