|
 |
|
|
Allah futbolda taraf tutar mı?
Dünya Kupası izlenimler - 4
FRANKFURT
Allah futbolda taraf tutar mı diyor Kerem Çalışkan. Tam Kerem'lik bir soru. Fildişi Sahilleri, Arjantin yarı sahasına yıldırım gibi girip üst üste üç gol kaçırınca tutabilir diyorum.
Main Nehri üstünde tımarhane!
Ya da bir kurgu film mekânı...
Nehrin tam orta yerine gerçekten dev boyutlarda iki taraflı bir televizyon ekranı kurulmuş. Nehrin iki kıyısına da tribünler inşa edilmiş. Hem stadyum, hem açıkhava diskosu...
20 bin kişi maç seyrediyor.
Cam gibi net bir görüntü ve öylesine bir ses düzeni ki, sahanın içinde maç seyreder gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Philips, Frankfurt Belediyesi'nin bu projesini gerçekleştirmek için üç yıl çalışmış bu teknoloji üzerinde diyorlar.
Kerem'den öneri:
"İstanbul'da Haliç'e de kurulabilir böyle iki taraflı dev bir televizyon ekranı. Haliç'in iki yakasına da portatif tribünler inşa edip futbol maçları, başka yayınlar halk eğlencesine neden dönüştürülmesin ki?.."
Fildişi Sahilleri göz hoş gelen bir futbol oynuyor. Tempolu, hızlı, yaratıcı. Ama gol kaçırıyorlar. Ve atamayana atarlar kuralı işliyor. Crespo'dan sonra bu kez Saviola, ofsayt kokan bir pozisyonda şık bir golle Arjantin'i 2-0 öne geçiriyor.
Ve kızılca kıyamet kopuyor.
Mavi beyaz Arjantin bayraklarına sarılmış tango yapanlar, bir anda kendilerinden geçenler... Maradona, dünya futbolunun efsanesi, Arjantin formasıyla televizyon ekranında göründüğü anda ikinci bir kıyamet daha kopuyor.
Maradona'nın halefi kim olacak?
Dünya Kupası'nın sıcak konularından biri. İspanya'da, Nihat'ın yeni takımı Villareal'de top koşturan Requelme mi? Maradona'nın bu soruya yanıtı evet. Ancak, Barcelona'nın 18 yaşındaki yıldızı Messi ne olacak diye soranlar var? Bakalım, bu Dünya Kupası'nda yeni bir efsane doğacak mı?
Nehir kıyısında futbol karnavalı!
Her milletin temsilcisi burada. Türkler de var. Bazıları, anlaşılan Almanlara gıcıklık olsun diye Brezilya bayrağı, İngiliz bayrağı sallayıp eğleniyorlar. Keşke Türkiye de Dünya Kupası'nda olsaydı, şimdi buraları Türk kaynardı. Yazık oldu, o bir golü atamadık İsviçre'ye...
Tribünün tepesine bezden bir pankart germiş İngilizler:
"Allahım, Rooney'i geri ver!"
Allah eğer tarafsızsa Rooney'i İngiliz takımına ihsan eder. Çünkü, İngiltere cumartesi günü Paraguay karşısındaki ilk maçında, futbolu bir boğa gibi oynayan, topu sahada kırmızı görmüş bir boğa gibi kovalayan Wayne Rooney'in eksikliğini fazlasıyla hissetti. İki metrelik boyu ve fasulye sırığı bacakları ve robotumsu hareketleriyle Peter Crouch onun yerini dolduramadı.
Güneşin son ışıkları.
Gökyüzüyle nehir pembeleşiyor. Bira su gibi! Arjantinlilerin tangosuyla Brezilyaların sambası birbirine karışıyor. Maç arasında dev bir diskoya dönüşüyor Main Arena...
Kökleri on ikinci yüzyıla giden Frankfurter Dome katedraliyle, on dokuzuncu yüzyıldan kalma Çelik Köprü, güneşin son ışıklarının altında, kendi tarih sayfalarına savaşlardan, o anababa günlerinden sonra bir de bu futbol şölenini kaydediyorlar, belki de "Bu da geçer yahu!" diyerek...
O da ne?
Römer Meydanı'nda İngiliz işgali!
Bir gece önce Almanlar, İngilizleri bir meydan savaşıyla püskürtmüşler. Ama ertesi gün İngilizler inat etmiş, meydan yine onlara kalmış. Üç dört bin kişi hem içiyor, hem bağırıyor, hem dans ediyor. Tam bir karnaval yeri, Alman cumhuriyetinin on dokuzuncu yüzyılda ilan edildiği bu tarihi mekân...
Alman polisi izlemede!
Bir futbol topu var, hiç yere inmiyor, sürekli havalarda. Her önüne gelen Yaradan'a sığınıp patlatıyor meşin yuvarlağa. Ben de imreniyorum, Kerem'in pasına bir tane de ben çakıp minare gibi dikiyorum topu, İngilizlerin alkışları arasında...
"Dur, oraya basma!"
Kerem bağırıyor. Bunca patırtı gürültü arasında bana hâlâ tarihin izlerini sürdürmek istiyor. Yuvarlak demirden bir anıt, parke taşlarının arasına yerle aynı seviyede yerleştirilmiş:
"Bu yerde, 10 Mayıs 1933'te, Nasyonal Sosyalist öğrenciler, yazarların, bilim adamlarının, yayıncıların ve filozofların ve de Heinrich Heine'nin kitaplarını yaktılar. Bu sadece bir ara aşamaydı. Kitapların yakıldığı yerde insanlar da yakılır."
Anıtın çevresine 1933'te kitabı yakılan yazarların isimleri kazınmış. Stefan Zweig, Freud, Marx, Jack London, Bertolt Brecht, Kautsky ile uzayıp giden bir utanç listesi...
St. Pauls Kilisesi bu meydana bitişik, bu anıta bakıyor. Geçen ekim ayında Orhan Pamuk'a, kitapları için Isparta'daki bir kaymakam tarafından müsadere ve imha kararı verilen yazarımıza bu kilisede Almanya'nın en büyük ödüllerinden biri verilmişti.
Yine odak kayması!
Siyaseti bırak, futbola dön Hasan Efendi. Köln'deki Angola-Portekiz maçı seni bekliyor. Atilla Gökçe'nin deyişiyle, eski sömürgeyle sömürgeci arasında oyun bakalım nasıl olacak?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|