|
Dünya Kupası dulları!
Dünya Kupası izlenimleri - 12
MÜNİH
Bir yerel gazetenin manşeti: "Dünya Kupası dulları!"
Futbol yüzünden bir aylığına kocalarını kaybeden eşler için düzenlenen ve de teselli niteliği taşıyan alışveriş ve eğlence turlarının haber başlığı cuk oturmuş...
Futbol eğlencesi!
Havalimanında dün öğle üzeri bu yazıyı yetiştirmeye çalışırken, yan taraftan kızılca kıyamet kopuyor:
İsviçre'nin Togo'ya golü!
Televizyon başında günün ilk maçını izleyenlerin sevinç çığlıkları, İsviçre'ye ikinci tur kapısının açılabileceğine işaret ediyor.
Almanya koskocaman bir futbol topu!
Şu sıralar gerçekten öyle. Her şey futbola endeksli. Futbolu çağrıştırmayan bir şeye rastlamak zor. Başını nereye çevirsen futbol topu, futbol yıldızları...
Barda kokteyller rengârenk:
Şampanyalısı Rooney, votkalısı Zidane, romlusu Ronaldinho, bilmemnelisi Henry adını taşıyor.
Stadyum yollarındaysa, arada bir uğraşman gereken birileri çıkıveriyor karşına:
Bilet dilencileri!
Allah rızası için bir maç bileti diyen biri, pazar günü Brezilya maçına giderken, elindeki pankartı burnuma sokuyor:
"Karım, bilet bulmama karşı!"
Acındırma taktiği...
Ama yemezler. Hele bir Brezilya maçından önce işe yaraması mucizeye bağlı. "Dünya Kupası iznini benim gibi sen de karından çok önceden, hatta dört yıl önceki Dünya Kupası biter bitmez koparsaydın!" diyorum, gülüyor.
Abartmıyorum, maça akın var!
Çünkü Brezilya oynuyor!
Münih'in Arena Stadı'na Brezilya taraftarların arasında geliyorum, onlarla birlikte seyredip birlikte çıkıyorum.
Bir futbol maçına değil de karnavala geliyorlar. Samba yapmaya, şarkı söylemeye, eğlenmeye geliyorlar. Sanki bastıkları her yer bayram yerine dönüşüyor. Çevrelerine de yaşama sevinci, yaşama heyecanı aşılıyorlar.
Ne güzel!
Onlara fazla ayak uyduramasam da onların arasında yürüyorum. Arada bir ben de uyum sağlayabilirim umuduyla Ronaldinho, Kaka, Ze Roberto diye bağırınca, kendi çapımda alkış da topluyorum.
Giydikleri formlara bakıyorum, en çok Ronaldinho'nun adı yazıyor. Bakıyorum, o genç de kendini Ronaldinho'ya benzetmiş. Yampiri yampiri yürüyen bir yengeç gibi atıyor adımlarını, kısa kısa. Sanki çalım atıyor yürürken...
Bir fanatik, beğendiği futbolcuyla kendini ölesiye özdeş kılmış. O çalım atınca, o golü atınca, kendi atmış gibi oluyor, havalanıyor.
Tribünler cıvıl cıvıl.
Sambayla şarkıyla çalkalanıyor.
Brezilyalı futbol starları, arenaya çıkan aslanlar gibi tünelin ucunda gözükünce kıyamet kopuyor. Oyunculara bakıyorum.
Yok yok!
Star olmayan yok. Futbolun neredeyse tüm aristokratları tek bir takımda toplanmış. Roberto Carlo, Kafu, Kaka, Ronaldo, Ze Roberto, Ronaldinho, Lucia, Dida...
Say say bitmiyor!
Futbolun sihirli ayakları. Ve tümünü tek bir takımda, aynı anda canlı olarak böylesine muhteşem bir stat ve atmosferde izlemek, bir futbolsever için hakikaten bir ayrıcalık olmalı...
Ama maç sıkıcı başlıyor.
Sihirli ayaklar yok ortada. Samba gibi futbol da yok. Güzel oyun adına herhangi bir şey de yok.
Brezilya Teknik Direktörü Parreira'nın inat ettiği Ronaldo top ezmeye devam ediyor. 15 dakikada tam dört top. Neden inat ediyor Parreira? "Ronaldo da Hakan Şükür gibi" diyor bir meslektaşım. Avustralya biraz şanslı olsa golü bulabilecek birkaç pozisyon da yaratabiliyor.
Brezilya ilk yarıda fıs!
İkinci yarının başındaki Brezilya golüyle futbol sıkıcı olmaktan kurtuluyor. Çünkü Brezilya sambası başlıyor.
Ve Ronaldo 70. dakikada çıkıyor, Emerson'la birlikte. Robinho'nun girişiyle takım, 1-0'lık Hırvatistan maçında olduğu gibi canlanıyor.
Ronaldihno, topu ayağına alınca, karşısındakini sanki büyülüyor. Topu göremez hale getiriyor rakibini. Bir meslektaşımın deyişiyle:
"Bu Ronaldinho terbiyesiz!"
Brezilya tuhaf bir takım.
Büyük takım demek ki böyle.
Dökülüyor diyorsun, bir gol atıp işi bitiriveriyor. Karşısında savunmaya kapansan olmuyor. Açılıp hücuma ağırlık versen olmuyor. Bir punduna getirip, bir yerden fırtıp bir pozisyonla golü çok kolay bulabiliyorlar.
Samba yapar gibi albenisi olan, göze çok hoş gelen, rengârenk bir futbol oynuyorlar. Ama aynı zamanda son derece basit bir futbol oynuyorlar, kısa paslarla, hiç öyle abartmadan...
Demek ki güç olanı yapabildikleri için bunca yıldır futbolun zirvesinde dolaşmaya devam ediyor, futbolu güzel oyun kılmayı sürdürüyor Brezilya.
Teknik Direktör Parreira'nın sözleri ilginç. "Benim oyuncularım topla her şeyi yapabilirler. Onlara öğretmem gereken, topsuz alandaki disiplinli oyundur" demiş...
Sahadaki samba bitiyor, bu kez tribünlerdeki samba başlıyor. Arena Stadı dev bir diskoya dönüşüyor. Belleri meydanda Brezilyalı hatunların kıvrak sambasını seyre koyuluyoruz.
Futbol eğlencesi güzel!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|