|
 |
|
|
Ar-zen-tina!
Elbette saymadım... Ama gözle görülebilir biçimde Arjantin hayranlarının sayısı giderek artıyor Almanya'da...
Futbolu sevenler için ulusal kimlikler yavaş yavaş aşınıyor... Evet, ülkelerinin takımını destekliyorlar ama, sevdikleri oyunu en güzel oynayanı da alkışlamaktan geri kalmıyorlar...
Dahası? Arjantin formalarını giyiyorlar...
Beğenilerini, takdirlerini ve bu masum oyuna duydukları saygıyı ifade etmenin en sessiz yolu, o formayı giymek.
Şaşırtan grup!
Fazlasını yapanlar da var...
İngiliz meslektaşım Mark Steel, 6-0'lık Sırbistan Karadağ maçından sonra Gelsenkirchen'de dolaşırken, 6-7 kişilik Arjantin formalı küçük bir gruba rastlıyor birahanede? İspanyolca kutlamak istiyor onları : " Felicitations !"
Grup şaşırıyor önce... İçlerinden biri Boris - İngilizce konuşup ne istediğini sorunca, Steel "Sadece kutlamak!" diyor...
"Teşekkür ederiz, ama şunu bil ki biz Sırp'ız!" Sonra açıklıyor neden forma değiştirdiklerini:
"Arjantin bugün harikaydı. Bugünden itibaren bizler de Arjantinliyiz!"
Boris, iç savaş ve Bosna Hersek sicillerinden dolayı "Biliyorsun, biz Sırplar kötüyüz" diyor. Steel itiraz ediyor: "Hayır tüm Sırplar kötü olamaz..." Susturuyor Boris: "Bugün kötü bir Sırp olmak istiyorum?"
Ve yeni formasının yenini öperek bağırıyor:
"Ar-zen-tina!"
Belleğimin derinliklerinde Arjantin 78'e uzanıyorum... Cuntanın, iç sorunları aşmak için dört elle sarıldığı Dünya Kupası'na. Brezilya'nın ketempereye getirilip, ev sahibinin Peru'yu 6 golle yenip averajını düzelterek tur atladığı o kuşkulu şampiyona, yine de Mario Kempes, Osvaldo Ardiles ve arkadaşlarının hırslı, yüksek tempolu, agresif oyunlarını beğenmemi engelleyememişti.
Tanrı'nın eli!
1986 Dünya Kupası'ndaki zaferleri için de şu "Tanrı'nın eli" öyküsünü hatırlatmalıyım... Maradona'nın İngiltere'ye eliyle attığı gol için yaptığı ince espri, küçük adının "Diego" (Tanrı) olmasına dayanıyordu... Bir itiraftı, elbette. O Kupa, Maradona'nın tek başına takımını alıp zirveye taşıdığı ve zafere ulaştırdığı bir büyük maceraydı.
Bugünkü Arjantin, Maradona'nın eleştirilerine rağmen takım olarak belki de tüm dünya kupalarına katılan kadroların en iyisi, en sağlamı... En güzel ve en temiz oynayanı.
Arjantin zevk veriyor
Sadece bir yıldızın etrafında toplanmış bir takım değiller?
Yıldızları var elbette... Riquelme, Sorin, Messi, Crespo...Cambiasso ve Saviola.. Ama onlar her şeyden önce çok iyi bir takım kimliği taşıyorlar.
Teknik Direktör Pekerman, 19 ve 20 yaşaltı takımlarında birlikte başarıyı paylaştıkları futbolcularını Dünya Kupası sorumluluğunu aldıktan sonra da aynı ilke etrafında birleştirmiş. Topa sahip olmak ve asla vazgeçmeden, oyalanmadan hücum oynamak!
Savunma anlayışlarını dahi farklı biçimde dile getiriyorlar: "Rakibi durdurmak için değil... Sadece istediğimiz güzel şeyleri yapmak için, gol atmak için, topa sahip olmaya çalışıyoruz."
Arjantin'in oyunu zevk veriyor, beni heyecanlandırıyor...
Ve elbette doğuştan Brezilya fanatiklerini rahatsız ediyor... Hatta kıskandırıyor.
Galiba dünya, yeni bir şampiyonun doğum sancılarına tanık oluyor.
Para, para, kaç para?
Togolu futbolcular, Dortmund'da oynayacakları İsviçre maçı için kamptan ayrılıp havaalanına gitmeyi ve uçağa binmeyi reddettiler... Alman Teknik Direktör Otto Pfister, bu duruma şaşırdı. Ne yaptıysa futbolcularını ikna edemedi..
Togo Futbol Federasyonu, ücretler ve prim konusunda futbolcuların istediği parayı ödemeye yanaşmıyordu. Önceden ne söylenmişse, o kadar ödenecekti. Daha fazlası kabul edilemezdi?
Togolu futbolcular, Kupa'ya katıldıkları için 158 bin dolar, galibiyetlere 30 bin, beraberliklere de 16 bin dolar istiyordu.
FİFA yöneticileri duruma el koydu. Hem ülkenin, hem de federasyonun ağır cezalar alacağını, resmi organizasyonlardan ihraç edileceğini sert bir dille bildirdiler. Sonunda takım toplandı ve uçağa binip Dortmund'daki maça çıktı.
Togo'da fert başına yıllık gelir sadece 316 dolar...
Futbolcu egosu mu diyelim, profesyonellik mi... Karar sizin...
Bir şey daha... Togolu futbolcuları yola getiren FİFA İcra Kurulu üyeleri de Dünya Kupası'nda 500 dolar gündelik alıyorlar. Otel, ulaşım ve yemek giderleri de bildiğiniz gibi Organizasyon Komitesi tarafından karşılanıyor.
Yorum mu istiyorsunuz... Hayır yorum yok!
Otobüsten inme zamanı
İngilizlerin, göreve gelmeden önce çoğunlukla karşı çıktığı, göreve geldikten sonra yaptığı her işi, aldığı her sonucu eleştirdiği İsveçli Sven Göran Eriksson, Dünya Kupası'nda favoriler arasında sayılmanın tadını çıkarıyor ama...
Yine de sonuç ne olursa olsun, Dünya Kupası'nı kazansa dahi, Eriksson'un artık otobüsten inme vaktinin geldiğini söyleyen var.
The Times'da Martin Samuel, çok mantıklı gerekçelere dayandırmış görüşünü. Kupa'dan sonra yeni bir takım kurmanın güç olduğunu, eski hocaların eski futbolculardan vazgeçemediği için takımların yıprandığını öne sürüyor. Otto Rehhagel'in Yunanistan'ı Avrupa Şampiyonu yapabildiğini, ama Dünya Kupası'na getiremediğini hatırlatıyor..
Böyle bir görüş, bizim medyamızda dile getirilseydi neler olurdu...
Bir düşünün bakalım!
Selam sana Ümit Özat!
Dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum...Dünya Kupası 2006'nın ilk golünü 6. dakikada Kostarika'ya atan Philipp Lahm, aslında bir hücum oyuncusu değil...
Kanattan yaptığı ataklarla göz kamaştıran yepyeni bir yıldız adayı...
Philipp Lahm, sol bek oynuyor.
Ama sağ ayaklı...
Bu durumda bize de Ümit Özat'ı selamlamak düşüyor...
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|