|
 |
|
|
MÜZİK
Bir mücevher kutusu
Cassandra Wilson son 20 yılda piyangodan çıkan en büyük caz vokali
MURAT BEŞER
Vokal caz, cazın diğer kulvarlarına oranla yenilikçi isimler çıkarma konusunda maalesef fukara. Altın yıllarını yaklaşık yarım asır önce tamamına erdiren bu tür, her yeni ismi ya eski efsanelerle özdeş tutarak zoraki onurlandırıyor ya da pop müziğin kucağına itilmek üzere cami avlusuna bırakıyor.
Her yıl en az birkaç dahi gitarcı, saksofoncu ya da piyanist hayata atılırken, mühim caz şarkıcısı 10 yılda bir geliyor; o da eğer şanslıysak. Son 20 yılda bize bu piyangodan çıkan en büyük ikramiye şüphesiz Cassandra Wilson.
Time dergisince Amerika'nın en iyi sesi olarak nitelenen, Downbeat yazarı John Ephland tarafından "Billie Holiday'den beri hiçbir isim caz ve pop arasındaki sınırları bu denli içtenlikle aşamamıştı" diye övülen 48 yaşındaki bu ihtişamlı kadın, doğal olarak kulağının kıymetini bilen vokalseverlerin öncelikli istikameti.
Caz şarkıcılığına onun eliyle kazandırılacak ilerici tutumun son hamlesi "Thunderbird" albümü. Geleneklerin tozunu almaya hayran kalınası bir yürekle kalkışıyor; swing caz vokaline devrimci bir yüz kazandırmayı teklif ediyor Cassandra.
Çağdaş hikayeler antolojisi
Blues'un köklerine derinden bağlı olmasına karşın, sapına kadar şehirli duyguları işliyor. Buna en iyi örnek açılıştaki "Go To Mexico"; 1967 tarihli bir şarkıdan esinlenen parça, dinamik bas çizgisi, vurmalı döngüleri ve elektronik ses örnekleri ile modernize edilmiş. Temkinli ve düşünceli falsettoların gövde gösterisi yaptığı "Closer To You", gizemli atmosferik klavyeler ve melodik bas melodileriyle albeni kazanıyor.
Kaygan elektronik davulların blues köklerine kulüp müziği tatları kattığı "It Would Be So Easy", gitarlı düetlerden oluşan "Red River Valley" ile "Lost", albümün diğer iyilerinden.
En şaşırtıcısı ise "Easy Rider". Blind Lemon Jefferson'ın yani bir erkeğin mısralarından alınan şarkının sözleri, bir kadının bağımsızlığını, hatta bir erkeğe gereksinimi olmadığını anlatıyor.
Yanı sıra bunun gibi çağdaş hikayeler var "Thunderbird"de. Aslen şarkılar topyekun; ruhsal açıdan tatminkar, seksi, tensel ve hepsinden önemlisi yaşama sıkıca bağlı.
Bu albüm için yeni bir yapımcıya yönelmiş Cassandra. Kesinlikle doğru bir kararla T Bone Burnett'i seçmiş, çünkü "Thunderbird" gitar üzerine kurulu bir albüm. Burnett ise gitarlı caz-blues albümlerinin en doğru ismi.
Gitarcılar Colin Linden ve Marc Ribot iki zıt kutup. İlki blues konusunda ayaklı kütüphane, ikincisi avangard Avrupa cazının haylaz çocuğu. Karşıtlıklardan doğan sonsuz zenginlik, Cassandra'nın müziğine çok şey katıyor. "I Want To Be Loved" adlı Willie Dixon bestesindeki Keb Mo ise başlı başına vaka.
Cassandra paleti son derece geniş bir şarkı yazarı ve şarkıcı; Abbey Lincoln çağrışımlı, dumanlı kontralto sesi onun alameti farikası. O, vokal cazın en büyük markası şimdi. İçindeki parçalarla bir mücevher kutusuna benzeyen "Thunderbird" gerçek bir ustalık çalışması.
Sembollerin prensi
Minnesota'lı küçük dostumuz Prince'in okunduğu gibi yazılan sözcüklere alerjisi sürüyor yeni albümü "3121"da. "To" halen "2", "You" ise "U". "Are", "R"dir, "I"ler muhtelif şekillerle gösterilebilir. Semboller onun zenginliği.
Bir 80'lere geri dönüyor, listelere göz kırpan seksi dans parçaları yapıyor; bir dini düşünceleri ağır basıyor, ruhani hitaplarda bulunuyor. Bu onun yaşamsal çelişkisi.
O bir Yehova Şahidi. Müzisyen olarak da düşünsel yalnızlık çeken bir derviş gibi. Kanıtı, neredeyse tüm enstrümanları kendinin çalması. Funk efsanesi Maceo Parker, seksi saksofoncu Candy Dulfer ve kendi keşfi Tamar istisna.
Geçmişin masal dünyasına gerçekçi bir yolculuk "3121". Bu ne diye soranlara: Albümün adının hiçbir anlamı yok. Ama sürpriz sayılabilecek derecede başarılı. En güzel başarı sürprizle geleni galiba.
Araf değil Cehennet
Pamela Spence'in üçüncü albümünün adı "Cehennet". Kusursuz bir ruh zekasıyla türetilmiş bu kelime, marjinal şairimiz Ece Ayhan'a ait. Albümün kitapçığında şaire bir vefa ya da esin notunun düşülmemiş olması, Pamela'nın "sahiplenme duygusu" adına üzücü.
Albümdeki 13 şarkının temalarına yabancı değiliz; bir önceki "Şehir Rehberi"nden aşinayız. Büyük şehir yaşantısının öldürdüğü duygulardan, içini boşalttığı ilişkilerinden, sürekli bir kaçma ve saklanma arzusundan söz ediyor Pamela'nın şarkıları.
Biraz da Pink imajından uzaklaşmış; sert gitarları, klişe pop-rock tınıları ve karık sesiyle 1980'li yılların dişi rock'çısı Pat Benatar'a yaklaşmış gibi.
Güzel sözler yazıyor Pamela; esin kaynaklarını işin içine kattığında daha da güzelleşecek.
Mis gibi rock
Pearl Jam "ben açıkça tarafım arkadaş" demeye getiriyor lafı, kendi adını taşıyan son albümündeki şarkılarda özet olarak. Neye taraf? Toprakları işgal edilmiş, kasabaları yakılmış yıkılmış, yakınları katledilmiş insanların yanında, George W. Bush'a ve Irak savaşına karşı taraf.
Grunge müziğinin uzun ömürlü ismi, ezeli politik muhalefetini doruğa çıkarıyor 13 şarkıda. Sanılmaya ki, insanın içine bakan şarkılar yok. Pearl Jam'in öfkesi onu olgunlaştıran bir şey aynı zamanda. Sadece şarkıların içindeki politik hümanizm bile "Pearl Jam" albümünü dinlemeye değer kılacak güçte. Parçalarda coşkuyu körükleyen, eski anlayış kokan cayır cayır gitar soloları var.
Muhalefeti, öfkesi, insanlığı ve gitarlarıyla mis gibi eski rock.
|
|
|

|