Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Haziran 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bir ay önce kardeş şehrimiz Sousse'ta medinaları gezerken...

Satır Arası / Deniz Sipahi

Geçenlerde İzmir ile Tunus'un Sousse kenti arasında kardeşlik protokolü imzalandı. Sousse Belediye Başkanı Hedi Ayace, Aziz Kocaoğlu'na kentlerinin sembolü olan zeytin ağacı maketi verirken, Kocaoğlu da İzmir Saat Kulesi'nin gümüş maketini hediye etti.
Bu protokolden kısa bir süre önce ben de Tunus hükümetinin ve Tunus Milli Ofisi'nin misafiri olarak Sousse sokaklarındaydım.
Birkaç hafta önce Tunus'ta çölde geçirdiğim bir akşamın o unutulmaz anlarını sizlerle paylaşmıştım. Gerçekten de çölün ortasında yıldızları seyretmek büyük bir keyifti. Gecenin karanlığında gökyüzüne baktığınızda yıldızlar o kadar yakındı ki elinizi kaldırsanız yıldızlardan birini alıp cebinize koyacağınızı zannedersiniz. Kardeş şehrimiz Sousse'un medinaları da bir o kadar etkileyici ve büyüleyiciydi. Tunus ve Sfax'dan sonra ülkenin üçüncü büyük şehri Sousse, altın rengi kumsallarıyla turistlerin gözdesi olmuş durumda. Hannibal'ın Romalılar'a savaşırken ana merkez olarak kullandığı bu şehir, Romalılar'a geçtikten sonra gelişip zenginleşmiş.
Bizanslılar ele geçirdikten sonra ismi imparatorun adı olan Justinianopolis olarak değiştirilmiş. Yedinci yüzyılda Araplar'ın, on altıncı yüzyılda Osmanlılar'ın sonra İspanyollar'ın ve en son Fransızlar'ın himayesi altına girmiş.
Sousse'a gidenlere "Ken" köyü de tavsiye edilebilir. Geleneksel Tunus insanının en yoğun biçimde görülebileceği bu köyün kelime anlamı ise "bir zamanlar" anlamına geliyor.
Sousse; doğu sahilinde, başkente bir buçuk saat uzaklıkta. Tunus'un doğal zenginliği en fazla olan şehir önemli yerleşim yerlerinden.
Sousse'un çevresindeki yerleşim merkezlerinin modern, ılıman bir havası var. Sıcaklık Ocak'ta 11.5, Temmuz'da 25.7 civarlarında.
Bu ılıman havası, konumu ve yaşayanları sayesinde çok güzel deniz kenarı bir tatil yöresi. Ve Tunus'un en gösterişli şehri. Sonsuzmuş gibi gelen çölün sarı kumlarında yürürken Afrika, masmavi sularında serinlerken de Akdeniz yaşanıyor Tunus'ta...
Sadece iki saat uzaklıkta... Tunus, Türkiye'ye böylesine yakın. Uçağa bindikten birkaç saat sonra, ülkenin şirin kasabası Sidi-bu-Said'de, ünlü CafÈ des Nattes'ın dillere destan çam fıstıklı, nane çayını yudumlayabiliyorsunuz. Güneş, ülkenin renklerini tüm parlaklığıyla ortaya çıkarıyor. Başkent Tunus'un geniş caddelerinde yürüyüp, kaldırımlara yayılan kahvelerde modern yaşamı izleyip, ortaçağa ait medinasında saatlerce yürüdüm.
Tunus'un her kentinde, küçük ya da büyük bir medina var. Kentlerin kuruluşunda ilk yerleşim ve yaşam, hep bu medinalarda başlamış.
"Etrafı surlarla çevrili kent" anlamına gelen medinalar bir labirent adeta.
İçinde halkın tavla oynadığı kahveler ve dükkanlar var. Tunus'un önemli cami ve medreseleri de, medinanın sınırları içinde. Sekizinci yüzyılda medinayla birlikte inşa edilen ez-Zeytune Camii, kentin en eski ve en ünlü yapılarından. Camiyi çevreleyen dar sokaklarda capcanlı çarşılar var. Hepsi yan yana sıralanmış kumaşçılar, türlü kokuların yayıldığı parfümcüler, kuyumcular, antikacılar, terlikçiler... Bu renkli hayatın içinde kaybolup Tunus sokaklarının keyfini çıkardım.
Hürriyet gezi yazarı Reyan Tuvi'yle dolaşırken bir liste yapmıştık. O Hürriyet'teki köşesinde "Ben olsaydım bunları yapardım" deyip sıralamış.
Aynen katılıyorum.
Kozmopolit başkent Tunus'un bir kaldırım kahvesinde Tunus şarabı içmek.
Bardo Müzesi'ni bir bilenle dolaşmak ve dünyanın en büyük mozaiğini görmek.
Kartaca'yı kaçırmamak.
Hammamet kalesinden balıkçıları izlemek.
Gün doğarken Grand Erg Oriental'de deveye binmek ve yıldızların altında uyumak.
Berber köyü Chenini'yi turist akınına uğramadığı bir zamanda gezmek. Medinalarda kaybolmaktan korkmadan dolaşmak. İslam'ın kutsal kenti Kairouan'ın medinasında renkli kapı ve pencerelerdeki gölgeleri izlemek. Tozeur'ün sıradışı, geleneksel mimarisini eski kent Ouled El- Hadef'te görmek.
Bir palmiye ormanında bisikletle dolaşmak.
Sidi Bou Said'den Akdeniz'e bakarken, çamfıstıklı nane çayı yudumlamak.
Ksar Ghilane vahasında termal sularda yüzmek.
Sahra'nın kumullarından günbatımını seyretmek.
Medina kahvelerinde nargile içmek.
Matmata'da, Otel Sidi Driss'teki Star Wars barında bir bira ısmarlamak. Berberilerin en çarpıcı tahıl ambarı Ksar Ouled Soltane'i görmek.
Dağdaki vaha köyleri Chebika, Mides ve Tameza'yı görmek. Hammamet'in plajında keyif yapmak...
Tunus'a yine devam edeceğim.

