|
 |
|
|
Biri bana "Saçmalama" desin lütfen
Arkadaşlarımın babası öldü. Ben bile kör oldum. Böyle olsaydı, şöyle olsaydı, orada değil de şurada dursaydım ben mesela... Her ölüm erken ölüm diye mi, geride kalanlar hep geç kalmaya mahkum?
Geçen hafta cumartesi yazısını yazıp gönderdim. Balkona çıktım. Deniz biraz dalgalı. Güneş de o kadar sıcak değil artık bu saatte. Yüzsem mi diye düşünüyorum. Ali amcayı gördüm. Duşların oradaydı. Denize doğru yürüdü sonra. Girecek. Bir şeyler atıştırayım, ben de gireyim...
Balkonda bir şeyler yerken ben, bir koşuşturma oldu. Bakılan yere bakınca, bizim olduğumuz yerden hayli uzakta, tam da göremiyorum ama denizde üç-beş kişi ve bir çırpınma hali var sanki.
Onlardan biri mi boğuluyor? Yok, galiba onlar birini kıyıya çıkarmaya çalışıyor. Ya biri boğuluyordu ya da biri boğuldu.
Sonra babam söyledi. "Ali beymiş" dedi, "boğulan..."
Hangi Ali bey?
Beynim kekeledi.
Ali amca olamaz. O iyi yüzer. Hep yüzer. Yaz-kış yüzer. Sabah-akşam yüzer. Ali amca boğulmakta olanları kurtarır. Boğulmaz.
Ölmüş mü, ambulans, hastane, belki...
Ölmüş.
Bir yardımım olur muydu?
Niye dün karşılaştığımızda sadece "Merhaba" dedim Ali amcaya?
Oysa kızı, oğulları arkadaşım. Onlar benim annemle babamı görseler, uzun uzun konuşurlar, hatır sorarlar, beni sorarlar... Ben niye böyle asosyal bir öküzüm?
Şimdi o çocuklar bu haberi nasıl alacaklar? O yolları nasıl gelecekler?
Size yalan söylemeyeceğim; bir ölümün ardından üzülürken bile en önce ve en çok kendine üzülüyor insan. "Ya benim annem, ya benim babam..." diyor, cümleyi tamamlamaktan bile korkarak.
Böyle ölüm mü olur?
Sanki ölümün bir "olur"u mu olur!
Yine de Ali amcanın boğulması olur şey değil. Denize bakıyorum. Yok, değil. Nasıl böyle bir şey olabilir?
Mantıklı değil.
Ben onu gördüğümde Ali amca da beni görmüş müydü? Gördüğü son tanıdık yüz benimki miydi?
Tıkınacağıma, ben de hemen denize girmeye karar verseydim, bir yardımım olur muydu?
Tıkınacağıma, o denizdeyken onu balkondan izleseydim, bir yardımım olur muydu?
Yoksa benim yüzümden mi?
Az evvel gönderdiğim, gönderip de balkona çıktığım cumartesi yazısı geldi aklıma. Sitenin önünde boğulanları yazmıştım ben.
Tam da o yazının üstüne...
Bunu nasıl anlatmalı?
Sanki ben yazdım diye...
Ben yazdım diye mi...
Bir mantığı yok bunun, biliyorum. Ama Ali amcanın boğulmasının da bir mantığı yok.
Koptum hakikaten. "Benim yüzümden" diye tekrarlayıp duruyorum içimden.
Ben saçma bir şey yazdım.
Ben yanlış bir şey düşündüm.
Benim yüzümden, benim yüzümden...
Annemle babam delirdiğimi düşünmesinler diye onlara da bir şey söyleyemiyorum.
Hıçkırarak ağlamam lazım, öyle ağlayamıyorum. Ben de böyle boğulacağım. Hıçkıramayarak.
Biri bana saçmaladığımı söyler mi lütfen?
Bir arkadaşımı aradım.
