|
İlk tutumu Özkök aldı
Görmemiş olanlara kısa bir hatırlatma yapayım. Dünkü yazımda, hangi sorunla karşılaşırsak karşılaşalım, bundan böyle darbelerle değil, sivil toplum hareketi içinde halletme yoluna bakmamız gerektiğini işlemiştim. İster, Dinci hareketin laik sistemi tehdit etmesi, ister Kürt milliyetçiliğini bayrak yapanların, bölücülüğü köpürtmeleri ve iç kavgaya sürüklemeleri veya ekonomik gerekçelerle olsun sorunları Darbesiz çözme zorunluğumuza işaret etmiştim.
Bu konuda da, medyaya çok önemli bir rol düştüğünü, şimdiye kadar darbelere genelde göz kırpan, hatta destekleyen medya'nın, bu defa, yol kazası gerçekleşmeden tutum alması, "Hayır, biz karşıyız" demesi ve kışkırtmalara alet olmaması gerektiğinin altını çizmiştim.
Zira, Türkiye'nin artık "Darbeler Dönemi"ni geride bıraktığına, iç ve dış koşulların darbe seçeneğini tamamen ortadan kaldırdığına inanıyorum. Hangi gerekçeyle olursa olsun, olası bir darbenin Türkiye'ye tahminlerin ötesinde zarar vereceği açıktır.
İşte bu tartışma içinde, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, dünkü yazısında tutumunu açıkladı: "Darbe olursa, desteklemem" dedi.
Bu açıklama, Ankara'da Asker'i kışkırtmaya çalışanlara mesaj açısından son derece önemli. Zire bir kampanya sürdürülüyor. "Vatan elden gidiyor" sloganıyla, birileri birilerini göreve çağırıyor. Allah'tan çok etkin değiller. Allah'tan sayıları büyük değil. Ancak hem sesleri yüksek, hem de Ankara'yı karıştırma açısından etkinler.
Bakalım, Özkök gibi başkaları da tutumlarını açıklayacaklar mı, yoksa sipere yatmayı mı tercih edecekler?
* * *
MÜZAKERE KESİLİRSE NE OLUR ?
Son günlerde, Başbakan başta olma üzere, birçok çevrede "AB ile müzakereler Kıbrıs nedeniyle kesilirse kesilsin" anlayışı yaygınlaşıyor.
Türkiye, Rum gemilerine limanlarını açıp açmamak konusunda haklı bir tutum içinde. Bu konuda bir vaadimiz var.17 Aralık kararında imzamız bulunuyor. Tam üye olan yeni ülkelere Gümrük Birliği çerçevesinde limanlarımızı açmak zorundayız. Doğrudur ve bunu da eninde sonunda yerine getireceğiz. Limanların açılması teknik bir konu. Gümrük Birliği anlaşmasından kaynaklanan bir taahhüt.
Ancak, aynı konuda bizim de sorunlarımız var.
1. Gümrük Birliği çerçevesinde AB ülkelerinin uygulamadıkları taahhütleri var. Örneğin, iş adamlarımıza vize uygulaması sürüyor.
2. AB'nin KKTC'ye yönelik kısıtlamaların kaldırılacağına dair verdiği ve yerine getirmediği sözler var.
Türkiye, işte bu iki gerekçeye dayanarak, limanlarını açmak istemiyor. Gümrük Birliği ile ilgili tüm sorunların -Kıbrıs konusu dahil olmak üzere- ele alınmasını ve tümünün çözülmesini istiyor.AB ise öncelikle Kıbrıs konusundaki taahhüdümüzün yerine getirilmesi için bastırıyor. Eğer bu yıl sonuna kadar çözümlenmezse, Tam Üyelik Müzakerelerinin askıya alınabileceğini söylüyor.
Başbakan'ın tepkisini de biliyoruz: Ne yapalım, askıya alınırsa alınsın…
Peki, müzakereler askıya alınırsa ne olur ?
Katılma müzakerelerinin askıya alınması, hem Türkiye, hem de AB açısından sorunlarla dolu yeni bir süreci başlatır.
Müzakereleri askıya almak kolay, ancak yeniden başlatmak zordur. Bunun en tehlikeli yanı da,müzakereleri yeniden başlatma noktasına gelindiğinde ortaya çıkar. Zira o zaman, onayını vermesi gereken taraf durumuna girecek olan Kıbrıs ek ödünler isteyecektir. Ek ödün elde edemedikçe de, müzakereler üstündeki vetosunu sürdürecek.
Sonunda hem Türkiye, hem de faturanın diğer tarafını ödeyecek olan AB zararlı çıkacak. Türkiye ek ödün vermedikçe, AB Kıbrıs'ı tatmin etmek için elini cebine atmak zorunda kalacak.
Müzakerelerin askıya alınması, genel olarak Türkiye'ye yatırım yapmayı planlayanlar ve kredi açacak olan uluslararası kuruluşlar arasında rahatsızlık yaratacak. Olumsuz bir hava doğacak ve bunun sonucunda, Türkiye kredilerinin pahallanması, ekonomik notların düşmesi ve yatırımcılarda tereddütler doğacak.
Bu tehlikeler bilindiğinden dolayı, büyük olasılıkla orta yol formülleri aranacak.
Kıbrıs'ı ve Türkiye'yi tatmin edecek çözümler üretilecek, sonuş alınamadığı taktirde de, müzakerelerin resmen askıya alındığı söylenmeyecek ve bir deklarasyon yayınlanmasıyla yetinilecek. Bu tutum da, Kıbrıs'ın vetosunu kullanmasına yol açacak.
Bir başka deyişle, Kıbrıs'ın Türkiye'yi rehine almasına göz yumulacak.
Anlayacağınız, her iki tarafta bol keseden "müzakerelerin askıya alınmasından" söz ederken, ufuktaki büyük tehlikeyi gözden kaçırıyorlar.
Belki en çok biz kaybedeceğiz, ancak AB'nin de kayıpları olacağını unutmamak gerekir.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|