Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Haziran 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Benim sermayem, yüzümde gördüğünüz haber çizgileri"

Soruşturmacı gazeteci Uğur Dündar: "Biz adeta birer kobay gibi kullanıldık ama hiç olmazsa çocuklarımız yaşamlarını bizler gibi riske etmek zorunda kalmasınlar. Daha güzel bir dünyada yaşasınlar. Hem de gıda terörünün hedefi olmasınlar. Benim şu anda başka bir şeye ihtiyacım yok"

FATİH TÜRKMENOĞLU

Yılların eskitemediği "araştırmacı gazeteci" Uğur Dündar'la, CNN TÜRK'teki odasında buluştuk. Masasında üç çocuğunun resmi vardı. Bir de açık yedi tane televizyon, çerçevelenmiş iki tane gazete birinci sayfası, onursal diplomalar ve teşekkür belgeleri. Her zamanki gibi hızlı ve atikti. Karşımdaki 63 yaşında, gencecik bir gazeteciydi...
Beni o kadar içten karşılamasaydı böyle kanım kaynar mıydı, bilemiyorum. "Ne kadar sevindim tanıştığımıza, sizi NTV'nin ilk günlerinden beri takip ediyorum" dedi. "İyi sorular soruyorsunuz gazete söyleşilerinizde" dedi. "Televizyon yalan söylemez, ekrana yakışıyorsunuz" dedi. Tabii benim de gururum okşandı. Koskoca Uğur Dündar beni tanıyor, izliyor! "Ben ekranı takip ederim, yeteneği hemen keşfederim" deyince de 12'den vurdu. "Ben de sizi çok yetenekli buluyorum" diyecek halim yoktu tabii. Ki konumuzla ilgisi yok ama bir tarihte Sophie Marceau'ya bu lafı etmişliğim vardır...

"Tavuk reklamlarına çıktım, satışlar bir haftada 15 kat arttı. Ama bunu kendime yontmaktan çok medya adına gurur verici buluyorum"


Kuş gribinden sonra, tavuk üreticileri sizinle atağa geçtiler. Bu nasıl bir inandırıcılık, nasıl bir etkidir?
Medyanın toplumda yarattığı güven duygusu olarak değerlendirmek istiyorum. Kendime yontmaktan çok, medya adına gurur verici bir tablo olarak yorumluyorum.

Nasıl gerçekleşti bu peki?
Bu kriz patlak verdiğinde, entegre tesislerin sahipleri bir araya gelmişler. Kuş gribinden sonra paketlenmiş tavuk tüketimi 40 tona kadar düşmüş. Bu neredeyse sıfır demek... Düşünün, bu işten 2 milyon insan ekmek yiyor. Bilimsel veriler, 70 derecenin üstünde pişirilmiş tavuktan kuş gribi geçmediğini söylüyor. Bana durumu anlattılar. Bir kamuoyu yoklaması yapmışlar, benim adım ön plana çıkmış. Gelip sizin oturduğunuz yere oturdular. Teklif edecekler de, maddi olarak talebimin ne olduğunu merak ediyorlar... Bu işin turizmi de vuracağını kestirebiliyordum. Baktım bu bir vatan millet işi. Böyle bir işten benim yapımda birinin para talep etmesi mümkün değildi. Sadece iki şey açıklamalarını istedim: Bir, şimdiye kadar hiç yalan söylemedim, yine söylemem. İki, para almadığımı kamuoyuyla paylaşmalarını istedim. Kendi ekibimi kullandım, onlar da beş kuruş para almadılar. Doğru bilgilendirme filmi yayınlanmaya başladı, ilk haftada tüketim 596 tona çıktı. Gerçi entegre tesis sahipleri hâlâ zararda olduklarını söylüyor.

