|
 |
|
|
Zorlu'nun düşü
Görüş / Bülent Buda
İyi insanlar düş kurarlar sıklıkla. Ters giden birşeylere çözüm üretme sevdaları duygu seline dönüşür düşlerinde. Kimileri ters bakar hayatın bu tarafındaki duygusallığa. Ruhsal sağlığa zararlı olduğunu söyleyenler var. Ancak günümüzdeki yaygın anlayış öyle değil. Walt Disney bile uzun yıllar önce "Düş kurabilirsiniz ve düşleriniz gerçekleşebilir. Unutmayın herşey bir fare ile başladı" demiş.
Nafiz Zorlu'nun söyledikleri düş gibi birşeydi. Ulusal medyanın gazetelerinde, televizyonlarında övgüyle yer almak istiyorsan, tribünlerden küfürü kovacaksın. Konuk takıma, hakemlere, konuk takım yöneticilerine, kendi takımının futbolcularına, yöneticilerine, teknik adamlarına bu tür saldırıları yaşam biçimine dönüştürmüş olanları tribünlere almayacaksın. Maç bitimine kadar takımını destekleyecek, bitimden sonra sonuç ne olursa olsun iki takımı da alkışlarla uğurlayacaksın. Sözün özü, eğer fark edilmek, sevimli, sempatik olmak istiyorsan, günümüz koşullarında önce stadyumları spor yapılır, yaşanılır, eğlenilir ortamlara dönüştüreceksin" diyor özetle Nafiz Zorlu.
Takla atan futbolcular
Zor iş... İnsanlar eğlenmeye değil, hır çıkarmaya eğilimli. Sorun salt stadyumlarda da değil. İnsanın olduğu her yerde gerilim, şiddet var. Neyse biz işimize bakalım, tribünlere dönelim. Dönüp konuşurken de yanılgıya düşmeyelim. Yani şöyle:
Tribündeki sorunlara salt bir bölüm seyirci mi öncülük yapıyor? Onlardan önce tribünleri tetikleyen koca koca yöneticiler, gösteri uzmanı teknik adamlar, hafif bir dokunuşla yeşil çimler üzerinde takla atan futbolcular var. Elbette medyanın manşetleri de cabası. Yani 15-20 taraftarı kameralarla saptayıp tribünlere almamakla kolayından çözümlenecek sorun olmayı çoktan aşmış bu konu. Futbolu oluşturan, yöneten unsurların artık yandaş kimliğinden soyutlanıp, arkasında duracakları tavrı gösterme zamanı çoktan geçmiştir de biz yine de "Bir başlasa iyi olur" diyoruz.
Durum ortada: Kral çıplak
Bakın, İzmir tribünleri giderek tatsız görüntüleri sergilemede ülke çapında ön sıralara büyük bir istekle tırmanıyor. Kulüpler her yıl para, seyircisiz oynama cezalarıyla bunalıyor. Sorunun çok daha tatsız boyutu futbolcular İzmir'de kendi seyircilerinin önünde oynamak istemiyor! Tribünlerden gönderilen küfürler futbolcularda ne futbol oynama isteği, ne de takım sevgisi bırakıyor! Bendeniz de olaya böyle yaklaşarak, sözünü ederek, dile getirerek elbette o küfürlerden payıma düşeni alıyorum. Bütün olanlardan sonra ortada ele avuca gelen bir başarı olsa, "Neyse ki işe yarıyor" deyip belki de geçiştireceğiz. Ancak durum ortada. Kral çıplak!
Körler ve sağırlar
Nafiz Zorlu'nun düşünü, ayrıntılarıyla bir kez de kendisinden dinlesek fena olmaz diyorum. Tabii bir de birbirimize karşı aşamadığımız "ego" sorunumuz da var. Yine de bir kez dinlemekle kimsenin egosu çizilmez.
Eylemde yok olan, eğlencede birleşen insanlar görünümü artık kabak tadı vermeye başladı. Sorunlar; düşüncesi, ilgisi olanların bir araya gelmesi ile çözüme ulaşır. İzmir, donanımlı insanların bir kenara itildiği tu kaka edildiği kent mezarlığına dönüştü. Uzun yıllardan bu yana...
Geçenlerde yazdığım "Körler sağırlar birbirini ağırlar" yaklaşımı hoş değildi. Elbette farkındayım... "O kadar da değil" denilebilir. Ama, çoğunlukla bakıyorum da, tribünlere siftahı olmayanlar, İzmir futbolunun sorunlarına ilişkin bir araya gelmelerde konuşmacı koltuğuna oturtuluyor. Bu kadarı da ağır kaçıyor. İncitiyor doğrusu.
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|