Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Haziran 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Oooo, aaaa, vaouv, ughh, yeah...

Ne yapıyoruz? Maç izliyoruz tabii ki. Almanya'da Almanların büyük bölümü evlerinde ya da arkadaşlarının evlerinde, Dünya Kupası için gelenler ise sokaklarda, barlarda... Günde üç vakit, ibadet gibi adeta...


Ben zannediyorum ki az sonra dev bir panayırın ortasına düşeceğim. Kalabalıktan yürüyemeyeceğim. Herkes içiyor, kol kola girmiş şarkı söylüyor ve bağırıyor olacak. Değil mi ki ta 1954 Dünya Kupası öncesinde kupa için şarkı yapan Almanlar o şarkıda "Futbol bizim hayatımız / Kral futbol hayatımızı yönetiyor" diyorlardı... E ben de işte Futbol Krallığı'ndayım. Bu yıl Coca-Cola'nın sponsorluğunda düzenlenen Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Almanya'da; maçların oynandığı kentlerden birinden, Köln'den bildirmekteyim.
Fakat panayır manayır yok burada.
Ya da şöyle: Her taraf turist dolu, evet kol kola girmiş şarkı da söylüyor bazıları, sokaklar eh kalabalık, barlar da kalabalık, bugün (perşembe) Almanların dini bayramı ve tatil olduğu halde çoğu dükkan açık...
Almanya için bu bir nevi panayır olabilir. Çalışan hakları konusunda titiz Almanya'da tatil gününde dükkanların açılabilmesi Almanlar için çok "acayip". Ama tüm bu gürültücü kalabalık, açık dükkanlar falan İstanbul'da Beyoğlu'nun veya Sultanahmet'in sıradan bir gününden farklı değil.
Tek fark, burada başınızı ne yöne çevirirseniz orada bir televizyon ekranıyla karşılaşıyor olmanız. Barların içinde, bahçelerde neredeyse her iki masaya bir televizyon düşüyor.
Maç oynanmadığı zamanlarda ise herkes birbirini kesiyor. Futbol kralsa eğer, yardımcısı kesinlikle seks!
Barların yanı sıra açık alanlara dev ekranlar konarak maç seyir yerleri de hazırlanmış. Girişte bir uyarı levhası var. Silahla, bardakla, şişeyle, yüzünüz görünmeyecek şekilde örtülü giremiyorsunuz. Kapıda üstünüzü arıyorlar.
Mini mini stadyumlar bunlar adeta. Öyle bir kalabalık. İçki de satılıyor tabii içeride. Eğer hazırlıksız geldiyseniz, forma da satın alabilirsiniz...
Biz oraya da giriyoruz ama kalabalıktan çabuk yılıyoruz. İngiltere maçını bir Irish Pub'da izlemeye karar veriyoruz.
Oooo, aaaa, vaouv, ughh, yeah...
Bildiğiniz, toplu maç izleme sesleri bunlar. Birden fazla erkeğin birlikte maç izlediği her mekandan yükselir böyle nidalar.
Maçın ardından hemen "We're the champions" başlıyor, "Biz şampiyonuz."
Burada her milletten insan şampiyonluk hayali kuruyor.
Ve tabii insan en çok burada "Ah Türkiye de keşke Dünya Kupası'na katılsaydı" diyor. Almanlar bile "Keşke" diyorlar, "O zaman daha eğlenceli olurdu buralar."
* * *
Bu yazıyı yazdıktan sonra müsaadenizle nihayet bir maça gideceğim. Böylece hayatımda ilk kez bir stadyuma girmekle kalmayacağım, hayatımda ilk kez de bir maçı baştan sona izleyeceğim.
Sırbistan Karadağ ile Arjantin maçı.
Burada aileler, arkadaşlar, herkes bahis oynuyor ama aile ve arkadaşlar arası bir bahis bu. Üç-beş kişi bir araya gelip maç başına küçük bir para koyuyor, skoru ya da sonucu bilen bu parayı kapıyor. Hem eğleniyorlar hem de para aile içinde dönüp duruyor...
Bu yazı yayımlandığında skoru belli olmuş olacak. Ben tamamen sallıyorum: 2-0 Arjantin alır diyorum. Hadi bakalım...

Goleo'nun nesi eksik?

Almanlar, Dünya Kupası'nın maskotu Goleo'yu pek sevmiyorlar. Sevimsizmiş. Bu yüzden bir oyuncak firmasından onu sevimli hale getirmesi istenmiş. Yine de satışlar beklendiği kadar olmayınca -tabii başka nedenleri de vardır- o oyuncak firması iflas etmiş.
Zavallı maskotçuğun son hali hiç fena değil aslında. Sevimsiz de değil. "Sevimli" bile denebilir.
Goleo'nun elindeki topun adı Pille. Üstündeki formanın numarası 2006 Dünya Kupası münasebetiyle 06. Ayağında ayakkabısı bile var Goleo'nun. Her şeyi tamam yani, yok bir eksiği...
Varmış efendim bir eksiği! Üstelik bu eksiklik uzun müddet tartışılmış. Bazı insanlar çok rahatsız olmuşlar bundan hatta. Bakın bakalım, sizi de rahatsız ediyor mu?
Yoksa neyin eksik olduğunu anlamadınız mı hâlâ? Goleo'nun pantolonu yok!


Alman bayrağı asanların hepsi Nazi mi?

Almanya'da evlerin pencerelerine, otomobillere Alman bayrağı asılmış. Türkiye gibi her bayramda, türlü çeşitli vesilelerle, neredeyse milli takımın hazırlık maçlarında bile Türk bayrakları ile donatılan bir ülkeden gelenler için Almanların bayrak asmasında şaşırtıcı bir taraf yok. Dünya Kupası'na ev sahipliği yapıyorlar, üstelik kupada da iddialı adamlar... Asarlar yani bayraklarını, hatta sarınırlar bayrağa sokaklara taşarlar, değil mi?
Değil işte.
Bu bayraklar Almanya'da büyük bir endişe yaratıyor. Gazetelere konu oluyor, TV programlarında entelektüeller tartışıyor: Yoksa Almanya'da milliyetçilik yeniden mi hortluyor? Yoksa bu bayrakları asanların hepsi Nazi mi? Hiiii!




PAZAR
"Basketbol takımı yerine orkestra kurmayı tercih ettim"
"Bu yarış tam bir dayanıklılık testi olacak"
Kortların hakimi Belçikalılar
Bir milyon kristalli vücut!
Bu yaz ilk kez açık havaya çıkıyorlar
Radara festival takıldı
İstanbul'da tam 17 cezaevi inşaatı
Afyonkarahisar Jazz Festivali'nin ardından
İki yeni albüm
Hatırla baba!
Değişimi keşfet!
Nefis lipsos buğulama
Süpermarkete karşı birleşik cephe
Sadece elmasları hatırlıyoruz!
Kilo verememenin gizli bir nedeni
Oooo, aaaa, vaouv, ughh, yeah...
Barselona hâlâ güzel ama...
Emre'nin "Baba" kitapları
Mimar elinden şarap





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet