|
 |
|
|
Hükümetin ürkütücü iyimserliği
Geçen hafta iki önemli doküman Devlet Planlama Teşkilatı'nın web sayfasında yayımlandı. Bunlardan biri 2007-09 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program, diğeri ise TBMM'de görüşmelerine başlanan 9. Plan Taslağı.
Hazırlıkları aylar önce başlayan dokümanlarda, mayıs ve haziran aylarındaki küresel piyasalardaki değişimin bizim ekonomimize etkilerini doğal olarak göremiyoruz. Ancak orta vadeli senaryolarda yer alan rakamlar hükümetin önceliklerini ve ekonomik konjonktürü nasıl gördüğünü de yansıtıyor.
Denge öngörüleri
Orta vadeli programda yer alan dış denge öngörüleri oldukça ürkütücü bir iyimserliği ortaya koyuyor.
Hükümet 2007 yılında gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 8'ine yaklaşan müthiş bir cari açıkla ekonomik dengeleri sürdürebileceğini öngörmüş. 2007-09 döneminde yıllık cari açıklar ise ortalama 35 milyar dolara yaklaşıyor. Dönem boyunca dolar kurunun 1.5 YTL'nin altında kalacağı tahmini de bu açığın finansmanında hiçbir sorun olmayacağı beklentisinin açık bir göstergesi.
Dış açıkla büyüme
Bütün dünya küresel ekonomideki dengesizliklerin süremeyeceğini beklerken ve nasıl düzeleceğine dair senaryolar üzerinde çalışırken, hükümet yüksek cari açıklar karşısında istediği kadar borç bulabileceğine gerçekten inanmış.
Öyle, bazı yetkililerin söylediği gibi, küresel konjonktür değişikliklerine karşı çekmecelerde hazır acil programlar olamadığı da açık. Yüksek cari açıklar vererek büyüme yaklaşımı borç yiğidin kamçısıdır zihniyetinin devamı. Bu yaklaşım bizi geçmişte çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya bıraktı.
Dengeler aynı zamanda, hükümetin sık sık dile getirdiği, AB'ye yeni giren ülkelerin yaşadığı yüksek dış açıkla büyüme süreçlerin aynısının bizde de yaşanacağı saplantısını tekrar ortaya koyuyor. Oysa biz onlardan hem başlangıç noktası, hem de yapı olarak çok farklıyız.
Sadece nüfus dinamiklerine ve işgücü piyasasına bakılsa bu açıkça görülür. Bu saplantıyla uygulanacak programlar bizim girişimcimizi ve işçimizi tasfiye eder.
Ülkeyi işsizliğe mahkûm eder ve sürdürülebilir olmaz. İşsizlik sorunu olmayan, işgücünün uyum kabiliyeti yüksek ekonomiler, değerli yerli para ve yüksek işgücü verimliliği artışına ve iç talebe dayanan büyüme stratejilerini uygulayabilirler.
Küresel sermaye hareketlerine uzun süre seyirci kalabilirler. Biz onlardan değiliz. Biz atıl işgücünü seferber ederek ve dış talep öncülüğünde büyümek durumundayız.
Öncelikler neler?
Nitekim orta vadeli öngörülerde yüzde 7 civarında ortalama bir büyüme hızıyla dahi, işsizlik oranının 2009'da hâlâ 2006 düzeyinde kalması hükümetin önceliğinin işsizliği çözmek olmadığını ortaya koyuyor.
Diğer taraftan, bu dokümanlara yansıyan, hükümetin kesintisiz borçlanma ve kur konusundaki iyimserliğine baktığınızda, özel kesimin de hızla dışarıdan borçlanarak bu kadar risk almasına hiç şaşırmamak gerekir.
Son iki aydaki sert hareketten sonra yetkililerin dönüp de bunu nasıl görmediniz diye vatandaşı azarlaması kendi kabahatini örtme çabasından başka bir şey değil.
Umarım son iki ayda ekonomide yaşananlar herkesi uyandırmıştır.
Uluslararası sermaye piyasalarına aşırı güvenen ve kendini piyasalardaki dalgaya bırakabilen bu yaklaşımla ülkenin en önemli sorunu olan istikrarsızlığı ve işsizliği çözmek mümkün değildir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|