Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Haziran 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye için 'yeni ufuklar' açılırken...


AB sürecimizin belirsiz bir şekilde devam edeceği artık belli oldu. Aslında ne Türk tarafı, ne de AB tarafı, "Kıbrıs restleşmesine" rağmen bu ilişkiyi kolay koparamaz, zira büyük çıkarlar söz konusu. Ancak, ilişkinin "olgunlaşması" için fazla çaba harcamayacakları da görülüyor.
Çünkü, ortada "karşılıklı uyuşmazlık" var.
Kısacası, Türkiye'nin de bir "hazım kapasitesi" olduğu ortaya çıktı. Örneğin, Avrupa, "70 milyon Müslüman Türke" direnirken, Türk tarafı da 70 milyonluk nüfusunda devede kulak bile olmayan Hıristiyan unsurunu zor kabul ediyor. Bu azınlığa karşı yükümlülüklerini yerine getirmek istemiyor.

Gömlek büyük geldi
"Bireysel özgürlükler ve haklar" gibi kavramların ise Türkiye'nin temel paradigmaları arasında yer almadığı, geçerli paradigmaların "istikrar ve birlik" gibi kavramlar olduğu AB süreciyle daha da netleşti.
Kısacası, "bireysel özgürlükler ve hakların" çok kolayca feda edildiği bir yapılanmadan söz ediyoruz. Avrupa'da da zamanında durum böyleydi tabii, ama büyük tarihi badireler sonrasında bu büyük ölçüde aşıldı.
Geçmiş değil, günümüz Avrupa'sını güden temel ilkelerde zorlanması elbette ki Türkiye'nin kalkınma sürecini henüz tamamlayamadığını ortaya koyuyor. Açıkça telaffuz edilmese de, "AB gömleği"nin Türkiye'ye, en azından şu aşamada, "fazla büyük" geldiği ortada.

Reformlara direnç
Türkiye'deki egemen erkin de zaten AB'ye her zaman sadece bir "ekonomik kalkınma lokomotifi" olarak baktığı biliniyor. Bu erkin, 1960'larda veya en geç 1970'lerde tamamlanmış olması gereken siyasi ve sosyal reformların uygulanmasına 2000'li yıllarda bile hâlâ direniyor olması da bunu gösteriyor.
Bu durumda, söz konusu erkin -ki burada kendisini "Kemalist" ve "ulusalcı" diye tanımlayan baskın unsurdan söz ediyoruz- AB üyeliğini kademeli olarak "devlet politikası" mertebesinden indireceğini tahmin etmek güç değil. Kıbrıs tartışmaları da, tabii ki, buna uygun bir zemin hazırlıyor.

Yeni eksenler
Söz konusu erkin "İslamcı" diye tanımladığı mevcut iktidarın da, bu durumda, yeni siyasi ve ekonomik "eksenler" arayacağı kesin. Tahminimize göre, petro-dolar içinde yüzen ve parasını yatıracak yer arayan Arap sermayedarlarının ülkemizdeki varlığını önümüzdeki dönemde daha da çok hissedeceğiz.
Siyasi yapılanma olarak da, geçen haftaki zirvesinde İran Devlet Başkanı Ahmedinecad'ın epey "sükse yaptığı" ve "Diktatörler Kulübü" diye de bilinen "Şanghay İşbirliği Örgütü" gibi yapılanmalara yanaşmaya çalışacağını öngörebiliriz.

Şanghay'daki zirve
Zaten, Ankara henüz başvurmamış olsa da, Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri sözcüsü Liu Ziançao, Şanghay'da yapılan zirve sonunda, Türkiye'yi aralarında gözlemci olarak görmekten memnun olacaklarını açıkladı -ki ABD'nin aynı statüyle katılma talebi, Rusya, Çin ve Orta Asya ülkelerinden oluşan bu örgüt tarafından reddedilmişti.
Bu "eksen kayışları," tabii ki, egemen erkin kendisi için biçtiği "Batılı" ve "modern" görüntüyle uyuşmayacaktır. Ancak, ne yazık ki dünyada olduğun gibi görünmek, ya da göründüğün gibi olmak gibi bir zorunluluk var. Zaten bunu siz yapmazsanız, koşullar sizi oraya iter.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Anneler, babalar, çocuklar
BABALAR Günü'ydü. İki oğlum benim günümü kutl...
Çetin ALTAN
Hangi iflas canım
Bütün dünya basını, bizim ülkenin iflas ettiğ...
Hasan CEMAL
Topu kucaklamak, topu sevmek!
İstasyonların, tren yolculuklarının kendine ö...
Yasemin CONGAR
Amerikan imajı
Pew Araştırma Merkezi'nce, 15 ülkede yapılan ...
Can Dündar
Hepsi pekiyi
Okullar tatile çıkıyor bugün...
Semih İDİZ
Türkiye için 'yeni ufuklar' açılırken...
AB sürecimizin belirsiz bir şekilde devam ede...
Faik ÖZTRAK
Hükümetin ürkütücü iyimserliği
Geçen hafta iki önemli doküman Devlet Planlam...
Hasan PULUR
Sal çayıra, mevla kayıra!
ŞİMDİ çoğu "Meğer bunlar hiç değişmemiş!" dem...
Yaman TÖRÜNER
TMSF'nin paraları hangi bankada?
Önceki hafta, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'...
Osman ULAGAY
Dış şokun büyüğü henüz yaşanmadı
Mayıs ayından bu yana uluslararası finans piy...
Güngör URAS
Derdimiz borsa değil, döviz
Başka ülkelerin şu günlerdeki derdi borsalard...

© 2006 Milliyet