"İşimi çocuklarımdan saklıyorum"

Bir söylenti vardır, sokağın başından siz yürürken, 50-60 metre ilerideki dükkan sahipleri kendilerine çekidüzen vermeye, etrafı toplamaya başlarmış... Doğru mu?
Ben aslında korkutan bir insan olmak istemiyorum. Verdiğim haberlerin kamuoyunu bilinçlendirmesinden mutlu oluyorum sadece. Özellikle gıda terörüyle ilgili yaptığım haberler, tüketicide müthiş bir bilinçlendirme süreci başlattı. Amacımız çocuklarımızı, toplumsal geleceğimizi korumak. Şimdi bu hikaye de nasıl oldu? Nebil'le (Özgentürk) onun hazırladığı belgesel için Beyoğlu'nda yürümeye başladık. Balık Pazarı'nın yan sokağına girdik, ben de çocuklara kestane alıyorum. İlk defa çocuklar kestane görecekler. Nebil "Abi arkaya bak" dedi; kokoreççide çalışanlar bir anda eldivenleri giymişler, boneleri takmışlar, inanılmaz bir hijyen şovu başladı. Çok güldük!

"En ağır ceza teşhir etmek"

Bu bir yandan da ağır bir yük. Ailenizle tatile gittiğinizde de artık "araştırmacı gazeteci Uğur Dündar" olmak istemezsiniz.
Tabii. Zaten çocuklarım benimle beraber olduğu zaman insanlar gelip cep telefonları ile resim çekmek istiyor. Ben çocuklarımdan saklıyorum yaptığım işi. Bizim haberler onlar uyuduktan sonra yayınlanıyor...

Çocuklar sormuyor mu?
Soruyorlar, "Baba ne oluyor?" diyorlar. Ben de "Sizi tanıyorlar da ondan" diyorum!

Biz televizyonculuk, muhabirlik nasıl yapılır sizinle öğrendik. Türkiye'de ne büyük fenalıklar olduğunu da...
Biz bir anlamda "yitik kuşağız". Sağlıklı yaşamak için tükettiğimiz gıdalarla bile kendi sağlığımıza zarar verdik. Ben kırmızıbiberi çok severim ama Türkiye'de satılan kırmızıbiberlerin yüzde 95'i, daha düne kadar kanserojen küf maddesini içeriyordu. Biz adeta birer kobay gibi kullanıldık ama hiç olmazsa çocuklarımız yaşamlarını bizler gibi riske etmek zorunda kalmasınlar. Daha güzel bir dünyada yaşasınlar. Yolsuzlukların, vurgunların, hortumcuların olmadığı, çocukların satılmadığı, organ mafyasının kol gezmediği bir Türkiye'de yaşasınlar. Hem de gıda terörünün hedefi olmasınlar. Benim şu anda başka bir şeye ihtiyacım yok. Benim için para "namerde muhtaç olunmayacak kadar" önemli. Bir de benden sonra gelen arkadaşlarıma, muhabirliğin yaşının olmadığını göstermek istiyorum. Amerika'da, benim yaptığım işi yapan 85 yaşında insanlar var. Yüzümüzdeki haber çizgileri, saçlardaki aklar haber mutfağında çalışırken oluşmuş. Bu çizgiler benim sermayem, haber peşinde koşarken oldu bunlar. "Madem toplum bana inanıyor, çalışmam gerekir" diye düşünüyorum.

Baba olduktan sonra hayata bakışınız değişti mi?
Çok merhametli oldum, onu söyleyeyim. Diyelim ki rüşvet skandalına karışmış bir bürokrat, hemen yüzünü kapatıyorum, onu yakın çevresinden koruyorum. En ağır cezanın teşhir olduğunu düşünüyorum. Bazen haber kaçırma pahasına bile bu tarafım ağır basıyor. En çok, adı yolsuzluğa, rüşvete karışmış kişilerin çocukları, eşleri için üzülüyorum.

