|
"Tartışma" salgınında zırtabozluk boyutu
Çocukluğumdaki ev içi tartışmaları, Türkiye'nin hemen hemen her yöresinde genç kuşaklara da bulaşmış gibi...
Ev içi tartışmalarında, "evlatlık" adı altında boğaz tokluğuna çalıştırılan kimsesiz kız çocuklarının; "halıları ıslatarak mı, ıslatmadan mı süpürmelerinin" daha yerinde olacağı konusu da, karşılıklı sinirlenmelere yol açardı; komşu Senuhi Bey'in, yaşlı ve zengin karısı Dilruba Hanım'ın pırlanta gerdanlığını, "rehin mi verdiği, yoksa sattığı mı", konusu da...
***
Eve gelin gelmiş bir yenge:
- Halılar ıslatılmadan süpürüldüğünde çok toz kalkıyor, her taraf toz içinde kalıyor, dediğinde...
Büyük hanımlardan biri:
- Kızım öyle söylüyorsun ama, ıslatılınca da havı dökülüyor halıların; yıpranmış kilime dönüyor hepsi, derdi...
Gelin:
- Ben kendimi bildim bileli, annem hep ıslatarak süpürür halıları; ne havı döküldü, ne bir şey, derdi.
Büyük hanımlardan biri de:
- Evet ama sizde hiç Afgan halısı yok ki, zaten hepsi eskimiş pösteki gibi, derdi...
- Yapma hanım anne, hepsi nadide Isparta halısı onların...
- Isparta'ymış, laf ola beri gele...
Ve suratlar asılır, dudaklar titrer, kapılar çarpılırdı.
***
Komşu Senuhi Bey'in, yaşlı ve zengin karısı Dilruba Hanım'ın pırlanta gerdanlığını; sattığı mı, yoksa rehin mi verdiği, konusu da öyle...
- Şekerim, ben gözlerimle gördüm; Bedestende kuyumcu kuyumcu dolaşıyordu...
- Yok canım, Şükûfe Hanım'ın kendisi söyledi; dayısı Eşref Efendi'ye rehin bırakıp, borç almış...
- Kuzum niye borç alsın Senuhi Bey; borcu nesiyle ödeyecek? Bal gibi sattı gerdanlığı Bedestende...
- Sen geçenlerde Sütçü Ali Ağa'nın da evine sarhoş geldiğini iddia ettin ama, adamın hastalanarak geldiği sonradan çıktı ortaya...
- Sarhoş geldiği için hastalandı o... Sen zaten her şeyi kendine göre anlatırsın. Karyolanın altına kurusun diye koyduğun yarım çuvallık kalıp sabunların da, eksildiğinden kuşkulanıyordun ama; sonradan hatırladın çamaşırcı kadına iki kalıbını kendinin verdiğini...
Ve yine suratlar asılır, dudaklar titrer, kapılar çarpılırdı.
***
Bakıyorum tartışma salgını çok yaygın genç kuşaklarda da...
Üstelik "bilim" gibi, "politika" gibi tanımlamasını kimsenin yapmadığı kavramları, birbirine karıştıra karıştıra aşureye çevirerek; yiğitlik gösterisine bir hayli yatkın duruyorlar. Kimi ırkçılığı putlaştırıyor, kimi ümmetçiliği, kimi de "şan, şeref, bayrak" gibi duygusal bir hamasetçiliği...
***
Kendini kanıtlama dürtüsü kurgular, "tartışma" zembereğini... Ve "okuma yazma özürlü" olan ve olmayan toplumlar arasındaki fark; birincilerin "tatsız bir didişmeci", ikincilerin "lezzetli bir sohbetçi" olmalarında öbekleşir.
***
Sabahattin Ali'nin, cezaevi anılarında çizimlediği bir tartışmacı tipi vardır.
Cinayetten mahkûm bir katil, cinayeti nasıl işlediğini anlatırken:
- Yol kıyısındaki çalıların arkasında pusuya yattım, dediğinde...
Tartışmacı:
- Sen çalıların arkasına saklanarak kuş bile vuramazsın. Mutlaka tepedeki bir ağacın arkasından ateş etmişsindir, diye tutturur.
***
Psikolojik yanılgılarla ilgili olarak da, bazı garip tartışmalar örnek gösterilir.
İki yolcu bir tren kompartımanında giderken, biri:
- Çok üşüdüm, der ve kaloriferi açar.
Biraz sonra, öteki yolcu:
- Ben çok sıcakladım, der ve kapar kaloriferi...
İki yolcu arasında gerilim arttığı bir sırada, kondüktör gelir ve kaloriferlerin yanmadığını söyler.
***
2005 yılında silaha ayrılan para netleşti; 1 trilyon 128 milyar dolar... Bunun yüzde 48'i ABD'ye ait...
Ve yeryüzündeki devletler 2'ye ayrılmakta; ürettikleri silahları satanlarla, üretemedikleri silahları alanlar...
***
Silah satın alan ülkelerde, yoksulluk yaygın mı yaygın...
Ve gelişmemiş ülkelerde gündem dışı tutulan konular:
1- En büyük düşman, sınırlar dışındaki silahlı güçler midir, yok sınırlar içindeki yoksulluk mu?
2- "Devlet" mi bireyler içindir, yoksa bireyler mi "devlet" içindir?
3- Bireylerin "yaşam kalitesi" mi daha önemlidir, yoksa savunma güçlerinin sayısı mı?
***
Bu tür konular kazara tartışıldığında, tartışanların hangi kaynaklardan geçindikleri de; kapalı mı kalmalıdır, açık mı olmalıdır?
"Polemik"le "tartışma"; "çürütmecilik"le "bilimsel açıklama" arasındaki farklar nelerdir?
Ve siz:
- Lider öylesine kızdı ki, yardımcısını "itin kıçına soktu çıkardı" dediğinizde; karşınızdaki "tartışma" kaşıntılı kişi:
- Mümkün değil, liderin yardımcısı koskocaman adam, itin kıçı ise küçücük. O koskocaman adamı, o küçücük deliğe nasıl sokup çıkarabilir, diye tutturduğunda...
Tartışma kaşıntılı kişi, çok mantıklı mı sayılır; yoksa tunkafa mı; yoksa aşırı safça mı?
***
Unutmamak gerekir ki, bir ülkede anlamsız ve yiğitliğe dayalı tartışmalar yaygınlaştığında; gelecek de belaya gebe kalır.
c.altan@prizma.net.tr
|
|