|
 |
|
|
Sincapla mülakat
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Birkaç yıl önce, "Birkaç yıl önce", diye başladığım bir yazıyı, "Güney Ege'yi tarif eden haritanın hemen hemen en ucunda, önce herkesin 'Böcübörtü'den türetildiğini sandığı, ama aslında İngilizler kuşların bolluğu sebebiyle 'Birdsbed' dedikleri için, yerel lisana 'Bördübet mevkii' diye yerleşmiş bir bölge"den göndermiştim gazeteme... Ve şöyle devam etmiştim: "Ege... Efsanelerin sıradan heyecanlara hayat hakkı tanımadığı ve hâlâ, gerçeklerin rüyalara tutsak yaşadığı toprakların adı. Bir kaçamak düşleyin kendinize, "www.klupamazon"da; sabah yüzünüzü yıkarken, aynanın kenarında, kollarını kavuşturmuş, işinizin bitmesini bekleyen ve tropikal bir paletin renklendirdiği 'bilge yeşil kurbağa' ile göz göze geliyorsunuz. Kahvaltıya giderken, sağa sola kaçışan sincaplarla rastlıyor, şairin 'Bir devri taşır gibi sırtlarında mumları/ağır ve ürkek ama vakur adımları' dediği kaplumbağalarla selamlaşıyorsunuz." İşte bugün o sincaplardan biriyle beraberiz.
***
Siz buranın eskilerinden sayılırsınız. Doğal hayatın korunması hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Bördübet bir istisna. Sincaplar, postları için avlanırlar ve (yasak olmasına karşın) avlanma nedeniyle Türkiye'de sayımız hızla azalıyor. Dünya çapındaki kırmızı listede, "soyları tehlikede olmayan hayvanlar"ın yer aldığı bölümdeyiz. Ama Türkiye'deki durumumuz daha hassas.
Bütün ömrünüz buralarda mı geçti?
- Evet evet! Zaten ortalama ömrümüz 7 yıl kadar. Yılda 1-2 kere, 2-7 yavru doğururuz. Pek nadir olarak, bir yılda 40 yavru doğuranlarımız olduğunu da büyükler anlatırdı. Kış uykusuna yatmadığımız için olan biten her şeyi, değişeni değişmeyeni yaz-kış izleriz. Yalnız yaşarız.
Çok iyi tırmandığımızı biliyorsunuz. Hemen hemen bütün zamanımızı ağaçların üstünde geçiririz. Tepeden bakmayız ama, daha geniş bir bakış açısıyla olayları insanlara göre daha iyi gözlemleriz; Siz buna "kuş bakışı" diyorsunuz. Ağaç gövdesinde başaşağı bile hızlıyızdır. Sabah ve ikindi vakti daha da hareketli oluruz.
Sadece kahvaltı sofralarından ekmek aşırarak mı karnınızı doyuruyorsunuz?
- Olur mu canım? Biz büyük bir dengenin parçalarıyız. İğneyapraklı ağaçların tohumlarını dişlerimizle kozalakları ısırarak serbest bırakırız; tohumları ve kabuklu yemişleri tek tek toprağa gömer, saklarız. Veya kovuklarda depolarız. İşin komik tarafı, sakladığımız tohumların bir kısmını sonradan bulamıyoruz. Toprak altında unuttuğumuz bu tohumlar, ağaçların üremesine yardımcı oluyor. Sizin unutkanlığınız ise ormanları yakıyor. Meşe palamutları, ceviz, badem, fındık, tomurcuklar, mantarlar, taze ağaç kabukları, böcekler, salyangozlar ve kuş yavrularını da sevdiğimizi inkâr edemem.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
- Bizimle uğraşmayın. Doğaya daha yakın yaşamaya çalışın. Ağaçları beraberce koruyalım. Çevre kirliliği, sadece insan neslinin eseridir. Biz ormandakilerin bu işte hiç kabahati yok.
Büyük resmin hiçbir karesi diğerinden daha az önemli değildir. Birkaç yılda bir, "Birkaç yıl önce" diye bir şeyler yazmaya devam edin. Ege'de tatilin, "gürültü kirliliği merkezleri"nden ibaret olmadığını anlatın dostlarınıza. Buralara gelsinler. Özgürlüğü keşfetsinler. Nefes aldıklarını ve gerçekten evrenin bir parçası olduklarını hissetsinler.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|