|
Büyük mü büyük, bembeyaz turist gemileri
İstanbul, kendisinin tadını çıkarma tiryakiliğine uğramışlara, öylesine açmaya başlar ki bağrını; ikiz aynalar içinde yansırmışçasına, sonsuzlaşan gönülsel ve beyinsel bir lezzetin İstanbul mucizesine, gerçekten erişebilmek için ne bir ömür yeter, ne beş ömür...
Ta eski Roma, eski Bizans, eski Osmanlı dönemlerinin de kostümleriyle, binlerce yıldan bu yana milyonlarca ölümlünün; çeşitli siyasal aktörlükler ve güncel çilelerle üstünden gelip geçtiği doğal bir sahne olan İstanbul...
***
Yaşanılan dönemin toplumsal koşullanmalarından arınmış olarak, hiç mi hiç bıkılamayacak tadını yudumlamak İstanbul'un...
Güneşli yahut yağmurlu, açık yahut kapalı havalarda da, İstanbul Modern'in teraslarından, her bakışta bekâreti tazelenen Boğaz girişine baktığınızda...
***
Yahut Tophane rıhtımına büyük mü büyük, bembeyaz turist gemilerinin kıç kıça yanaşmış olması sonucu; burnunuzun dibindeki dev gibi gemilerden başka bir şeye bakamadığınızda...
***
Öndeki "Galexy" adındaki turistik gemi; kat kat kat, neredeyse 10-15 katlı bir otel yüksekliğindeydi. Ne yarım daire biçiminde açık bir kıç güvertesi vardı, ne de tepesinde bildiğimiz türden bir bacası...
Kıç güverte bitimi, tepeden aşağıya kadar, genişliğine ve dümdüz inen pencerelerle kapalıydı.
Camların arkasındaki katlarda, lokanta salonlarıyla, en tepedeki açıklıkta şezlonglar ve mayolu turistler görünüyordu.
Baca ise, bir demet toplu ve geriye eğilimli egzost borusundan ibaretti.
***
"Galexy"nin arkasındaki, birkaç numara daha küçük olan "Perla" turistik beyaz gemi, bir Yunan gemisiydi...
Oturduğumuz terastaki servis sorumlusu genç dost:
- Keşke bizim de böyle gemilerimiz olsa, diyordu.
***
Genellikle Akdeniz limanlarında, bazen de dünya denizlerinde; eriştikleri toplumsal kalitenin bayraklarını dolaştıran dev gibi bembeyaz turist gemileri...
***
ÖSS sınavları...
Kalkınma nutukları...
Türban-laiklik gerilimleri...
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için çeşit çeşit yorumlar...
Ekonomik dalgalanmalarla ilgili öngörüler, uyarılar, öneriler...
Ve Tophane rıhtımına sık sık yanaşan büyük mü büyük, bembeyaz turist gemilerinde -kaptanlar, mühendisler, doktorlar da dahil- kaç bin personelin, kademeli olarak maaş bordrosuna karşı, 72 milyonluk bir ilgisizlik ve bilgisizlik...
***
Çocukluğumdan bu yana biz hep kalkınıyoruz.
Ya anayurdu demir ağlarla örüyoruz, ya otoyollarla donatıyoruz, ya havayollarında herkes bize hayran oluyor...
Ama acaba denizlerde ne kadar varız?
Tıs yok...
***
"Onlar-biz" ayrımının, beyinsel buzlanmalarla çerçevelenmiş, "misak-ı milli" sınırları içindeki ortamında; bir övünme, bir övünme:
- Kimse bize yamuk yapamaz; yamuk yapan öder bedelini...
- ...
- Kanımın son damlasına kadar bu vatan için...
- ...
- İslam dünyasının ilahi gücü önünde, dize gelecek olan küffara kimse hesap verecek değildir...
Ve hamasi manzumeler:
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
***
Sonra da meydanlarda, kümese horoz olma çırpınışları... Çünkü en büyük getiri kümesin başına horoz olmakta ve kümeste yaşayanları sürekli koşullandırmakta; "en üstün sizsiniz; en zeki, en çalışkan olan da" diye diye...
Denizlerde bayrak dolaştırmaya gelince, geç bir kalem...
Deniz engin bir sudur, tuzlu, yeşil, dalgalı;
Kıyılarını süsler bazen beyaz bir yalı.
***
ÖSS sınavlarında, "kalkınma ile gelişme" arasındaki farkın da sorulmuş olduğunu hiç sanmıyorum.
Kalkınmanın nabzı; bir ev, bir araba ve beyaz eşya sahibi olabilme özlemlerinde atarken; gelişmişliğin profilini, içeride müzelerin zenginliğiyle düzeyi ve açık denizlerde dolaşan dev gibi gemilerin bayrakları çizer...
***
İstanbul'un "gelişmişlik"le el sıkışan tek şaşırtıcı fotoğrafı; Haliç'te Kağıthane'nin ucundaki "Minyatürk" parkı...
İstanbul'un da, Türkiye'nin de tüm tarihsel ve çağdaş mimari zenginliği yerleştirilmiş oraya...
Genç kuşak bireyleri, 21. yüzyılın kendilerine haram olmasını istemiyorlarsa; "Minyatürk"e, harika güzellikteki maketleri yerleştirilmiş olan anıtları, tekrar tekrar gidip incelesinler...
***
O anıtlara şöyle bir bakmak değil, hepsini tek tek öğrenmek; hem yeryüzünden geçerken "hayata layık olma"nın, hem de aşağılık duygularının emzirdiği palavralarla şarlatanlıklardan arınmanın kapılarını açmakta; yaşadıkları yerlerin gerçek tadını merak edenlere...
***
Mimari yönü ağır basan tarihsel anıtlar ve sonra da, Sütlüce'de Rahmi Bey'in Sanayi Müzesi...
İstanbul Modern'in teraslarında burun buruna geldiğin, manzarayı kapatmış; büyük mü büyük, bembeyaz turist gemilerine de gözlerin tosladığında...
Ve düşünmeye başladığında:
- Kentliliğin simgesi "etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofralar"; köylülüğün simgesi "kahkahasız kadınsız, erkek erkeğe kahveleri"yse; ben "uzay çağı"nı nasıl kulaçlayabilirim boğulmadan?
Ancak böyle bir sorunun yanıtı kanat takabilir her türlü diplomaya...
***
Kalkınma nutuklarının buğusuyla didişmesinden, gelişmişlik düzeyinin lezzetine geçebilmiş olanlar; sanırım pişmanlıklara daha az düşerek bitiriyorlar ömür takvimlerini ve üstelik daha da çok varıyorlar tadına İstanbul'un da, Türkiye'nin de, dünyanın da...
c.altan@prizma.net.tr
|
|