|
Futbol hastası ve ruhu...
Dünya Kupası izlenimleri - 16
HAMBURG-KÖLN TRENİ
İtalyanlar keyifli. Çekleri 2-0 yenerek ikinci tura kalmanın tadını çıkarıyorlar. Hiç dinmeyen bir çene yarışı içindeler. Gece treninde kırmızı şarap ve biralarını içerken şarkı söylüyorlar, bağıra çağıra şakalaşıyorlar.
Futbolun dili basit ve ortak. Onları anlamak güç değil. Daha yeni bitmiş bir maçın geyiğini mimik ve jestlerle, ayağa kalkıp vücut hareketleriyle yaparken, çevrelerine de neşe saçılıyor.
Soru ilginç:
Bir futbol hastası ölünce ruhu ne yapar?
Ya da nereye gider?
Bir futbol hastası öldüğü vakit, ruhu İtalya'ya gidermiş. İtalya'da dünyanın en iyi futbolcularını bulur, televizyonda bütün maçları seyreder ve futbolda olup bitenleri bu ülkede fazlasıyla çıkan günlük spor gazetelerinde ayrıntılarıyla okurmuş...
İtalyan futbolu bugünlerde çok karışık. Tarihinin en büyük skandalıyla çalkalanıyor. Güzel oyunu çirkinleştiren üçkâğıtçılıklar tüm pis kokularıyla suyun yüzüne vurmuş durumda.
Ancak İtalyan savcılar, Dünya Kupası falan dinlemiyor. Milan, Juventus gibi anlı şanlı kulüplerin üstüne üstüne yürüyorlar. En büyük kulüplerin başında olsalar da, en büyük kulüplerde top koşturuyor olsalar da, Dünya Kupası'nda ülkelerini temsil ediyor olsalar da, ne kadar meşhur olurlarsa olsunlar, güzel oyunu kirletenlerin yakasına yapışıyor İtalyan savcıları...
Şimdi herkes merak ediyor:
Çekleri önceki gün Hamburg'da yenerek ikinci tura geçen İtalyan milli takımının futbolcuları bu durumdan nasıl etkilenecek?
Moraller inişe geçebilir mi?
Tam tersine, İtalyanların kamçılanacağını öne sürenler de var.
Neyse...
Gece treni yol alıyor.
Yolculuk düşünceye gebe...
Futbol geyiği tadında...
İtalyanlar, şaraplarını içip şarkılarını söylüyorlar.
İtalya-Çek maçı güzeldi.
Tempoluydu.
Çekler on kişi kalıncaya kadar kemik seslerinin tribünlerden duyulduğu kıran kırana bir maç.
Mehmet Demirkol'dan tüyo:
"Bu maçın belki de en ilginç yanı, şu anda dünyanın tartışmasız en iyi iki kalecisinin karşı karşıya geliyor olması... İtalya'nın kalesini Juventus'tan Buffon koruyor. Çek tarafında ise İngiliz şampiyonu Chelsea'da oynayan Petr Cech..."
Nedved, Çeklerin kaptanı ve beyni, Juventus'tan takım arkadaşı Buffon'u dört şutla yokluyor ama Buffon geçit vermiyor. Hele lüle lüle sarı saçları sürekli gözlerinin içindeki Nedved, birinde yaradana sığınıp çakıyor, nereyse altı pasın üzerinden... Buffon da harika çıkarıyor yumruklarıyla...
Bu kez sıra Totti'de.
İtalyan kaptan, müthiş bir şut onsekizin üzerinden, ama Çek kalesinde dünyanın en iyisi Petr Cech var, şahane bir kurtarış...
İtalyan meslektaşım homurdanıyor. Çünkü İtalyanların Nedved'i, yani beyni olması gereken on numara Totti sahada yok gibi. Hayali fener gibi dolaşıyor.
Çekler yazık etti. Enayice bir faulle on kişi kaldılar. Hem kendi şansları bitti, hem de oyunun keyfi kaçtı.
İtalyanların fazla disiplinli, savunmayı öne çıkaran futbolu o kadar keyif vermiyor. Çok sağlamcılar... Arjantin'i, Brezilya'yı arıyor gözlerim.
Nerede o Messi, Tevez?
Nerede o Ronaldinho?
Yeni Maradona'larla futbol güzel oyun sıfatını hak ediyor.
Mehmet'ten bir tiyo daha:
"Çeklerin 10 numarası Tomas Rosicky. Çok önemli bir topçu olmaya doğru gidiyor. Arsenal, Borussia Dortmund'dan transfer etti. Dortmund'da Rosicky'nin boşluğu bizim genç umudumuz, daha on sekizindeki Nuri Şahin'in doldurması bekleniyor."
Yoluna devam gece treni...
Bir süre önce başladığım ve severek okuduğum bir kitabın sayfalarında dolaşıyorum yine:
Seyahat Sanatı(x).
Bazen insana haz veren bir yalnızlıktan söz ediyor.
Bir cümle:
"Yolculuklar düşüncelere gebedir!"
Devam ediyor:
"Düşüncenin gelişimine en çok yardım eden araç tren olsa gerek. Trenden görünen manzara, gemideki veya uçaktaki manzaralar gibi tekdüze biçimde akıp gitmez. Akıl ne zaman zorlu bir düşünceye çarpsa ve o düşünceden uzaklaşmaya kalksa, pencereden dışarı bakabilme şansı, bilincin akışını yeniden canlandırır."
Pencereden dışarı bakıyorum.
Alacakaranlık...
Bilemiyorum, 'ana teması yalnızlık' olan bir hüznün başladığı saatler belki de... Baudelaire'in Yolculuk isimli şiirinden bir dize:
"Burada sıkıldığımız kadar sıkıldık."
Siz bu satırları okurken, ben Almanya'yla Ekvador arasındaki ikinci tur mücadelesini seyretmek için bu sabahın köründeki Köln-Münih treninde olacağım.
Üstünüze hüzün çökmesin!
Buna izin vermeyin.
—————————-
x Alain de Botton'un Seyahat Sanatı isimli kitabı Ahu Sıla Bayer'in Türkçesiyle Sel Yayıncılık'tan çıktı.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|