Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Haziran 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
ERBİL HADİSESİ VE ÖTESİ:
Kimi öldürmeliyiz?


Mehmet Ali Erbil, eğlencenin baş histeriği nicedir tırmandırdığı pervasızlığında kendini aşarak adamın birinin pantolonunu küt diye indirdi.
Nedametler getiriyor şimdi, "Rating kurbanıyım" diyor. Kader kurbanı olarak boynu bükük RTÜK üyelerini ziyarete gidiyor. "Kıymayın bana abiler" demek için demeçler veriyor.
Meclis'te "Erbil bir daha program yapmasın" diye konuşmalar oluyor. Bu memleket meselesi tüm toplumsal katmanlarda ciddiyetle irdeleniyor. İşte bu da benim müthiş komiğime gidiyor.

Erkekliğe değince!
Şimdi öncelikle bir hususa dikkatleri çekmek isterim. Erbil nicedir bazı atraksiyonlara imza atıyordu.
Sunuculuk yaptığı programda gösteri yapmak için gelen bir Alman kıza canlı yayında sartıntılık yapıyor ve sevenlerince "Mehmet Ali'dir, yapar" şeklinde sevilip okşanıyordu.
Ardından şahsıyla ilgili nice taciz iddiaları gündeme geliyor ve fakat Erbil, o hep son sözü söyleyen, aniden ciddileşip, neredeyse Muhsin Ertuğrul geleneğinden dem vuracak denli kadimmiş gibi bir sesle yaptığı açıklamalarla konuyu kestirip atıyordu. Velhasıl söyleyeceğim şudur:
Nice kadın Erbil'den çekeceğini çektikten sonra Mehmet Ali beyğ bir adamın (Erkek! Erkek!) pantolonunu indirince problem çıkıyor. Mesele erkekliğe değince yani hadise çıkıyor.
Dikkatinizi çekerim, yıllarca yayınlanan ve kadın dünyasının bağırsaklarını ortalığa yayan kadın programlarında yaşananlar hiç sorun teşkil etmezken yine bir gün RTÜK erkekler kadın kılığına girecek, program yapacak dendiği zaman ayağa kalkmıştı. Tıpkı Mehmet Ali beyğin erkekliğe dokununca yanması, oyundan atılması gibi.
Diğer taraftan esas mesele şudur:
Derin bir "Aman oyunu bozmayayım" ezikliğiyle, yıllardır Mehmet Ali beyğin aşağılamalarına, tartaklamalarına, itip kakmalarına boyun eğmiş hatta bunu son derece sevimli bir bulmuş insanları ne yapacaksınız? Yani diyelim ki Erbil bundan sonra program yapmayacak.
Diyelim ki o da ikinci bir Güner Ümit vakası olarak "piyasadan" çıkıp gidecek. O insanlar ne olacak? Aşağılandıkça pişmiş kelle gibi gülen, ellendikçe "Ayy! Mehmet Ali beyğ, n'apıyorsunuz? Allah iyiliğinizi vermesin!" diyen, hakarete uğradıkça gözleri parlayan o insanları ne yapacağız? İçimizdeki Mehmet Ali'yi nasıl öldüreceğiz?

Hayat defteri:
Dağlarda yaşayınca hiç bilmiyorsun insanlık ne alemde, Avrupa Birliği ne oldu, borsa indi mi kalktı mı? Mehmet Ali Erbil ne yaptı canlı yayında, haberin olmuyor. Ruhun "detoksu" gibi bir hadise.
Bilmeyince var olmuyor çünkü dünya. Var olmayınca dert edinmiyorsun. Dert edinmeyince kuşa böceğe bakar hale geliyorsun zamanla. Böyle yaşıyordu insanlar demek ki bir yüzyıl kadar önce. Televizyon yokken, radyodan birileri öte yerlere dair bir şey söylemezken ne sessizdi hayat.
Hayat diye bir başka şey vardı demek, zaman kendi hızında akar, içine senin koyduğun kadarını alırdı gün.
Bilmeyince sorumluluğun olmayacağı için vicdan diye bir mesele bu denli torbalaşmamıştı herhalde. Muhtemelen tanımadıkları insanlar görmüyorlardı onlar rüyalarında.
Tanımadıkları insanların isimlerini bilmiyorlardı. İyi miydi acaba?
O zaman da sırt ağrısı var mıydı, boyun kasılması?

www.FenerbahCHE.net
Beşiktaş Çarşı grubunu ve savaş karşıtı eylemlerde nasıl güzel göründüklerini yazdıktan sonra, haftalar boyunca Fenerbahçeli taraftarlardan e-mailler geldi. Beşiktaş'ın PenCHE'sine karşı onların da bir sitesinin olduğunu, Che'nin sadece Beşiktaş'a ait olmadığını söylediler. Ben de buradan yazıyorum işte kendilerine. Fenerbahçe'nin içinde bir de FenerbahCHE var. İnternet sitelerine bakınız. Siyasi meselelerle ilgili son derece FenerbahCHE'li yazılar göreceksiniz:
www.fenerbahche.net

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Bol bol hayal kuralım, turnayı ta gözünden vuralım...
Avrupa Birliği diplomatlarının, kendileriyle ...
Melih AŞIK
Turistik hatıra...
Londra'dan, Paris'ten Münih'ten.. Avrupa'nın ...
Fikret BİLA
Küçük Kıbrıs'ın büyük tarihi
Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkileri döndü ...
Hasan CEMAL
Şalvar, tokat derken, Arjantin tangosu!
Yalnız futbol yazmak kolay değil. Bilmem, bel...
Güneri CIVAOĞLU
Venüs ve baba
D&R Kanyon'un açılışında siftahı, Umberto Eco...
Can Dündar
Hatırla baba!
Kolunu çevirdikçe merdanesinde ömrümüzü sıkt...
Abbas GÜÇLÜ
ÖSS heyecanı
Yüz binlerce gencin kaderini belirleyen ÖSS b...
Metin MÜNİR
Yılanbalığının yolculuğu
Her Londra'ya gelişimde muhakkak uğradığım ye...
Hasan PULUR
Kafatası ölçümü...
TEMPO dergisinin o sayısı, ya elimize geç geç...
Derya SAZAK
Nanotek çağı ve iklimler
Küresel ısınma ve çevresel bozulmanın önemli ...
Meral TAMER
Koç şirketleri ve bayileri kolları sıvadı
31 mayıs günü Kahramanmaraş'ta evine gazete g...
Ece TEMELKURAN
Kimi öldürmeliyiz?
Mehmet Ali Erbil, eğlencenin baş histeriği ni...
Tamer HEPER
Lehe olan madde uygulanır
Bir okuyucum ceza mahkemesinde yargılanıyor v...
Osman ULAGAY
Erdoğan'ın tel üstünde denge arayışı
Başbakan Erdoğan 2006 yılında, hayli zor bir ...
Güngör URAS
Ekolojik tarım üreticileri için pazar yerleri
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin...
Serpil YILMAZ
Gül: Polemiklere girip vakit kaybetmeyin
Bilkent Üniversitesi'nin (BÜ) çarşamba günü d...

© 2006 Milliyet