|
Krizler yetmedi mi?!
EKONOMİDE dünyada bir dalgalanma var ama bizi daha çok vuruyor! Neden? Çünkü Türkiye'de siyasi kriz çıkacağı sanılıyor! Para, Türkiye'den daha güvenli başka limanlara bakıyor!
Ekonomide yaşamakta olduğumuz sıkıntı budur!
Öyleyse, dünya ekonomisine kapılarımızı mı kapatalım? Siyasette asker mi gelsin; veya bir tür otoriter-devrimci bir rejim mi kurulsun?!
Dışa açılma mı dediniz? "İsrail gizlice GAP'ı satın alıyor" gibi hezeyanları hatırlayın!
Demokrasi mi dediniz? "Genç subaylar rahatsız" türü manşetleri, 27 Mayıs'ta meşru genelkurmay başkanını tutuklayan asi cuntacılara dizilen övgüleri hatırlayın! "Ordu göreve" pankartları altında yürüyen rektörleri, bu yönde bildiri yayımlayan üniversite senatolarını, özelleştirmeyi "Atatürkçü ekonomi"ye -ne demekse?- aykırı bulan yargıçları hatırlayın!
Bakın iş nihayet "kanla kurduğumuz cumhuriyet!" terimine geldi dayandı!
Türkiye, demokrasi kültürünün, hatta genelde siyasi kültürün temel kavramlarında henüz anlaşamamış, yönetilmesi zor bir ülkedir!
'Tek doğru'lar kavgası
Türkiye, "laiklik, insan hakları, hukuk devleti, milliyetçilik, çağdaşlaşma" gibi temel değerler üzerinde de anlaşamamış bir toplumdur! İçerik genişliği ve yorum zenginliğiyle birleştirici olması gereken bu kavramlara herkes kendi "tek doğru"suna göre anlam verip dayatma yapınca, kavgalar çıkıyor! Hele de bu dayatma devlet organları eliyle yapılırsa!
Bu süreçte, AKP iktidarı, Türkiye'nin heterojen yapısını ve devletin ideolojik karakterini dikkate alarak, gerilimi tırmandırıcı tutumlardan sakınmalı, başlangıçta olduğu gibi ekonomiyle AB sürecini daima gündemin temel maddesi olarak tutmalıydı, fakat o da bunu başaramadı.
Modernleşmenin temel dinamikleri ekonomik gelişme, orta sınıflaşma gibi faktörler olduğu halde, bizim çağdaşlaşma tarihimiz kimlik ve değer kavgalarıyla, siyasi krizlerle doludur! Elli yıllık, yüz yıllık, yüz elli yıllık kalkınma performansımızın çok parlak olmamasında bunun rolü büyüktür.
Daha kötüsü, bundan ders alacak kadar "rasyonelleşme"yi başaramamış olmamızdır! Bakın, dört yıllık istikrar ve büyüme battı, kriz kaşıyoruz durmadan!
Yöneten demokrasi?!
Doç. Dr. Ali Çarkoğlu ile görüştüm. Son araştırmada halkın yüzde 40'ının askeri rejime yatkın gözükmesinde, yaşanmakta olan karamsarlığın önemli rolü olduğunu söyledi; aslında halkın yüzde 74'ünün "farklı çevrelerle temas içinde, sorunlarımızı daha çok demokrasiyle çözmeyi" desteklediğini hatırlattı! Buna karşı çıkanlar sadece yüzde 4!
Ama halkın demokrasiye inanması yetmiyor, demokrasinin "yönetebilir" olması gerekiyor.
Şimdi... Merkez Bankası atamasındaki sakarlıkla 2007 için tezgâhlanan kriz senaryoları ekonomiyi bu kadar sarsarsa!..
Bir de seçimlerden 6 partili bir parlamento çıktığını düşünün! Değerler kavgası, kimlikler kavgası, partiler kavgası, kavgalı koalisyonlar! Türkiye nereye varır? Kürt meselesi, Kıbrıs meselesi, ekmek meselesi nereye varır?!
Demokrasiye "yönetebilme" tekniklerini kazandıracak seçim sistemi, hükümet sistemi gibi konuları konuşuyor muyuz? "Akılcılık" mı bu?!
Türkiye koalisyonlar elinde 1961'den beri çeyrek asrı heba etmiştir!
Yetmedi mi?!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|