|
Lise, üniversite, öğrenci
ÜNİVERSİTE sınavları yaklaşıyor, eğitimdeki 'facia' yeniden gözlerimizin önüne geliyor: Liselerin son sınıfları bomboş! Öğrenciler okul idarelerinin ve hocaların 'kanunsuz' hoşgörüsüyle veya 'kanunsuz' sağlık raporlarıyla, okula gitmiyor, dershaneye gidiyor!
Dershaneye gitmek çözüm mü? Çözüm değil... İki milyona yakın öğrenci başvurduğu halde, gerçek yükseköğretim kontenjanı 200 bindir! On kişide bir kişi üniversiteye girebilecek!
Bu, facianın bir tarafı... Facianın öbür tarafı, ortaöğretimdeki korkunç kalite eşitsizliğidir. Az sayıdaki "iyi lise"de öğrenci iseniz, dershaneye gitseniz de, kendiniz çalışsanız da, büyük ihtimalle bir üniversiteyi kazanacaksınız. Ama çok sayıdaki lise öyle kalitesiz eğitim veriyor ki, dershaneye gitseniz de kazanmanız zor!
Korkunç fark!
Eski Talim Terbiye Başkanı Prof. Ziya Selçuk, eğitim-bilim alanında ülkemizde en önde gelen akademisyenlerden biridir. Kendisiyle görüştüm, Türkiye'de ortaöğretimde, yani liseler arasında "en iyi okul" ile "en kötü okul" arasındaki kalite farkının yüzde 80 olduğunu söyledi!
Halbuki bu oran OECD ülkelerinde yüzde 10'un altında!
Demek ki, bizde teorik olarak, üniversite sınavlarını kazanacak öğrencilerin yüzde 80'i önceden bellidir ve belirli 'iyi liselerin' öğrencileridir!
Prof. Selçuk, üniversite sınavlarını kazanan "ilk beş bin öğrenci" üzerinde yapılan araştırmaya göre de başarıda asıl etkenin "liselerin kalitesi" olduğunu söyledi.
Bu sene üniversite sınavlarında lise son sınıf derslerinden de soru sorulacak; ama Selçuk'un belirttiği gibi, bunun fazla bir etkisi yok. Çünkü lise son sınıf derslerinden bir miktar soru sormak, genel eğilimi değiştirmiyor.
Selçuk haklı olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK'ün "hangi konuları soralım diye teknik görüşmelerin ötesinde, ortak politika geliştirmesi" gerektiğini söylüyor.
Eğitimde 'iki Türkiye'
YÖK oligarşik yapısıyla akademik hayatımızda ciddi bir problemdir. Ama eğitim alanındaki temel sorun "ortaöğretim"dedir: Hem üniversite kapılarındaki yığılma, hem liseler arasındaki korkunç kalite farkı! Öğrenciden önce öğretmen sorunu!
Bunun sebepleri; Osmanlı'dan itibaren yakın zamanlara kadar okullaşmanın "okuryazar" ve "devlete memur" yetiştirme alışkanlığı içinde yürütülmesi ve eğitimle piyasa arasındaki etkileşimin geç fark edilmesidir.
Bu 'fabrika'nın yetiştirdiği tip de bellidir: Okuyup araştırmayı sevmeyen, bin kelimeyle konuşan, analizden ziyade kalıpları ezberlemeye alışmış, yaratıcılık ve eleştirel düşünceden uzak insan tipi...
Bir o kadar vahimi de azınlıktaki "en iyi liseler"le diğer liseler arasındaki eşitsizliktir! Duyguca, kültürce birbirine yabancılaşan, sosyal katman farkı gittikçe büyüyen, hatta hayat beklentileri çelişen nesiller yetiştiriyoruz.
"İki Türkiye" maalesef eğitimde de bir gerçek!
Bunun yarattığı gerilimler, politik aşırılıklar, kuralsızlığın yaygınlaşması, iş hayatında hem eleman sıkıntısı hem işsizlik...
Daha ne kadar devam edebiliriz böyle?!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|