|
 |
|
|
Aracı olan yaşadı
Hannover'de gece. İtalyanlar toplanmış bir bara. Merkez istasyonun tam karşısındaki sokağın sonu. Etrafında dolaşırken iki güney İtalyalı yaklaşıyor yanımıza. Muhtemelen Salvatore (kısaltılmışı Toto yani. Hani Schilaci'de olduğu gibi) "Biletiniz var mı?" diye soruyor. "Yok" diyoruz. Bende var alır mısınız diyor bu sefer. Ters çakıyor.
-Olabilir ne kadar?
-Kaç tane lazım.
-Beş.
Arkadaşıyla fazlasıyla aksanlı kısa bir münazara yapıyor. Ardından "Tanesi 150'den 750. Yeşil sıra en iyi yer. Neredeyse bedava".
- 600'e verirsen olur.
- Son 650. Kurtarmaz.
"Tamam" diyoruz "Otelden para alıp geliyoruz". Halbuki ne ortada otel var. Bir evin odasını kiralamışız zira. Ne de bilet almaya niyetimiz. Ama adam bizden zeki. "Sizle geliyoruz" diyor. Zor yırtıyoruz.
Bir gün sonra. Hemen hemen aynı yer. Gana maçı öncesi. Kahvemi içerken önümden fotoğrafta gördüğünüz adam geçiyor. Elindeki kartonda yazan yazıyı okudum. Bir kez daha. Sonra bir kez daha. 2000 Euro veriyor. Hem de Trinidad maçına. Ha bir de Tobago var. Kendisiyle hiç alakası olmayan Hollanda- Arjantin maçına ise 1000 Euro. Nasıl yani? Nasıl bulamadın bu kadar para verebiliyorken? "Çıkar çıkmaz bitti" diyor. Gerçekten de neredeyse her maçta "Sold out-Tüm biletler satıldı" anonsu yapılıyor. Ama hemen her maçta kalabalık arasında birçok sıra, 3'lü 5'li, 10'lu öylece bomboş yemyeşil karşımızda duruyor. İşte o boşluklar sponsorların alıp birilerine verdikleri, ama o birilerinin kalkıp gelmedikleri yerlerin simgesi.
Zaten her statta sizi "Elite locaları" gösteren oklar, VIP koltukları için zengin ağırlayan güzel kızlar karşılıyor. Tabii sizi karşılamıyor da, lafın gelişi işte. Futbolsever ise öyle elinde karton, cebinde binlikler dolaşıyor sokaklarda. Cebinde binlik olmayan futbolseveri ise hiç sormayın.
Leipzig Merkez Stadı
Alın size bir fikir. İzmir Atatürk Stadı'nın ortasına yeni bir stat yapalım. Daha dik. Hemen hemen aynı sayıda seyirci alan. Daha modern. Futbola daha uygun bir stat. Eski stadın tribünlerine toprak yığıp, eğimli bir yeşil alan oluşturalım. Çim ekelim. Yıkmadan modern bir şey yapalım yani Saçma mı. Bence de çok gerekli değil. Ama Alman, doğusuna bunu yapmış. Leipzig'deki Merkez Stat aynen böyle yapılmış.
Ukrayna ve İspanya
İspanya'ın, Ukrayna'yı tarumar edişi sonrası hâlâ beklemek gerektiğini söyleyerek hemen İspanya'ya geçiyorum (zaman kazanma diyorlar buna).
İspanya'nın 23 kişilik kadrosunda 30 yaşında 3 oyuncu var ve sadece biri takımda direkt oynuyor (Senna). Gençler hem de çok.
İspanya dünyanın her tarafından oyuncu alıyor. İngiltere'yle birlikte en büyük ihracatçı. Öyle ki, Brezilya'da daha çok Real Madridli var. Ama gelin görün ki, bu cari açığa rağmen gelişme sürüyor. Yani ihracatçı düzen onların bu iyi ve genç takımı kurmasını engellemiyor. Zira eskiden sınırlama daha katıyken, bu kadar iyi ve iddialı takım kurabilmiş değillerdi. Demek ki, işin sırrı sınırlamada değil. Gençlerinin daha iyi bir ligde oynamasında.
Brezilya da, İngiltere gibi
İngiltere maçına 364 yedek gazetecinin bilet için yazıldığını söylemiştim. Ben de onlardandım ve maça girmeyi başardım. Ama bu rekor kırıldı. Brezilya-Hırvatistan maçında tam 580 yedek vardı. 200'e yakın gazeteci dışarıda kaldı. Farklı olan bu. Aynı olan ise Brezilya'nın da İngiltere gibi kötü oynayışı.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|