|
 |
|
|
Doğum günüm ve babam
(İki yıl önceki Köyün Delisi'nden)
Doğduğum günün kutlanmasından her zaman gıcık kapan ben, bir 9 Haziran'da bir şekilde tüm hayatımdakiler'e, ''iyi ki varsınız'' demeyi çok istiyordum doğrusu.
İşte onlar da bana ''iyi ki doğdun'' diyeceklerdi filan falan...
Ben ve onlar, beraber bir 9 Haziran'da hepimiz, hep beraber filan falan işte...
Şahane olurdu valla.
* * *
Onun ölmek için doğduğum günü seçeceğini, doğum günümden bir gün önce onu son gördüğümde hissetmiştim.
Ölürken bile bana kıyak yaptı.
Doğum günümde, hayatımda kim varsa hemen hemen hepsine beni arattırdı.
Bu kadar herkes'li bir 9 Haziran'ı iki ben'li gerçek bir ikizler olan ben bile hayal edemezdim doğrusu.
Evet, benden beni arayanlara, başsağlığı dileyenlere...
İyi ki varsınız, iyi ki varmışsınız...
Servetim var tabii diyormuş galiba vasiyetinde, en küçük ablam söyledi.
"Servetim çocuklarım (üç ablamı kastediyor herhalde) ve kitaplarım (25 bin civarında)..."
Ve yine o vasiyette babamdan müthiş bir ben yorumu.
Bakmayın onun (benim) öyle (?) olduğuna, çok iyi çocuktur. Bütün zararı kendisinedir.
Ve bir içimde kalan...
Babam öldü dediğimde en çok sorulan kaç yaşında olduğuydu.
100 diyordum ben de
Acayip bir sessizlik oluyordu diğer tarafta.
Etrafımızda öyle genç, hatta çok genç yaşta karısını, kocasını, çocuğunu çoluğunu, arkadaşlarını, şusunu busunu kaybeden vardı ki, belki kendilerine göre haklıydılar da...
Ama benim de babam ölmüştü ve benim babam da yüz yaşında ölmüştü...
Fena sallanıyorum.
Hiçbir şey yapmak içimden gelmiyor.
Başka şeyler' yazmak da...
O kadar profesyonel olursam; tad'ım da kaçar, tuz'um da...
Ve...
Gülümseterek bağlayalım.
Hani iki sene önce tüm köşemi babamın ölümüne ayırdığım bu yazıdan sonra Rize'nin bir köyünden bir telgraf gelmişti.
Daha önce de yazmıştım.
"Bilgin Bey, anladığım kadarıyla babanıza bişey olmuş galiba. Bi gün tüm köşenizi babanıza ayırsanız da ne olduğunu bize şöyle bi anlatsanız!"
* * *
Bugün doğum günüm.
Bütün aile babamla beraber olacağız.
Müthiş bir doğum günü olacak.
Futbol, mutbol, karışık kuruşuk
Eğer futbolun adaleti varsa...
Eğer futbol geleceğini sağlama almak istiyorsa.
Eğer futbol seyirci, ilgi alaka, para mara filan falan kovalıyorsa...
Eğer futbol dendiği gibi şovsa, movsa...
Dünya Kupası'nı Brezilya kazanmalı.
Lamı cimi yok.
İkinci bir alternatife gerek de yok.
Evet Brezilya kazanmalı.
Futbol oynadıkları için, spektaküler oyuncularını yan yana oynattıkları için, ''önce ofans'' dedikleri için.
İki beki forvetlerden daha forvet gibi olduğu için.
Kendilerini, göze hoş gelen futbol oynamak zorunda hissettikleri için.
Oynarken kendileri de eğlendiği için.
En önemlisi de çoğu artık birer teknik direktör olan, kendilerinin muhtemelen Brezilya Teknik Direktörü'nden bile, futbolu daha iyi bildiğini düşünen, stadyumları seminerlere çeviren futbol yorumcularının şablon sistemlerini sadece onlar darmadağınık edebilecekleri ve onlarla dalgalarını sadece onlar geçecebilecekleri için.
* * *
Bir maçta tutmakla görevli olduğu Gheorghe Hagi'yi oynatmadığı için sevgili Mustafa Doğan'ı, haftanın oyuncusu bile seçen bir ırkın evlatlarıyız biz.
Kendi takımlarında oynaması için milyonlarca avro verilen, en değerli rakiplerinden birinden transfer edilen kreatif, yaratıcı bir futbolcu için (Tümer) transfer olduğu günün akşamında, başka bir kreatif ve yaratıcı oyuncu (Alex) ile ''yan yana oynamaz'' diye yorum yapan bir ırkın evlatlarıyız biz.
Başbakanlar'ın oynadığı maçı bile gazetelerde, televizyonlarda, ''teknik'' yorumlatan bir ırkın da evlatlarıyız biz.
Ve...
Aynı maçta ''Hırvat Başbakanı'nı topla iyi, ama topsuz oyunda yok'' diye yorumlayan bir ırkın da evlatlarıyız biz.
Evet Brezilya kazanmalı.
* * *
Bizim Nihat ile devam edelim...
Nereden aklıma geldiyse...
''Avrupa'da kalacağım'' diyor, dönmüyorum.
Villarreal'in neresi Avrupa'ysa...
Ya da tercih etmediği İstanbul Avrupa değil de orası Avrupa'ysa...
Hay ben böyle Avrupa'nın...
''Dönmüyorum'' diyor da dönmüş haberi yok.
Villarreal'e dönmüş.
Doğrusu, ''İspanya Ligi'nde, ne şekilde olursa olsun kalmak istiyorum'' olmalıydı.
O zaman, söylediklerinin bir anlamı olurdu, haklı da olurdu...
MURAT ÖZYER
Bulunduğu yere bu kadar hak ederek çok az insan geldi.
Hani ''Anasının ak sütü gibi helal'' denir ya...
Öyle.
Her coach, onu tercih etti.
Çetin Yılmaz, Ercüment Sunter, Murat Didin, Tolga Öngören, Ergin Ataman sadece Ülker'deki coachları.
Hepsi onunla çalışmak istedi.
Ümit Milli takımında Nur Germen'in asistanıydı.
A Milli takımında Aydın Örs'ün de...
Ülker onu hiçbir zaman birinci adam olarak düşünmedi.
Bu sene Ergin Ataman istifa edince, biraz da mecburiyetten, takım ona emanet edildi.
Efes'i arka arkaya üç beş gün içinde üç kere yenmek, her ne şekilde olursa olsun başarıdır ve kolay kolay hiçbir takımın başaracağı bir iş değildir.
Murat Özyer başardı.
Şampiyon oldukları gece NTV'de kendisine yardımcı olan herkese teşekkür etti Murat.
Ülker Başkanı'na.
Ülker Camiası'na.
Oyuncularına.
Hatta Ergin Ataman'a.
Ama kendisine en çok yardımcı olanları unuttu:
Efesliler'i...
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|