|
Şeffaflıktan ödü kopan Ankara Beyleri
Kendi kendine övünüp durma hastalanmasına uğramış köylü ağırlıklı, "meslek" ve "hukuk" bilincinden yoksun ülkemizin; çeşitli demagojilerle perdelenmiş gerçekleri, yeni yeni arz-ı endam etmede gazete manşetlerinde...
İster atanmış, ister seçilmiş olsunlar; Hazine'den geçinmeli kesimin, olduğundan fazla görünme pozörlüğüyle, hep aynı plakları döndüren "koltukoman"ları; bilemeyiz bundan ne kadar hoşnutturlar?
* * *
Ankara Beyleri acaba neden istememişler yönettikleri ülkenin şeffaflaşmasını? Neden, çoluk çocuk hayatları kavrulup giden gariban takımıyla, derinliğine ekonomik bir çapaçulluğu ve Hazine soygunlarını dile getiren kalemleri özellikle kırmış; neden kitapları toplatmış ve yasaklatmışlardır?
İddia ettikleri gibi, "milli çıkarlar" açısından mı yapmışlardır bütün bunları?..
* * *
Son 80 yıldır "milli çıkarlar" düşünüle düşünüle, nereye gelindiğine bir bakalım şimdi de...
Dünkü Milliyet'in manşetinde Ramazan Yavuz'un haberi:
"Dıyarbakır'da devlet koruması altında skandal - 34 çocuk kayboldu - İl genelindeki yuva ve yurtlarda yapılan denetimlerde, aralarında 2-3 yaşlarındakilerin de bulunduğu 34 çocuğun kaybolduğu ortaya çıktı"
* * *
Yine dünkü Milliyet'ten, Ersin Arcan'la Mert Minisker'in Bolu'dan verdiği bir haberin iri puntolu başlığı:
"Dikişler hademeden pansuman odacıdan - Hademelerin hastalara dikiş atıp pansuman yaptığı Bolu Köroğlu Devlet Hastanesi başhekiminden korkunç itiraf: Yeterli personelimiz olmadığı için çekirdekten yetişme elemanlardan faydalanıyoruz!"
* * *
Dünkü Hürriyet'te Uğur Dündar'ın, yan manşetten gösterilmiş bir haberi:
"2. müze talanı K.Maraş'ta - Uşak'taki Karun Hazinesi hırsızlığından sonra Kahramanmaraş Müzesi'nde de Pers dönemine ait 545 adet gümüş sikkenin sahteleriyle değiştirildiği ortaya çıktı"
* * *
Yine dünkü Hürriyet'ten Hüseyin Tüccar ve Erdinç Karakaş'ın Bursa'dan verdikleri ve "Günün haberi" olarak değerlendirilmiş bir 3. sayfa manşeti:
"Okulda döner bıçaklı saldırı - Gürültü yapan öğrencileri uyaran öğretmen, taşlı ve döner bıçaklı saldırıya uğradı. Öldü sanılarak bırakılan öğretmenin başına 6, kalçasına 2 dikiş atıldı"
* * *
Dünkü Sabah'tan, yine "Günün haberi" notuyla manşete çıkarılmış olan, Enis Yıldırım'la Nergis Demirkaya'ya ait haber:
"Oğluma silahı babası verdi - Töre kurşunuyla komaya giren Yasemin'in annesinden acı itiraf: Kocam tabancayı oğluma verip 'Git kızı öldür' dedi"
* * *
Dünkü Radikal'den, fotoğraflarla da keskinleştirilmiş, "barbarizm belgesi"ne benzeyen bir haber:
"Terör estirdiler - Vicdani ret hakkını savunduğu için halkı askerlikten soğutmakla suçlanan yazar Perihan Mağden'in davası, İstanbul 3. Asliye Ceza'da olaylı başladı. Mağden ve kendisini destekleyen yazarlara hakaret eden bir grup, tehditler yağdırdı. Mağden adliye binasına polis kordonunda girip çıkabildi."
* * *
Türkiye, sanki gizli ve özel bir sömürgeymiş gibi; aşırı ve hunhar baskılarla, şeffaflaşmasının da; ne kadar ilkel ve hoyrat bir biçimde yönetildiğinin ortaya çıkmasının da, engellenmiş olduğu bir ülke...
Ve şimdi, makyajlı imajların arkasındaki perde, usul usul aralanıyor.
* * *
"Kişi kendini bilmek gibi irfan olamaz" diye bir söz vardır. Kişi, ülkesini ve koşullarını tanıdığı ölçüde, daha sağlıklı düzenler kendi hayatını da, çocuklarının geleceğini de...
Evrensel dinamiklerin değişimiyle, Türkiye'nin de yaşamak zorunda kalacağı çeşitli çalkantılar dönemi; 20-30 yıl daha, AB üyeliği gerçekleşinceye dek süreceğe benzer...
Sanırız böyle bir durumu Washington da değerlendirmekte ve ilk kez Türkiye'ye büyük yatırımlar yapılmasından yana görünmekte...
ABD yatırımlarının gerçekleşmesi de, bulabilir 5-10 yılı...
* * *
Türkiye'de "her sakala göre tarak vurma" geleneğinin dışına çıkmış, kendi alanında evrensel kalitedeki kadroları çok cılız...
Aileler, kentlileşmeye çalışsalar da; önce aristokrasi, sonra da büyük burjuva sınıfının birikimlerinden kökenlenen "gelişmişlik" lezzetinden yoksunlar. Ne kent mimarisinde, ne çevre özeninde, ne "yazı, resim, müzik, heykel" ufuklarının ortak paylaşımında, ailece bir bütünleşme yaratabiliyorlar...
* * *
Görünen o ki, şeffaflaşmaya karşı, ikide birde:
- Devlet kurumlarını yıpratmayalım arkadaşlar, uyarısıyla; "gelişmekte olmak"tan, "gelişmişlik" düzeyine pek varılamıyor.
* * *
Yüz yıl sonraki İstanbul kim bilir nasıl olacak?
c.altan@prizma.net.tr
|
|