|
 |
|
|
12 Haziran sendromu
Türkiye-AB müzakerelerinde 12 Haziran tarihi, Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmayacak olmasına bağlı yeni bir kriz olarak ufukta beliriyor. Brüksel tarafından müzakere süreci "askıya alınırsa" ne olur?
Ekonomiden ve AB ilişkilerinden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan dün "12 Haziran sendromu"nu yansıtan sorularla karşılaştı: "Müzakerelerin askıya alınması, Türkiye'nin hassas ekonomik dengelerini nasıl etkiler?"
Bakan'ın yanıtı, "Türkiye ekonomisi içeride ve dışarıda oluşabilecek her türlü gelişmeye karşı artık çok daha korunaklı bir yapıya sahiptir ve AB süreciyle ilgili olarak bazen yavaşlamalara ve duraklamalara zaten herkes hazır olmalıdır" oldu.
Korunaklı denilen ekonominin gerçekte ne denli kırılgan olduğu son üç hafta içerisinde dramatik biçimde görüldü. Dış piyasalardaki dalgalanma sonucu Türkiye'den 9 milyar dolar sıcak para çıktı, Türk lirası dolar ve euro karşısında yüzde 20 değer kaybetti. Merkez Bankası, faizleri yükseltmek zorunda kaldı.
3.5 yıldır süren "lale devri" son buldu.
AKP iktidarı hiç beklemediği bir anda ekonomik krizle baş başa kaldı.
Gelişmekte olan piyasalara bağlansa da sarsılan dengelerin Türkiye'nin kendi iç siyasetinden kaynaklanan önemli nedenleri var. Cari açık, ithalata dayalı büyüme, liranın aşırı değerlenmesi, işsizlik gibi sorunları görmezlikten gelmek yerine, gerekli önlemler zamanında alınmış olsaydı, AKP hükümeti yaz sıcağında bu denli terlemezdi.
Siyasi iktidar her şeyi güllük gülistanlık gösterip "türban"a takılmak yerine gerçek gündemle ilgileniyor olsa "geliyorum" diyen krizi yönetebilirdi. Oysa olayları seyrederek hem kendisini hem de toplumu "açık pozisyon"a düşürdüler.
Ali Babacan, aksini temenni etse de, AB ile müzakerelerin kesintiye uğraması, Batı'nın Türkiye'ye bakışını olumsuz etkileyecek.
Güney Kıbrıs'la ilgili sorunun 2006 sonundan önce gündeme gelmeyeceğini düşünmekle hükümetin yeni bir "hesap hatası" yaptığı anlaşılıyor.
Türkiye siyaseten ve ekonomik olarak zayıf düştüğü için AB de şimdi yeni "ödünler" peşinde koşuyor. Dürüst olmayan yaklaşımla, Gümrük Birliği Anlaşması'nın Güney Kıbrıs'a da uyarlanmasını istiyor.
Hükümet ise, kamuoyunu en kötü olasılığa hazırlamak üzere, Babacan'ın ağzından "Yavaşlama ve duraklamaya hazır olun" mesajını veriyor.
Eğitim ve Teknoloji gibi fasıllardaki tarama sürecinde bile "laiklik" nedeniyle tereddüt yaratan siyasi iktidar, müzakereler başlamazsa AB hedefinden uzaklaşmış, kopmuş olmayacak mı?
12 Haziran'a dikkat.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|