Avrupa Birliği neden "Atatürk'ten vazgeçin" diyor?

Aylardır düşünüyorum şu Avrupa Birliği neden Atatürk'ten vazgeçmemizi istiyor diye. Ve bir türlü bulamıyorum. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü gerçekten Kemalizm'den vazgeçmemizi mi istiyor, yoksa bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bildiği için kalıcı bir ret bahanesi mi kazanmaya çalışıyor? Yoksa amacı Türk halkını AB'den soğutmak mı?
Eğer gerçekten Atatürkçülük'ten vazgeçmemizi istiyorsa Atatürk'ün neler yaptığına bakmamız gerekir. Bakın 1929 yılında bir Fransız, Atatürk'ün devrimlerini nasıl anlatıyor.
"...1922-1928 yılları Türkiye'sinde gerçekleştirilen şeylerin dünyada bir eşi daha yoktur. Deyim yerinde ise, bütün bir halk adeta deri değiştirdi..."
"...Türk halkı, Müslüman halklar arasında ilk olarak Avrupa uygarlığı ile kaynaşmıştır. Mustafa Kemal'in yönetiminde bu halk rasyonalizm, felsefi ve teknik liberalizm gibi yararlı yöntemleri benimsedi. Oysa Avrupa bunları yüzyıllar boyunca güçlükle elde edebilmişti. Şimdi Türkiye örneği artık meyvelerini vermeye başlamıştır. İran, Afganistan, Suriye, Mısır, hatta Arabistan derin bir evrime girmişlerdir. Doğal olarak direnmeler vardır. Çünkü Kemalist reformlar İslam'da batıl inançların tümü ile kaldırılması inancını taşımaktadır."
* * *
Bu satırlar Temps gazetesi adına 1922-1928 yılları arasında Türkiye'de bulunan Paul Gentizon'un yazdığı "Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu" kitabının (Bilgi Yayınevi) önsözünden alınmıştır.
Peki, Atatürk bu kısa zamanda hangi değişiklikleri yapmış? Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyet rejimini getirmiş. Hilafeti kaldırmış, laikliği getirmiş.
Şeriat hukukunu kaldırmış, yerine Avrupa hukukunu getirmiş. Birden çok kadınla evliliğe son vermiş; cinsiyet ayrımını önleyerek, kadınlara birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını getirmiş. Arapça harfleri terk ederek, Latin harflerini Türkçe'ye uyarlamış ve Türkçe'yi dünyanın en kolay okunan dili haline getirmiş.
Kılık kıyafet kanunu ile kara çarşafa, cüppeye, sarığa, fese son vermiş, Batılı giyim tarzını benimsemiş. Dini eğitim veren medreseleri kapatarak, iki başlı eğitime son vermiş, çağın gereklerine uygun bilimsel eğitime yönelmiş.
* * *
AB bu nedenlerle Atatürk'e karşı olabilir mi? Bu sorunun olası yanıtları "Hayır" veya en azından "Olmamalı..." dır.
Peki Atatürk başka ne yapmış?
Emperyalist ülkelere karşı dünyada ilk kez savaş kazanmış!!!


dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Gelişmişlikten söz edenler yanılıyor
Emeklilik hakkında her şey
Nerede kalmıştık
Bir ay önce kardeş şehrimiz Sousse'ta medinaları gezerken...
Ege Üniversitesi "Bornova için el ele" diyor





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bülent Buda
Necati Çetiner
Nesrin Coşkun
Deniz Sipahi
İsmail Sivri

© 2006 Milliyet