Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Haziran 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Uzaklardan, dağlardan


En çok güneş batarken anlatır kendini dağlar. Üstlerinde ter ter tepinen güneşe öfkelerinden olacak, dağlar gün ortasında göstermez başlarını. Ne kadar yukarı çevirsen de yüzünü, ne kadar siper etsen de avcunu gözüne bir türlü tam bakamazsın en tepeye, göstermezler.
Uzaklarda bir yerlerde, bir dağın tepesinde, bir evin içindeyim şimdi. Yeni bir kitap için geldim, kaçtım şehirden. Darısı sizin de başınıza.
Uzun süre yazmaktan sırtım çok ağrıyınca ara veriyorum 10-15 dakika. O zaman dağlara bakıyorum. Bu yazıyı şimdi o aralardan birinde yazıyorum. Dağlara baka baka şehre mektup atıyorum.
Düşünüyorum da, belki de tarih boyunca hep böyleydi. Dağlar ve kayalıklar hep kaçakları karnında gizledi. Kaya evleri var şimdi baktığım dağlarda.
İlk Hıristiyanlar zalim zalim Roma imparatorlarından kaçmak için ta oralara çıkmışlar. Düzenin zulmünden tarih boyunca kaçanlar dağları seçmişler. Denizlerin ortalarındaki adalara değil, uzak şehirlere değil, yeryüzünün en nemrut kucağına gitmişler.

Küçük tanrılar
Denize bakmayı sever çoğu insan. Lebiderya evler o kadar pahalı bu yüzden. Niyeyse, denize bakmak iyi etmiyor beni. Beni tedavi eden bir tek dağlar, kayalıklar.
Tuhaf bir güven hissi, anlaşılmaz bir huzur. Düşünüyorum da şimdi, belki insanlar daha başlangıçtan beri o yüzden tanrıları oralara, tepelere yerleştirmişler.
Tanrı sofraları var baktığım dağlarda, düz tepeler. Kayalar kızardıkça güneş batarken tanrılar efkârlanıp eski aşklarından bahsediyor olmalılar.
Mavi bir pervanesi olan bir böcek uçuyor önümden. Hayret etmeyerek geçen zamanda yaşlanır insan.
Yaşlanmamak için takılıyorum böceğin peşine, çınarların arasında kaybolup dağa çeviriyor dümenini, mavi.
Düşünüyorum da acaba, eski tanrılar ne büyüklükteydi? Dağlardaki bu sofralarda yemek yedikleri var sayıldığına göre bizim şimdiki tanrılarımızdan küçük, birer dev büyüklüğündelerdi. Öyle değil mi? İnsanın aklı büyüdükçe büyür tanrılar. Belki de eski tanrılar bizimkiler kadar kocaman değillerdi.
Örümceğin teki, işini bitirmiş tam bakarken ağına, yağmur atıştırıyor. Damlalar ağın üzerinde asılı kalıyor. Bir sürü küçük damla, ağın düğüm yerlerinden sarkıyor. Belki aşağıda bir böcek, bir kurtçuk yukarı baktığında onu gökyüzü sanıyor. Damlalar ağa takılmış yıldızlar gibi duruyor.
Belki bizim baktığımız gökyüzünde de tanrıların gönderdiği bir yağmurun ışıklı damlaları takılı kalıyor, yıldızlar tanrıların damlalarından oluyor. Tanrıları çok büyüttüğümüz için artık onlar dağlarda değil, gökyüzünde oturuyor. Eski evlerinden kovduğumuz için onları artık onlar tepelerdeki sofralarda yemek yiyemiyor. Bu yüzden kahkahaları kulağımıza gelmiyor.

Tanrı sözü
Eski bir Türk atasözü imiş:
"Kötü periler denizlerde, iyi periler dağlarda gezer."
Dağlarda iyilikle ilgili bir şey var. Yeni tanrılar da bunu biliyorlar. O yüzden insanoğluna bir şey söylemek istediklerinde, hatırlayın, hep öyle olur, insanlardan birini seçip dağlara çağırırlar.
Acaba şimdi o tanrılar, dağın eteğinde dururken ben, bazen yazmakta güçlük çekerken, beni de yanlarına çağırıp birkaç cümle söylerler mi?
Düşünüyorum da acaba, tanrıların seçtikleri insanoğlunun kulaklarına fısıldadıklarından ne kadarını biliyoruz biz.
Belki de tanrı kelamının bir kısmı tepelerden aşağı inerken dinleyen, yolda kırıldı. Olamaz mı?
Belki de dağlar akşam olurken bu yüzden bu kadar güzelleşiyorlar. İnsana, hâlâ duyulmamış bir tanrı sözü olduğunu hatırlatıyorlar...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
AB ile nereye kadar?
RUM engelleri kaldırıldı diye hepimiz iyimser...
Çetin ALTAN
"Tartışma" salgınında zırtabozluk boyutu
Çocukluğumdaki ev içi tartışmaları, Türkiye'n...
Melih AŞIK
Kemal Abi ordaydı
Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), bu yılın ...
Fikret BİLA
MGK Genel Sekreterliği'nden bir ilk daha
Büyükelçi Yiğit Alpogan'ın göreve gelmesinden...
Hasan CEMAL
İş Allah'a kalsa bütün maçlar berabere mi biterdi?
Dişi sineğin girmesi bile yasak İtalyan kampı...
Güneri CIVAOĞLU
Tulumbanın sapı
Dünya ekonomisi "asteroit (göktaşı)" yağmuru ...
Abbas GÜÇLÜ
Marmara'da rektörlük seçimi (2)
Marmara Üniversitesi'nde rektörlük seçimi cum...
Hurşit GÜNEŞ
Artık ortam farklı
Son haftalarda çıkan sıcak para, yahut yabanc...
Nail GÜRELİ
Yasaya göre iş değil, işe göre yasa
Ne yurttaşlık sorumluluğu, ne çevreyi koruma ...
Sami KOHEN
Yola devam, ama nasıl?
LÜKSEMBURG'da diplomatlar cenkleşirken, Türki...
Metin MÜNİR
Kuru kahveci Illy Efendi
Illy kahve fabrikasının laboratuvarında 2004 ...
Hasan PULUR
Tatil dönüşü...
GEZİDEN, izinden dönene sorarlar:
Meral TAMER
Tatil dönüşü masamda yığılmış kitaplardan...
Bir gazeteci, tatil dönüşü gazetedeki masasın...
Ece TEMELKURAN
Uzaklardan, dağlardan
En çok güneş batarken anlatır kendini dağlar....
Osman ULAGAY
Bakan gitti, Türkiye batırıldı
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllat...
Güngör URAS
Merkez Bankası'nın işi zor
Merkez Bankası'nın işi zor... Merkez Bankası ...
M. Ali BİRAND
Gül'ü hiç bu kadar kızgın görmedim
Pazartesi günü tam 12 saat Ankara havaalanınd...

© 2006 Milliyet