Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Haziran 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Gül'ü hiç bu kadar kızgın görmedim


LÜKSEMBURG

Pazartesi günü tam 12 saat Ankara havaalanında bekledim.

17 Aralık 2004'te Brüksel doruğunda 24 saat aynı krizi yaşamıştım.

3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da saatlerce beklemiştim. Ancak Gül'ü hiçbir zaman önceki günkü kadar kızgın görmemiştim.

Lüksemburg macerasını birlikte yaşadık. 7 saat süren krizden sonra havaalanına asık bir suratla geldi. Hele Ankara'dan Lüksemburg'a kadar ki 3,5 saatlik yolculukta barut gibiydi.

Karşılıklı konuşmaya başlayınca, kime kızgın olduğunu anladım. Belki hayret edeceksiniz, ancak Rumlara kızgın değildi. Onların kendi çıkarları için mücadele ettiklerini söylüyordu.

Asıl kızgınlığı, AB'nin bazı ülkelerine yönelikti. 500 bin kişinin, 70 milyonluk bir ülke'nin AB'ye yürüyüşünü engelleyebilecek bir noktaya getirilmesiydi.

Özel konuşmalarında hep şu sözleri duydum:

"... Avrupa kalkmış, durmadan bizim heyecanımızın kalmadığını ileri sürüyor. Nasıl heyecanımız kalsın ki? Heyecanımızı asıl onlar öldürüyor. Kıbrıs Rumlarını öylesine şımartıyor ve öylesine ön plana çıkartıyor ki, Kıbrıs'ı bize karşı kullanıyorlar..."

ÖNEMLİSİ MÜZAKERE GERİSİ BAHANE

Kıbrıs Rumları, belki Türkiye'ye çıkarttıkları zorluklardn dolayı keyifleniyor olabilirler. Ancak unuttukları birşey var var. O da, uzun vadede Türkiye'nin karlı çıkacağıdır.

Bunun en somut işaretini, yine tüm kızgınlığına ve gerilimine rağmen Gül verdi. Türkiye için önemli olanın, müzakerelerin başlaması ve sürmesi olduğunu söyledi. Gayet tabii bunun ne pahasına olursa değil, kabul edilebilir ölçüde yürütülmesine bağlı olduğunu da ekledi.

Bence de önemli olan, müzakerelerin yürümesidir. Gerisi boştur ve bahanedir. Yıllarca sürecek bir satranç oyunu oynuyoruz. Günlük sorunlara takılmak yerine, uzun vadeli hedefe kilitlenmek çok daha önemlidir. Bugün "önemli" saydığımız birçok konu, yarın komik olacaktır.

Kıbrıs Rumları işte bu tuzağa düşmüş durumdalar.

* * *

SEVGİLİ RAUF BEYİN KULAKLARI ÇINLASIN

Ah, Rauf bey ah...

Annan planını reddetmek, ardından Ankara'nın baskısıyla kerhen kabul edip sonra ayak sürümek politikasını benimsememiş olsanız, Türkiye bugünkü zorluklara düşmeyecekti.

Ankara'yı Rumların tuzağına sizin politikalarınız düşürdü.

Yanlış anlaşılma olmasın. Bunu kötü bir niyetle değil, kişisel değerlendirmeleriniz sonucunda yaptınız. Ancak bugün gelinilen noktaya baktığınızda, sizin ve Ankara'daki bazı muhafazakar kurum ve çevrelerin ortaklaşa desteklediğiniz yaklaşım, Türkiye'ye çok pahalıya mal oldu. Üstelik, daha çok uzun yıllar da fatura edilecek.

Eğer Annan planını kabul edip, ayak sürememiş olsaydınız, bugün Rumlar böylesine rahat cirit atamayacaklardı. Ya KKTC'de tam üye olacak veya Rumların tam üyeliği ertelenecekti.

Papadopulos'a en büyük yardımı -istemeyerek dahi olsa- siz verdiniz.

Emin olun sizi suçlamıyorum.

Sadece "keşke ileriyi görebilseydiniz" demek ve kulaklarınızı çınlatmak istiyorum.

Bu "çınlatma" faslı , Türkiye tam üye olana kadar da devam edecek.

* * *

RUMLAR, 3 ÜNCÜ FIRSATI DA KAÇIRDI

Rumlar, Avrupa Birliğine adımlarını attıkları günden itibaren, Türkiye'den en önemli ödünü kopartmaya çalışıyorlar: Resmen tanınma...

En büyük ümitleri, 17 Aralık 2004'teki AB doruğu idi.

Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağının açıklandığı Bürksel toplantısını hatırlarsınız. Erdoğan direnince büyük bir tartışma çıkmış ve doruk toplantısı tehlikeye girmişti. Son dakikada , İngiliz-Fransız ve İtalyan Başbakanları araya girmişler ve Rumları "satmışlardı". Türkiye'nin istediği formülü kabul etmişlerdi.

Papadopulos, resmen tanınma ümidiyle gittiği Brüksel'den eli boş ve derin bir hayal kırıklığı ile dönmüştü. AB'ye kızgındı.

İkinci denemeyi 3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da Türkiye ile müzakerelerin başladığı toplantıda yaptı. Yine kriz yarattı. Yine son dakikaya kadar toplantının yapılıp yapılamayacağı askıda tutuldu. Ancak yine istediğini elde edemedi.

Bu defa üçüncü denemesini yaptı.

Müzakereler başlarsa, bir daha tanınma imkanı kalmayacağını bildiklerinden dolayı, bu defa daha da bastırdılar. Ancak yine de istedikleri sonucu elde edemediler. Papadopulos, Türkiye'nin limanlarını açmasını ve Güney Kıbrıs'ın egemenliğini kabullenmesini arzulamıştı.

Bundan sonra, geriye ne kaldı?

Bundan sonra, Papadopulos için tek ümit, bu yılın Aralığındaki AB doruğu. Bu doruktan, Türkiye limanlarını açmadığı taktirde, müzakerelerin askıya alınması kararının çıkmasını isteyecek.

Başarabilir mi?

Sanmıyorum.

Papadopulos'u yeni hayal kırıklıkları bekliyor.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
AB ile nereye kadar?
RUM engelleri kaldırıldı diye hepimiz iyimser...
Çetin ALTAN
"Tartışma" salgınında zırtabozluk boyutu
Çocukluğumdaki ev içi tartışmaları, Türkiye'n...
Melih AŞIK
Kemal Abi ordaydı
Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), bu yılın ...
Fikret BİLA
MGK Genel Sekreterliği'nden bir ilk daha
Büyükelçi Yiğit Alpogan'ın göreve gelmesinden...
Hasan CEMAL
İş Allah'a kalsa bütün maçlar berabere mi biterdi?
Dişi sineğin girmesi bile yasak İtalyan kampı...
Güneri CIVAOĞLU
Tulumbanın sapı
Dünya ekonomisi "asteroit (göktaşı)" yağmuru ...
Abbas GÜÇLÜ
Marmara'da rektörlük seçimi (2)
Marmara Üniversitesi'nde rektörlük seçimi cum...
Hurşit GÜNEŞ
Artık ortam farklı
Son haftalarda çıkan sıcak para, yahut yabanc...
Nail GÜRELİ
Yasaya göre iş değil, işe göre yasa
Ne yurttaşlık sorumluluğu, ne çevreyi koruma ...
Sami KOHEN
Yola devam, ama nasıl?
LÜKSEMBURG'da diplomatlar cenkleşirken, Türki...
Metin MÜNİR
Kuru kahveci Illy Efendi
Illy kahve fabrikasının laboratuvarında 2004 ...
Hasan PULUR
Tatil dönüşü...
GEZİDEN, izinden dönene sorarlar:
Meral TAMER
Tatil dönüşü masamda yığılmış kitaplardan...
Bir gazeteci, tatil dönüşü gazetedeki masasın...
Ece TEMELKURAN
Uzaklardan, dağlardan
En çok güneş batarken anlatır kendini dağlar....
Osman ULAGAY
Bakan gitti, Türkiye batırıldı
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllat...
Güngör URAS
Merkez Bankası'nın işi zor
Merkez Bankası'nın işi zor... Merkez Bankası ...
M. Ali BİRAND
Gül'ü hiç bu kadar kızgın görmedim
Pazartesi günü tam 12 saat Ankara havaalanınd...

© 2006 Milliyet