İnsan çocukları olunca evde de daha fazla vakit geçirmek istiyor.
Dengeyi de iyi tutturmak lazım, yoksa iş geride kalır. Haber peşinde daha fazla koşmamı gerektirmeyecek bir an geldiğinde gideceğim tek adres, evim. Ben zaten bekarlığımda bile çok mütevazı, yalın bir hayat sürdüm. Kendime vakit ayıracağım zamanlarda da gider spor yaparım.

"Film güzeldi, ben başarısızdım"

Gençken oynadığınız bir filmi seyretmiştim. Sonra oyunculuğa devam etmediniz, oysa güzel filmdi.
Film güzeldi de başarısız olan benim! Ben aslında BBC'den drama yönetmeni olarak sertifikamı alıp gelmiştim. TRT'den siyasi nedenlerle, İsmail Cem'in arkasından ayrılmak durumunda kalmıştım. O boş dönemi de, Atıf Yılmaz'ın yanında yönetmenlik becerimi geliştirebilmek için kabul ettim. Senaryosunu da Umur Bugay'la birlikte yazdık. Ben yine televizyoncu Uğur Dündar'dım.

Peki Fenerbahçe Kulübü'nde tekrar görev almanız söz konusu mu?
Hayır, o defteri kapattım. Zaten yönetimde görev almamın tek sebebi, saygı duyduğum bir büyüğümün benden ricası idi. O kişi, Aziz Yıldırım'ın bana çok ihtiyaç duyduğunu, girersem iyi olacağını söyledi. Tek bir ricası oldu, o da buydu. Ben de kabul etmiştim.

Bizim meslekte sizin kadar uzun soluklu olmak için ne yapmak gerekir?
Daha durun, mesleğimin başındayım!

Tamam, bu sorunun cevabı da budur!
Ama ben çok genç yetiştirdim. Haber merkezlerinde yetiştirdiğim çok eleman var. O çocukların aldığı her ödül, her başarı, benim koltuklarımı kabartıyor. Zaten benim çocuklarıma bırakacağım miraslar da bunlar. Bir de şu gördüğünüz TMSF'nin bana verdiği teşekkür belgesi; Murat Demirel'in Cayman Adaları'ndaki gizli banka hesabındaki 30 milyon dolar için. Şu ikisi uluslararası ödüllerim. Sol taraftaki Engin Civan'ın İsviçre'deki bankadan rüşvet belgesi... Benim finalde bırakacağım onur belgeleri bunlar. Bir de emekli olduktan sonra ekrana bakıp "Bu çocuğu üniversitedeyken ben bulmuştum, benim yanımda başlamıştı" dersem, ne mutlu bana!


"Kasetlerimizin yayınlanmadan izlenip sansüre uğradığı çok oldu"


Yayınlandıktan sonra vicdanınızı sızlatan bir haber hatırlıyor musunuz?
Vicdanım o kadar rahat ki, çıkar amacıyla hiç haber peşinde koşmadım çünkü.

Kamuoyunda en çok ses getiren haberleriniz hangileriydi?
Uluslararası ödül kazandığımız "organ mafyası", Dolmabahçe Sarayı, yaşlı insanların ölüme terk edildikleri "ölüm kampı" dediğimiz huzurevi haberi...

Çeçenlerin kaçırdığı gemiye helikopterle inmiştiniz...
Bizim ekipten Cemalettin Doğan telefon konuşması yapmıştı. Çeçenler de beni gemiye buyur etti. Samsun'a uçakla gittim, Sahil Güvenlik botuyla gemiye ulaşmaya çalıştık. Hava çok kötüydü, geri döndük. Ben İstanbul'a uçtum. Ertesi gün İstanbul'dan helikopterle yola çıktık. Hava yine çok kötüydü. Gemiye atlarken omurlarımdan biri zedelendi. Ama yine böyle bir olay olsa, inecek durumdayım.

