
|
|
|
 |
|
|
Minik serçenin babası
Yere yaklaşan yavru serçe... Yerde pusuya yatan kediler... Ve harekete geçen baba serçe...
Mayıs sonlarıydı. Güllük'te arabamda oturuyordum. Deniz tarafındaki yaşlı palmiyede belki onlarca serçe yuvası vardı.
Yavrular tüylerini düzmüş, uçmaya hazırlanıyordu. İlk uçuş çok cesaret gerektirir.
Dalların arasında cıvıldaşarak yemek bekleyen yavruları görebiliyordum. Anne-baba serçeler ise yavrularının uçmasını sağlamaya çalışıyordu.
Kuşlar bunu genellikle yuvadan ayrılıp o duruma özgü seslerle yavrularını kendilerini izlemeye zorlayarak yaparlar.
Anne serçenin havalandığını, arkasından da küçük bir yavrunun kendisini boşluğa bıraktığını gördüm.
Dişi kuş yolun karşısındaki bahçeye doğru uçuyordu. Yavrusu da peşinden. Arada sadece bir sokak vardı ama minik serçenin deneyimsiz kanatlarının, yeterince güçlenmemiş kaslarının onu taşıyacağı kuşkuluydu.
Bu sonu hak etmiyordu
Yavru serçe yükseklik kaybetmeye başladı. Belli ki kanatları onu bahçeye kadar taşıyamayacaktı. Yerde, kuş cıvıltılarını duyup pusuya yatmış kediler bekliyordu.
Minik serçeyi endişeyle izliyordum. Kalbim sıkışmaya başlamıştı. Onca yavrunun içinde en cesur olanı bu sonu hak etmiyordu. Elimi arabanın kapı koluna atmıştım ki onu gördüm.
Baba serçe palmiyeden uçmuş yavruya doğru geliyordu. Geldi ve ben "Ne yapabilir ki?" diye düşünürken, büyük bir beceri ile yavrusunun altından yaklaşıp ona "omuz verdi!"
Evet, yavrusunu alttan yukarı doğru itti. Kaybettiği yüksekliği yeniden kazanan yavru, annesinin arkasından bahçedeki ağaca, biraz acemice de olsa konmayı başardı.
Birden fark ettim. Benim yüreğim minik serçeden daha hızlı çarpıyordu!
Yavrusuna kol kanat geren babaların günü kutlu olsun.
Ergene'yi biz öldürdük!
Gece karanlığında tarlaların arasına daldık. Arazi aracını zorlayan toprak izden, karşıda ışıklarını gördüğümüz köye geçmeye çalışıyoruz. Trakya'da teyple bıldırcın avlayan avcılarla, kurbağa toplayanların peşindeyiz.
Bir süre sonra iz daha da beter oldu. Sulama kanallarından geçiyoruz.
Farlar tarlaların içindeki ıslaklığı aydınlatınca durdum. Işıklarını gördüğümüz köye geçemeyeceğimiz anlaşılmıştı.
Ortalığı evsel atıklarla sanayi atıklarının o dayanılmaz, nefes almayı bile zorlaştıran kokusu aldı!
Çeltik tarlalarında bu koku garipti.
Arabanın loş ışığında, arazi haritamızı incelemeye başladık. Ve gerçeği o zaman anladık.
Eğer ıslaklığı fark edip durmamış, köyün ışıklarına gözümüzü dikip yola devam etmiş olsaydık, bir-iki metre sonra içine düşeceğimiz Ergene Nehri'nden kimse bizi çekip alamazdı.
Ergene'yi biz öldürdük.
Trakya'ya can veren o güzelim nehri nasıl pervasızca katlettiğimizi, Milliyet manşetten verdi.
Şimdi yetkililer Ergene için neler yaptıklarını anlatacaklar. Biz de dinleyeceğiz.
Masalla uyutulan çocuklar gibi!
suha.umar@isbank.net.tr
|
|
|

|
|