|
 |
|
|
'Diego'
Maç başlayalı 5 dakika kadar olmuştu. Ronaldinho hemen önümüzde duruyordu. Ama hemen önümüzde. Taş çatlasa 5 metre. Birden etrafımızdaki herkes arkasına tribünlerin üst tarafına doğru döndü. Avustralyalı ve Brezilyalı taraftarlar, gazeteciler. Ronaldinho döndü mü bilmiyorum, çünkü ona bakmıyordum. Çünkü herkes gibi ben de Maradona'ya bakıyordum. Sahadaki Avustralyalı taraftarların bütün pastaları o yedi diye pankart açtıkları -Ronaldo'dan daha zayıftı. Sigara içmenin yasak olduğu Allianz Arena'nın tribünlerinde, - muhtemelen - zayıflamasında büyük katkısı olan Fidel Castro'nun kendisine armağan ettiği purosunu yaktı. Purosunu gerçekten yaktı. Bizimkiler gibi öyle ağzında tutmadı. Maradona'yı kalabalığın arasında seçmeye çalışan birine onu şöyle tarif edebilirdiniz: "Şu büyük gri dumanın çıktığı yere bak!"
Futbolun sıcak yüzü
Tamam pahalı bir tribündeydi ama futbolun kontlarının arasında VIP tribününde değildi. Herkes ama herkes onunla fotoğraf çektirmeye çalışıyordu. Maçı bıraktı herkes. O sahada olsaydı ve Pele tribüne gelseydi aynı şey olur muydu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki Pele oraya gelmezdi.
Maradona 94 Dünya Kupası'nda kokain kullandığı belirlendiği için turnuva dışında bırakılmıştı. 2002 Dünya Kupası'nda ise Japonya'ya alınmadı suç sicilinden dolayı. 2006 için Almanya'ya gelirken İtalya'daki vergi borçları nedeniyle Roma Havaalanı'nda kendisinin ve kızının kolundaki Rolex saatlere el konuldu. Evet o baştan aşağı bir suçlu. Dolaşım sorunu var. Vücudunda ve dünyada. Savunulacak bir yanı yok kuşkusuz. Ama ne olursa olsun herkesten ve herkesten daha çok seviliyor. Onu sevenler de onun gibi suçlu mu? Hayır! Ama seviliyor, çünkü gittikçe hep beraber sterilleştirdiğimiz, soğuklaştırdığımız futbolun en sıcak yüzü hâlâ o.
Alman televizyonlarında sık sık dönen bir reklam var. Helikopterle gidebileceği tüm maçlara yetişip 48 maçı statta seyretmek gibi bir garip görev edinen ve maçlara açık kalp ameliyatı seyreder bir ifadeyle bakan Beckenbauer oynuyor. Topla kariyeri boyunca yapmadığı akrobatik hareketler sergilemekte reklamda. Sahada buz gibi soğuk ama hırslı olan Alman, futbolu bıraktıktan 30 yıl sonra bir telekomünikasyon şirketi olan O2 için Maradona hareketleri yapıyor. Tabii topla oynarken yüzü gözükmüyor. Yüzü gözükürken ortada top yok. O hareketleri gerçekten yapıyor mu, bilinmez. Hemen aklımıza Napoli'de antrenman öncesinde sahada otururken, ayakkabılarının bağları açıkken topu dakikalarca sektiren Diego geliyor tabii. Diego muhtemelen o gün de kokain kullanıyordu. Ama en azından topu sektirirken yüzünü görüyorduk aynı karede. Ve o Napoli'de Güney İtalyalılar, İtalya'yı değil Maradona'yı tutmuştu 90'daki İtalya Arjantin maçında. Maçtan önce Maradona Napolilere "Size yılın her günü Afrikalı deyip aşağılayanları mı tutacaksınız?" diye sormuştu zira.
Yine onu tutuyorlar
Bugün Rolex'lerini bıraktığı yerde yine onu tutuyorlar. Çünkü suçlu, anarşist, düzen dışı ama o sıcak ve o gerçek. O futbolun kontlarından değil, futbolun ilahı.
Hannover'de yürürken şehir merkezinde karşınıza bir Martin Luther heykeli çıkıyor. Elini havaya kaldırmış göğü gösteren ve bir nutuk atarken canlandırılmış. Uyanık bir sanatçı Dünya Kupası dolayısıyla parmağıyla gösterdiği noktaya bir top yerleştirmiş. Futbolu bir yol olarak mı gösteriyor, yoksa bu yeni zaman dininin Katolik kaidelerini ve ruhban sınıfını protesto mu ediyor, bilmiyorum. Yorum sanatçının ya da sizlerin.
Ama çağrışımlar yaratıyor. Bir çoğumuzun futbolun geldiği noktadan duyduğu rahatsızlıklara parmak basıyor sanki. Bir yol, bir öncü arıyor. İşte Diego sanki herkesten çok o adam. Futbol krallığının Vatikanı'na, İsviçre'ye biat etmeyen tek büyük olarak!
Yaz geldi havuzda çalışıyorum
Hannover'deki basın merkezinde çalışırken yanımdan ne zaman birisi geçse yer sallanmakta. Her defasında deprem oldu diye psikolojim de bozulmakta. Bu sıkıntıyla kafayı kaldırıp bir of çekerken tam üstümüzde bir kule olduğuna uyanıyorum. Bir atlama kulesi. Peki nereye atlanacak? Tam üstümüze. Ya da altımıza demeli. Meğer kapalı havuzu tam kelime anlamına kavuşturmuşlar. Üstüne masaları koymuşlar. Üstüne de bizi. Alman işte!
Emeğin dolaşımı
AB üyeleri arasında ülkesi dışında yaşayıp çalışanlar, toplam çalışanların %2'sinden az. İstatistikler bunu söylüyor. Bosman kurallarına neden olan hukuki şartlar çalışma hayatında böyle bir sonuç yaratmış. Brezilya-Avustralya maçının kadroları. 46 oyuncunun 41'i AB üyesi ülkelerin kulüplerinde oynuyor. İlk 11'lerin ise tamamı. Yorum sizin...
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|