|
 |
|
|
Çoğunluk Çankaya'ya...
Cumhurbaşkanı seçimi, Türkiye'nin seyir defterinde kayıtlı bir "çakar..." Karanlığın içinde yanıp sönerek "tehlikeli kayalıklar" için işaret veriyor.
Dün, yeni bir "rota" daha önerildi; "Anayasa'da değişiklik yapılsın, cumhurbaşkanını halk seçsin..."
Murat Karayalçın'ın imzaya açtığı bu girişim, "kayalıklara bindirmeden, Türkiye siyasetinin güvenli sularda yürüyeceği bir rota oluşturabilir mi?"
...............................
Bugünkü Anayasa'nın "ebesi" denebilecek 12 Eylül yönetiminin başında Orgeneral Kenan Evren vardı.
7. Cumhurbaşkanı Evren'in "keşke" diye başlayan söylemlerinden biri bu konudadır.
"Anayasa'ya cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi maddesini koydurtmadığım için pişmanım."
Pişmanlığı, kendisiyle ilgili değil.
Çünkü... Önce devlet başkanı, sonra cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
"Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gereği" daha sonra yaşanan siyaset manzaraları nedeniyledir.
Devletin doruğunda bulunan kişinin, halkın çoğunluğu tarafından seçilmesi ve bütün ulusu temsil etmesi demokrasinin ruhudur.
Oysa...
Seçim yasasındaki çarpıklıklar nedeniyle toplumun üçte birini bile temsil etmeyen bir parti, TBMM'de cumhurbaşkanı seçecek çoğunluğu sağlayabiliyor. Kendi liderini Çankaya'ya gönderebiliyor.
Sözgelişi...
Anavatan, yerel seçimlerde yüzde 21'i ancak aşan oy alabilmişti. Ama parlamentodaki -çarpık seçim sisteminden kaynaklanan- milletvekili çoğunluğuyla merhum Özal'ı cumhurbaşkanı seçebilmişti.
O nedenle Türkiye'nin yarısından fazlasının oyunu temsil eden DYP'nin ve CHP'nin genel başkanları Demirel ve İnönü; "Özal'ın cumhurbaşkanlığını tanımadıklarını" açıklamışlardı. Onu tebrike gitmemişlerdi.
Özal da bu acıyı hep içinde taşıdı.
"Cumhurbaşkanını halkın seçmesini isteyen" öneriyi sık sık dile getirdi.
................................
Bir sonraki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de "Cumhurbaşkanını halk seçmelidir" görüşündeydi.
Bu görüşünü hâlâ sürdürüyor.
................................
Bu satırların yazarı da "Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden" yanadır.
Ancak...
Şu önemli koşulla; "Bu seçim iki turlu olmalıdır. Birinci tura çok sayıda aday katılabilir. Sadece ilk turda en yüksek oyu almış 2 aday, ikinci turda yarışmalıdır.
Bu durumda adaylardan biri mutlaka yüzde 50'nin üzerinde oy alacaktır.
Yani...
Ulusun çoğunluğunun üzerinde mutabık kaldığı bir isim cumhurbaşkanı seçilecektir."
Bu sistemin bir diğer yararı da birinci turda ilk iki arasında yer almayan adayların temsil ettikleri siyasal görüşlerin boşta kalmayacak olmasıdır.
İki adaydan, kendi görüşüne daha yakın olana yönelecektir.
İşte...
Uzun süredir konuşulan "uzlaşma" budur.
Mademki, AKP'nin "üzerinde uzlaşılacak bir aday için Meclis'teki diğer partilerle diyalog zemini kurmak" gibi bir eğilimi sezilmiyor, çözümlerden biri bu olabilir.
Başbakan Erdoğan da diliyorsa aday olabilir. Türkiye'nin çoğunluğunun da iradesi ortaya çıkar.
................................
Adaylar seziliyor.
Örneğin... Profesör Yılmaz Büyükerşen, eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'in fotoğrafları, siyasetin proses odasındaki banyo teknesinde hatlarıyla belirmekte...
Acaba Türkiye ulusunun çoğunluğunu kim etrafında toplayabilir?
.................................
Türkiye'nin tansiyonu hissedilmekte.
Toplumun dörtte birinin oylarıyla AKP'nin Çankaya'ya cumhurbaşkanı seçme dayatması ve zorlaması kısa devreler yaptırıyor... Sigortalar atıyor... Zaman zaman gündüzlerde karanlıklar yaşıyoruz.
Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, bir "formül" ama "tek formül" değil.
AKP, uzlaşma zemininde adımlar atarsa, demokraside çözümler tükenmez.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|