|
 |
|
|
Mutfaktaki sanatçı
Altı yıldır İstanbul'da yaşayan, birçok uluslararası başarıya imza atan Fransız şef Fabrice Canelle yemek malzemelerini sadece mutfakta kullanmıyor. Havuç suyundan, votkadan resimler yapıyor; çatalları ve kaşıkları adeta birer heykele dönüştürüyor
ASLI ÇAKIR
Fabrice Canelle altı yıldır İstanbul'da yaşayan bir Fransız şef. Onunla birkaç yıl önce Çırağan Palace Kempinski'deki şeflik döneminde yine bir röportaj vasıtasıyla tanışmıştık. Birkaç kişi "Fransız şefler biraz ukala olur" demişti bana buluşmadan önce, o da bunu neredeyse doğrulamıştı. O sıralarda ayrıca altın yapraklarla süslediği yemekler, hepsi birer heykel gibi görünen, rengarenk, harika şekerlemeler, pastalar yapıyordu. Sanki mutfakta değil de bir tasarım atölyesinde çalışıyor, yaptıkları da sofraya değil de sanat galerisine gidiyormuş gibi çalışıyordu. O zaman bize odasındaki bazı resimleri göstermişti. Boya yerine meyve sularını kullanarak yine mutfakla, yemekle ilgili resimler yapıyordu. Bir sergi açmak istiyordu.
İşte bizim tekrar buluşmamız da onun bu dileğinin gerçekleştiği günlere denk geldi. Artık The Ritz-Carlton'ın şefiydi ve G-Art'ta meyve ve sebze sularını votka ve mürekkeple karıştırarak yaptığı resimler; çatalları, kaşıkları ve bazen bıçakları kullanarak yaptığı kendi deyimiyle montajları sergileniyordu.
Değişmişti. Kilo vermiş, spora başlamış, gençleşmişti. Ama asıl değişiklik tavırlarındaydı. O Fransız tavırları yerini sanki bizden birine bırakmıştı. Garsonlarla sıcak konuşan, güler yüzlü, samimi bir adam olmuştu. Meğer bir Türk ile evlenmiş bu arada. Ve artık buraya yerleşmeye karar vermiş. Gelecek planları hazırdı: "İstanbul'u çok seviyorum. Dolaşmaktan da yoruldum. Artık burada kalacağım, hatta iş kuracağım. İyi bir ortak bulursam bir restoran açacağım."
Bu tip sergilere devam edecek
Biz 11 Haziran'a kadar sürecek sergisinin mekanında buluşmamız nedeniyle yemekten çok "yemek eserleri"yle ilgili konuştuk. Satılan eserlerden kazanılan paranın yüzde 50'sinin Şişli bölgesindeki fakir çocuklara verildiği sergide gözümüze hemen aşıklar, dans eden çiftler, birbirine sarılan sevgililer çarptı. Duygular bildik duygulardı ama bu hisleri bu sefer çatallar ve kaşıklar, kimi zaman da bıçaklar yaşıyordu. Sevgililer, Evlilik Teklifi, Sonsuza Dek Birlikte, Dans gibi isimleri olan işlerinde çatallar ve kaşıklar insanlaşıyor, aşık oluyor, bakışıyor, sarılıyordu. Bir tanesinde kaşıklar, cep telefonuyla konuşarak mini etekleriyle Tokyo sokaklarında dolaşan Japon kadınlara dönüşüyor, bir tanesinde yere diz çökmüş bir çatal, ayakta duran kaşığa evlilik teklifinde bulunuyor. Ortadaki montajlarda ise camide namaz kılan ya da artık bir kadın ayakkabısı olan renkli, eğilmiş, bükülmüş çatal ve kaşıklar vardı.
Sergisindeki çoğu işin özellikle restoranlar için çok uygun olduğunu söyleyen Canelle bundan böyle istenirse restoranlar için böyle çalışmalar yapabileceğini belirtiyor. Bu tip sergilere devam edeceğini de söyleyen Canelle'nin bir sonraki sergisi modayla ilgili olacak. Çatal, kaşık ve bıçaklar yine başrolü oynayacak fakat bu sefer onlardan aksesuvarlar yaratacak.
"Kaşıklar kadın, çatallar erkek"
Yaratıcılığınızı mutfağın yanında sanat alanında da kullanmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Çırağan'da çalışırken, 2003 yılında böyle resimler yapmaya başladım. Ne de olsa bir şef olarak yaratıcılıktan çok büyük zevk alıyorum. Bu yaptıklarım da yaratıcılığın bir parçası.
Boya kullanmıyorsunuz resimlerinizde. Yiyeceklerden yararlanıyorsunuz. Hangi yiyeceklerden?
Her şeyin suyunu kullanabiliyorum resimlerde. Havuç, hindistancevizi, mango, böğürtlen... Şaraplardan, kırmızı biberden hatta kalamardan...
Niye normal boyalarla değil de bunlarla yaptınız?
Sonuçta ben bir şefim. Yemekle, yemek aletleriyle ilgili resimler yapıyorum. Bir de bunları yiyecek maddeleri ile çizip boyarsam böylece daire tamamlanmış oluyor.
Resimleriniz için alkolik diyebiliriz. Çoğunda votka kullanmışsınız.
Boya için bir damla meyve-sebze suyu kullandıktan sonra onu votkayla karıştırıyorum. Yani alkolle. Bu da resimlerin bozulmasını önlüyor. İşe yarıyor ki mesela havuç suyu ve votkayla yaptığım bir resim 2003 yılından beri sapasağlam duruyor.
Burada kaşıklar kadınları, çatallar erkekleri simgeliyor, değil mi?
Evet. Kaşık şekli, yuvarlaklığı, yumuşak görünümü itibarıyla daha kadına benziyor. Çatal da keskinliği ile daha çok erkeği andırıyor.
"Kadınlar yemek konusunda erkeklerden daha zeki"
Altı yıldır İstanbul'da büyük otellerde şeflik yapıyorsunuz. İstanbul'da bu altı yıl içinde yemek konusunda ne gibi değişimler, gelişmeler gördünüz?
İstanbul çok değişti. Restoranlar arttı, çeşitlendi, gelişti. Eğlenebileceğiniz kulüpler, çok iyi kafeler var artık. Sadece burada yaşayanlar için değil dışarıdan gelenler, turistler için de çok çeşitli ve kaliteli seçenekler var. Onlar da aradıkları her şeyi burada bulabilirler.
Sizin bir de kadınlara özel, erkeklere özel mönünüz var. Kadınla erkek arasında yemek seçme, yeme konusunda ne gibi farklılıklar var?
Kadınlar yemeğin görüntüsüne, renkli olmasına daha çok dikkat ediyor. Yemeğin daha sunumundan itibaren çekici olmasını istiyorlar. Bu konuda erkeklerden daha zekiler. Bu sadece görünümlerini düşündükleri için değil. Her şeyi yemiyor, lezzetli şeyleri yiyor, azar azar yiyor, hafif yiyor ama her şeyden de biraz yiyorlar. 50 çeşit tabak hazırladım o mönü için. Daha hafif ve az yağlı yiyen kadınlar için salatalar, ızgara karides, levrek fileto, gül yapraklı parfe gibi seçenekler var. Erkeklerin seçenekleri ise rakı ile marine edilmiş somon Grawlax, ızgara süt danası, makarna, dana antrikot, Türk tatlıları, tiramisu olabilir.
|
|
|

|