|
 |
|
|
Gelişmişlikten söz edenler yanılıyor
Görüş / Bülent Buda
Kırık dökük parçaları biraraya getirme yorgunluğunda eksiliyor takvim yaprakları. Ardımızda bıraktığımız yılların belgeleri (fotoğrafları) çoğu siyah beyaz. Sanki onlar daha duru, daha yalın, daha doğal, daha içten.
İlerleyen yıllar yeni olanla güzelleşecek diye umarken, renkli-digital yaşamların yalnızlığı, unutulmalar, doldurulmayan boşluklar...
Siyah beyaz fotoğraflarda, kendisi var. Renklerle parlatılmamış, öylece, sımsıcak. Siyah beyaz günlerimizde duygularımız, düşlerimiz var. Azımsanmayacak bir kalabalıktık. Ana yoldan saptığımızda kaybolma korkusu yoktu. Görünmeyen bir el çeker, düzeltirdi doğrultumuzu. Herkes için açık bir gerçekti bağlılık. Duygu seli akar geçerdi birinden, ötekine. Sonra başlayan bölünmeler, tenhalaşmalar, kopuşmalar. Yaşamı hangi dönemeçte ıskalamıştık? Bu müthiş düş kırıklığını oluşturan olaylar nasıl, ne zaman başlamıştı?
Haremlik selamlık!
Altay Dergisi'nin son sayısında siyah beyaz bir fotoğraf vardı. Kravatlı, papyonlu, fötr şapkalı insanlar Alsancak tribünlerinde maç izliyorlardı. Genç olsam, o günlerin tanığı olmasam "Birileri bizi aldatıyor" diyeceğim. Ama öyle değil.
Belki de o fotoğrafın çekildiği gün ben de karşıda açık tribünün bir yerlerindeydim çocuk halimle. Fotoğrafların renkli-digital olanla, dahası cep telefonundan bile görüntülendiği bu evrede, güya ulaşılan ileri gelişmişlik düzeyinde yaşanan onca şiddet, terör neyin gelişimi, neyin değişimi oluyor ki? Biz lisede kız erkek sınıflarda birlikte oturup, birlikte ders çalışırken, yıl 1958'di!
Ali Barçın, Alsancak'ta liselararası futbol maçlarını yönetirken, tribünler kızlı erkekli daha sevinçli, daha neşeli, daha coşkuluydu. Kimsenin aklının ucundan geçmedi bizi haremlik selamlıklarla ayırmaya ta o yıllarda. Hiçbirimiz düşünmedi o sevginin siyah beyaz saflığında ötekini yok etmeyi, bozuk para gibi harcamayı, bitirmeyi.
Kardeş olarak yaşamak
Renkli-digital dünyada çıkmaz sokaklara itiliyor genç insanlar. Onları oradan çekip alıverecek ne görünmez bir kol, ne de akıl var. Koca koca adamlar "münferit" diyerekten geçiştiriyor olan biteni. Bu ne menem bir vurdumduymazlık, bu ne menem sevgisizliktir?
Elimde yine siyah beyaz koşullarda belgelenmiş mutluluğumuzun fotoğrafı var. Ticaret Liseli son sınıf öğrencilerinin, insanoğlunun doğa katliamını başlatmadığı yıllarda Çeşmealtı'na düzenlediğimiz yıl sonu gezisinde çekilmiş. Ayten Şenipek, Nejla Şenormanlar, isimlerini şimdi anımsayamadığım diğer kız arkadaşlarımız, Metin Korkuter, Saffet Taşkın, Ekrem Kublay, Ercan Aytuger, İbrahim Onukel, Ali Güner, Erhan Baskan, Umur Sonat gümümseyen yüzlerimiz birbirine sarılan kollarımızla... Mehmet ile Eşref sıvışmışlar bir yerlere. Niye yoktular o fotoğrafta?
Oysa orada birlikteydik. Martin Luter King şöyle diyor: "Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Bu arada çok basit bir sanatı unuttuk.
Kardeş olarak yaşamayı. Biz bunu yıllar önce başardık. Renkli-digital dünyada değişimden, gelişimden söz edenler, işin burasında ne yapıyorlar acaba?
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|