"Saçmalıyorsun" dedi, "Yazıyla ne alakası var? Hem daha basılmadı bile o yazı."
O zaman basılmadığını hatırladım. Cenaze günü basılacağını da o anda anladım.
Gazeteyi aradım hemen.
"O bölümü çıkarır mısınız?" dedim.
Çıkardılar.
Çok sonra Ali amcanın denizde kalp krizi geçirmiş olabileceği söylendi.
İşte aradığım mantıklı açıklama: Kalp krizidir!
Ölüm bir eşitlik yaratıyor
Geçen hafta bizim sitenin kumsalına yabancıların girmesine izin verilmeyen dönemi yazmıştım. Bunun yanlış bir uygulama olduğunu. Ama bu yasak kaldırıldığında da gelen yabancıların tacizine uğradığımızı. Bu yüzden sitecilerin kendilerine ayrı güneşlenme yerleri yaptıklarını.
Çıkarttırdığım bölüm ise şöyle:
"Sitelerin önlerindeki kuma, denize tapulu arazi muamelesi çekmesi engellendiğinde taciz falan gırla ve feci elbette ama en fecisi neydi, biliyor musunuz? İlk birkaç yaz boyunca çok insan boğuldu burada.
Neredeyse her hafta sonu önce birkaç kişi, derken büyük bir kalabalık kıyıya toplanıp aynı yere bakmaya başladığında anlardık ki yine birinin başı belada.
Erkekler yardım için koşardı hemen. Kadınlar çocuklarının, kocalarının adını haykırırlardı, boğulan o mu yoksa diye, çığlık kıyamet.
Çoğu zaman kurtarılırdı boğulmakta olan kişi. Bazen de...
Nasıl olur da 'üç yanı denizlerle çevirili' bir ülkede yüzme bilmek bu kadar ender rastlanan bir özellik olur?
En azından deniz kıyısındaki kentlerde, okullarda öğretilemez mi yüzmek?
Ah tabii, kızlarla oğlanlar birbirlerini mayoyla görürlerse mazallah, başımıza taş yağar. Oğlanlar illa ki birtakım kızları mayoyla görüyormuş, bir kısmı mayolu kız görünce sapıtıyormuş, bazıları da yüzme bilmediği için boğulup ölüyormuş.
Olsun!
Gariptir, boğulan kişinin cesedi kumda bırakılmazdı hiç. İlkyardım kumda yapılır ama öldüğü anlaşıldığında -kimsenin tanımadığı, kimliği bilinmeyen biriyse eğer- sitecilerin güneşlendiği kısma getirilir, üstü örtülür, savcı beklenirdi...
Niye acaba?
Ölüm bir eşitlik yaratıyor galiba."
* * *
Suçluluk duygusuyla kıvranmama sebep olacak bir şey yok bu yazıda. Ama kendimi bu kadar kötü hissettiğime göre, demek ki içimde, aklımda fikrimde bir arıza -hadi açıkça yazayım- bir ayrımcılık varmış. Siteden birinin de boğulabileceği hiç aklıma gelmemiş demek ki.
"Ölüm bir eşitlik yaratıyor" diye yazarken bile...
Eski köye yeni adet: Kadınlar da cenazeyi uğurladı
Kadınların cenaze namazı esnasında camide, defin esnasında mezarlıkta bulunmaları dinen yanlış mı?
Televizyonlarda falan, ünlü cenazelerinde, kadınlar da camide oluyor hep. Özellikle büyük kentlerde kadınlar yakınlarının cenazesine katılıyorlar.
Fakat bulunduğumuz yer, yazlıklarla falan büyümüş de olsa, en nihayetinde köy. Ve meğer cenazelerde kadınlar camiye gitmezmiş burada. Erkekler camide ve mezarlıktayken, kadınlar da evde duasını okurmuş.
Ben nereden bileyim bunu?
Biz gittik. Ali amcanın kızıyla birlikte. Diğer kadınlar önce gelmek istemediler ama birkaç dakika sonra onlar da arkamızdan camiye geldiler. Daha doğrusu camiye değil, biz camiye girmedik, caminin karşısındaki börekçide oturduk, namaz kılınırken de caminin sokağında durduk.
Sonra mezarlığa da gittik.
Ben dediğim gibi cahillikten, kadınların mezarlığa girmesinin buranın töresine, geleneğine aykırı olduğunu hiç bilmediğimden girdim mezarlığa.
Mezarın başına gitmenin yasak olduğunu düşündüğümden değil, mezar başını ölenin en yakınlarına bırakmak için uzakta bir mezarın duvarına oturdum.
Kızı da yanıma oturdu.
Ali amca gömüldü. Dualar edildi. Çanakkale şehitlerinden girildi; "vatanı böldürtme, ezanı dindirtme, bayrağı indirtme"ye kadar devam etti dua.
Fakat bizim dışımızda hiçbir kadın mezarlığa girmedi. Mezarlık duvarının dışında bekledi onlar.
Bu arada hiç kimse, bir tek kişi bile bize "Sizin ne işiniz var burada?" demedi.
Törenin ardından, herkes gittikten sonra hoca mezar başında yalnız kalıp dua okurmuş. Bu yalnız dua kısmına geçmeden önce, hoca bir jest yapıp birkaç dakikalığına uzaklaştı mezardan ki kızı da babasının toprağına elini sürsün, babasıyla yalnız kalabilsin.
Eski köye yeni adet mi getirdik biz şimdi? Evet. Galiba öyle yaptık.
Kötü mü oldu peki?
Arkadaşım için iyi oldu.
Sonuçta ölen onun da babası. Erkek kardeşleri cenazenin her aşamasında bulunurken, o niye bulunmasın? O niye bu son günde babasına eşlik etmesin?
İyi oldu!
Denizde boğulmak kader değil
Beyoğlu Belediyesi'nin hazırlattığı resimli Trafik Rehberi'nde "Trafik kazaları kader değildir teraneleri bizim inançlarımıza aykırı" deniliyordu, hatırlarsınız.
"Denizde boğulmak kader değildir" de, inançlara aykırı teranelerden mi?
Her yaz "Boğulma sezonu açıldı" diye başlıklar atılması, yaz boyu her gün birkaç kişinin boğulması kader midir yani?
Yüzmenin, ilkyardımın öğretilmediği, buna rağmen kıyılarında cankurtaran da olmayan, birçok tatil yerinde ambulans bile bulunmayan bir ülkede boğularak ölmek ihmal midir, yoksa kader mi?
Karada öldüğü gibi, denizde de ölebilir insan; havada da, her yerde...
Ama alınması ihmal edilen önlemler varken; trafik kazasında ölmek de kader değil, denizde boğulmak da!
Kadere bak!
Geçen gün Ukrayna'da "Tanrı beni korur" diye aslanların önüne attı kendini bir adam. Tanrı onu korumadı ne yazık ki.
Kendini aslanların önüne savuruncaya kadar, Tanrı
ya da hayvanat bahçesindeki teller onu koruyordu oysa.
Şimdi bu adamın aslanlar tarafından parçalanması kader mi?
Üstelik aslanlar insanları parçalamasın diye önlem alınmamış da değil. Alınmış yani. Arada teller var.
O telleri aşarak aslanların önüne atıp kendini, sonra aslanlar tarafından parçalanırken ne düşündü mesela o adam?
"Kaderim böyleymiş" mi dedi?
manik depresif köşe
Depresyonu yiyeyim, ne depresyonu!
Çok üzüldüm.
Sizin hiç babanız öldü mü? / Benim bir kere öldü, kör oldum / Yıkadılar, aldılar, götürdüler / Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
Cemal Süreya
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|