|
 |
|
|
Çetin Altan'la mülakat...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Üstâdın iznini almadan sanal bir mülakat yapsak, hattâ yazının tamamı "intihal"den ibaret olsa, kızar mı acaba diye aklımdan geçti. "Enseyi karartmayın" telkinini ıskalamadan, "Gözümü karartıp" başladım "gazete arşivleri"ne sormaya...
- Bu yılın üniversite sınavı da atlatıldı. Sınavı kazanamamak çok mu fena bir şey?
Hayatın iki tane fenası vardır. Yalnızlık ve hastalık, herkes için bir lotaryadır aslında... İnsanlar bu iki beladan korunmak için bin derecelik bir ateşe düşmüş bir plastik madde gibi her kalıba girmek zorunda dahi kalabilirler bazen; anlatabiliyor muyum?
* * *
- 1995'te yazdığınız "Yanıyor mu yeşil köşkün lambası?" başlıklı köşe yazısında, "Nedir başarı? Pozisyon sahibi olmak mıdır? Servet sahibi olmak mıdır?" diye sorup, tartıştığınızı hatırlıyorum. Gençlerin başarısını 3 saatlik bir sınava endekslemek olacak iş midir? Ailelere ne söylemek istersiniz?
Yok yahu... Bunlar çok sığ yaklaşımlardır. Başarı, "yalan söyleme gereğini duymayacak bir düzeyle buluşabilmektir yaşarken..." 'Bizim çocuk çok zeki ama maalesef tembel' derler. Siz hiç, 'Bizim çocuk çok çalışkan ama maalesef biraz ahmak' diyen anne ve babaya rastladınız mı? Ben bu yaşıma geldim, henüz rastlamadım. Çünkü aptallığın doğuştan, tembelliğin ise düzeltilebilecek türden bir eksiklik olduğu inancı vardır insanlarda...
* * *
- "Hazineden geçinmeliler ve mesleksizler" tanımınızda "Kayda değer bir değişiklik var mı efendim" diye sorsam?
Ben de sana, "Memur maaşlarının çok düşük olduğu çok eskiden beri bilindiği halde, yine de yüzbinlerce insanın memur olmaya çalıştığı ve memur olduktan sonra da maaşlarının düşüklüğünden yakınmayı, kuşaklardan kuşaklara kalmış bitmeyen bir miras olarak sürdürdüğü ülke hangisidir?" diye sorarım. Hazineden geçinmeliler, yaratıcılığı hem olmayan hem de bunu engelleyerek kendilerini önemli gösterenlerdir. Oysa asıl güç, geçimini çıplak hayattan kazanan ve her gün bir boğayı boynuzlarından tutarak çökertebilenlerdedir. Bir yaşam boyu bizim mesleksiz Türklere evrenselliği anlatmaktan usandım. Üstelik benim gerçek işim piyes yazmaktı.
* * *
- Son bir soru sormak istiyorum ama, yine "Her iş bitti de..." diyecekler. Şu "Gusto" meselesi tam olarak nedir?
Söze, "Her iş bitti de..." diye bir başladık mı, ortalıkta küçümseyerek dudak bükülmeyecek, ayrıntı olmayan hiçbir şey bırakmaz, ayrıntılara emek harcamayı da değmez bulduğumuzdan, zamanı havaya savurur gideriz... Oysa uygarlık ayrıntılarla uğraşmak demektir. İnsanoğlu için zevkli yaşamayı düşlemek bir suç değil, haktır. Ve zevkli yaşam sade bir para sorunu değil, bir gusto sorunudur. Hela kokusuyla ayak kokusunun yoksullukla hiç ilgisi yoktur, gustosuzlukla ilgisi vardır. Diş fırçalamamanın da öyle... İşlek caddelerde kaldırımdan kaldırıma kör tavuklar gibi geçmeye kalkmanın da öyle... Dolmuştan, asansörden inerken, içerde kalanlara, "iyi günler" diyememenin de öyle...
- Çok teşekkür ediyorum. Başka birgün devam edebilmeyi umuyorum.
Ben teşekkür ederim. Bunları sen sormazsan, ben konuşmazsam, "...Bunu ben yazmazsam, ola ki bir gün torunlarımın gözü ilişeceği fotoğraflarımda gölgem kızarır..."
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|