|
TÜSİAD ve AKP
EKONOMİDEKİ dalgalanma kaygılar yaratıyor. En kötüsü de faizlerdeki tahminleri çok aşan artış... Dünyadaki dalgalanmalardan biz de etkileniyoruz. Ama TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın belirttiği gibi, Türkiye'nin elinde iki 'dayanak' olduğu için biz daha az etkilenmeliydik: Biri, AB süreci, öteki IMF şemsiyesi...
İhtiyaçlarımızı karşılamaya kendi mali kaynaklarımız yetmiyor, dışarıdan sermaye gelmesi lazım. Yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi için gereken güven duygusunu AB süreci ve IMF veriyordu.
Buna rağmen dünya piyasalarındaki dalgalanma bizi daha fazla sarstı.
Geçen cuma TÜSİAD İstişare Konseyi toplantısında bu konuda hükümete çok sert eleştiriler yöneltildi: AKP hükümeti; "din referanslı konuları gündeme taşımak" ya da "laiklik konuları üzerinde tartışmalara yol açmak", atamalarda "bizden olan olmayan ayrımı yapmak" gibi büyük hatalarla güvenin sarsılmasına yol açmıştı; o yüzden sermaye kaçışı bizde daha fazlaydı.
Sermaye ve siyaset
Ömer Sabancı, dünkü Eskişehir konuşmasında üslubunu yumuşattı. 25 paragraflık konuşmasının sadece bir paragrafında bu eleştirileri hatırlatmakla yetindi, kalan kısmında ekonomik analiz yaptı, bölgesel kalkınmayı anlattı.
Başbakan Erdoğan'ın da TÜSİAD'dan gelen sert eleştirilere hiç tepki vermemesi dikkat çekicidir ve isabetlidir.
Siyaset de ekonomi de uzun süreli bir çatışmayı göze alamaz! TÜSİAD'ın eleştirileri teknik doğrulara dayanıyordu; bu inkâr edilemez. Fakat çözüm, siyasetle sermayenin çatışması değil, "ortak akıl"la bir program üretilmesidir. Türkiye'nin yaşadığı dört yıllık çok başarılı ekonomik büyümenin de bir ayağı siyaset, öbür ayağı ekonomidir:
Siyasi istikrar: Tek partili iktidarın kurulması, AKP'nin reform heyecanı, bütçe disiplini, AB yolundaki dinamizmi, bunların sağladığı yüksek güven... Ucuz döviz: 'Atanmışlar'ın engelleyici tavırlarına rağmen, bu siyasi güven ülkeye yabancı sermaye akmasını sağladı, döviz bolluğu yatırımları ve büyümeyi harekete geçirdi.
Fakat yeni dönemde ise "pahalı döviz" ve "yüksek faiz" olacak, büyüme yavaşlayacaktır! Bu durumda "siyasi istikrar" daha önemli hale gelmektedir.
'Ortak akıl'
Ekonomi ile siyasetin yeni bir "ortak akıl"da buluşması herkesin birbirine yaklaşmasıyla mümkündür. Toplumu kutuplaştıran konularda "taraf" haline gelirse TÜSİAD da siyasi istikrarı zedelemiş olur.
TÜSİAD birçok konuda liberaldir; hatta değerli yazar Gündüz Aktan "Ah TÜSİAD" başlıklı yazısında TÜSİAD'ı "liberalizmin dayanılmaz cazibesine kapılmak"la eleştiriyordu. (Radikal, 27 Aralık 2005)
Ama başka bazı konularda ise TÜSİAD 'gayri-liberal' oluyor! AB politikasını hararetle savunuyor ama "İlerleme Raporları"ndaki öncelikleri dile getirmiyor! Pek çok konuda araştırma yaptırıyor ama, liberal felsefede laikliğin nasıl algılandığını ve toplumu nasıl etkileyeceğini hiç araştırmıyor!
Siyaset için Merih'ten 'halk' getiremeyeceğimize göre, istikrarı sağlayacak olan, bu halktır ve talepleri siyasete ölçülü bir şekilde yansıyacaktır elbette!
Öte taraftan hükümetin de pusulası "ortak akıl" olmalı, kendi seçim bildirisindeki "öncelikler"e özen göstermeli, TÜSİAD'ın eleştirilerine önem vermeli, cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçileceğini Başbakan Erdoğan mutlaka açıklamalıdır.
Unutmayalım, iktisaden "çok daha pahalı" olacak beş yıllık bir döneme giriyoruz!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|