"Mındıkoğlu yıllar sonra ofise geldi, haklılığımı kabul etti"

Hiç bir haber için tekzip aldınız mı?
Organ mafyası bize RTÜK'ten uyarı gönderdi ama RTÜK'ün yanıltılarak uyarının gönderildiğini kanıtladık. Ama kasetlerimizin yayınlanmadan izlenip sansüre uğradığı çok oldu. Özellikle belediye yolsuzlukları ile ilgili haberlerde. Sonunda hukuk yoluyla hep biz kazandık. Tabii biraz uzun sürüyor, ama bütün kasetlerimizi yayınladık.

Yasa dışı cinsiyet değiştirme ameliyatları yaptığı gerekçesiyle haberlerinize konu olan Prof. Dr. Ali Nihat Mındıkoğlu da sizi mahkemeye vermişti sanırım.
Evet ama yıllar sonra "Arena" ofisine geldi. Kendisi aslında çok değerli bir bilim adamı. Benim haberlerime konu olan ameliyatların doğru olmadığını kabul etti. Benden de böylece özür dilemiş oldu.

Haberlerinize konu olan insanlara mutlaka rastlıyorsunuzdur.
Ben genelde ekonomi sınıfında uçarım. Hostesler gelip "Buyurun ön tarafta yerimiz var" deyip first class'a buyur ediyorlar. Sağıma dönüyorum, bizim haberlere konu olmuş bir adam. Soluma dönüyorum, aynen! Başımı çevirmeden uçaktan iniyorum. Fakat genelde inerken o insanlarla el sıkışıyoruz...



"Çizgiler sermayem" diyorsunuz ama alnınızdaki birkaç çizgiden başka çizgi görmüyorum. Kaç yaşında olduğunuzu sorabilir miyim?
Ben 1943 doğumluyum. Yani ne oluyor, 63 yaşındayım.

Hiç değişmiyorsunuz, bu bir avantaj.
Yüzümü sadece sabunlu suyla yıkarım.

Saçlarınız hiç dökülmemiş.
Özel bir bakım uygulamam. Babam vefat ettiği zaman da saçları aynen benim gibiydi. Bu genetik bir hediye yani...

Ben hiç sizin gibi 63 yaşında bir insana rastlamadım. Nedir bunun sırrı?
Herhalde iyimser olmak. Umut dolu bir pencereden bakabilmek, güzelliklerin de uzanabileceğimiz mesafede olduğunu bilmek. Bir de eğer güzel yaşarsanız güzel yaşlanıyorsunuz.

Bir de çok iyi giyiniyorsunuz...
Mesleğimde 36'ncı yılımı yaşıyorum, daha göğsüme herhangi bir giysi firmasının adını yazdırmadım. İki metre beze kendimi satmadım... Hep cebimden harcayıp kendi giysilerimi kendim yaptırttım. Genelde koyu renkleri tercih ederim. Özellikle mavi tonları ekrana çok uygun.




PAZAR
Türkler denizle barıştı, yelkenler fora!
"Benim sermayem, yüzümde gördüğünüz haber çizgileri"
"Kadın pilot yavaş gider, geç kalırız"
Hanlar butik otel olacak
Mutfaktaki sanatçı
Yazarları çok lezzetli!
Dünya sanatına yön verecek öğrenciler
Yeni albümler sahnede
Müslümanlar için ibadet teknolojisi
Antik dünyanın renkli eserleri
Zamansız ve mekansız bir derviş
Rolling Stone Türkiye'de
Çilekli günler
"Bülbülde ses, gülde renk açmaz olmuş neden?"
İki Pastırmacıyan ve diğer bilmediklerimiz
Hususi bir kadının hissiyat-ı metrukesi
Hermetik felsefe ve astroloji
Dordogne ve siyah trüf
İstanbul'un kültür merkezleri
Zinde bir yaşam için 50 adım (1)
Evliliğin de bir haysiyeti var
15 katlı yüzen kent
Sütannemiz inekler ve reklamcılar
Harmanlama "ince" iş





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet