Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Haziran 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hep aynı oyun...


Önceki gün Başkan Bush, Budapeşte'ye geldiğinde, ziyaret nedeninin "Macar ihtilalinin 50. yıldönümünü kutlamak" olduğunu söyledi.
Aslında bu ayaklanmanın tarihi 23 Ekim 1956'dır. Nitekim Macar hükümeti, bu yıl 23 Ekim günü en az 50 ülke liderinin katılacağı büyük bir anma töreni düzenliyor.
Bush 50'nci yılı 4 ay önce "kutlama"yı tercih etti! Bunun nedeni de, Avrupalı liderlerle Viyana'da hazır buluşmuşken, komşu Macaristan'a da bir uğramak ve oradan bazı özgürlük mesajları vermek arzusu olsa gerek.
Bush'un "kutlamak" sözcüğü doğrusu bu olayda hiç yerine oturmuyor. Evet, Macar ihtilali veya halk ayaklanması, özgürlük ve bağımsızlık için yapıldı, ama Rus tankları tarafından amansızca bastırıldı, 25 bin Macar öldü, 250 bin kişi ülkeden kaçtı (bazısı Türkiye'ye sığındı) ve en önemlisi, Macar ulusunun bütün beklentileri ve umutları yok oldu...

Boşuna beklediler...
Bush'un Budapeşte gezisinin dünya TV ekranlarına yansıyan görüntüleri, o zaman ayaklanma ve sonrasını yakından izleyen bir gazeteci olarak, bu büyük insanlık trajedisini -ve siyasi faciayı- gözümün önüne getirdi.
Macarlar, İkinci Dünya Savaşı'nda kendilerini Nazi işgalinden kurtaran Sovyetler Birliği'nin denetimi (fiili işgali) altına girmekten hiç memnun değillerdi. Tıpkı Polonyalılar gibi. Nitekim 1956'da Polonya'daki kıpırdamalar -ünlü Poznan ayaklanması- bağımsızlık ve özgürlük isteyen Macarlara da cesaret vermişti.
Macarlar daha özgür bir rejim için sokaklara döküldüğünde, Moskova bunun gerçek bir ayaklanma halini alacağını tahmin etmemişti. Ancak iş büyüyünce, sözde daha esnek bir politika izleyeceği sanılan Kruşçev, Kızıl Ordu'ya Macar direnişçilerinin (ki aralarında bazı Macar askerleri de bulunuyordu) üstüne sürdü. Budapeşte'de çok kan aktı, çok acı yaşandı... Basit silahlarla Rus tanklarına karşı savaş veren gençler "ABD bizi ne zaman gelip kurtaracak?" "Batı neden Kruşçev'i durdurmuyor?" diye yakınıyordu...
O dönemde Macaristan ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde halkı çeşitli yollardan (örneğin "Hür Avrupa Radyosu"nun yayınlarıyla) halkı ayaklanmaya çağıran ABD'nin ve Avrupalı müttefiklerin Budapeşte'deki dram karşısındaki pısırık tavrı, Macarların asla unutamayacağı -ve de affetmeyeceği- bir olaydır.
Nitekim, ABD basınında dün Bush'un bu ziyaretiyle ilgili olarak yayımlanan röportajlarda, birçok Macarın bu duygularını dile getirdiği ve "Biz Başkan'ın kutlamadan bahsedeceğine özür dileyeceğini umuyorduk" dediği belirtiliyor...

...Ve kurban gittiler
Batı'nın o sıralarda gözleri Macaristan'dan çok Mısır'a çevrilmiş bulunuyordu. Mısır lideri Nasır, Rusya'nın desteğiyle Süveyş Kanalı'nın kontrolünü ele geçirmişti. Bundan hiç hoşlanmayan İngiltere ve Fransa hem kontrolü geri almak, hem Nasır'ı devirmek için Mısır'a karşı askeri bir harekât hazırlıyordu. Nitekim bu operasyon 31 Ekim'de (yani Budapeşte'de kan gövdeyi götürürken) gerçekleşti.
İşin ilginç yanı, ABD'nin de bu askeri müdahaleye karşı çıkması idi. Bu durumda BM, İngiltere ve Fransa'yı geri çekilmeye zorlamış, ABD ile Rusya aynı safta yer almıştı!..
Bu hayhuy, Moskova'nın "Macaristan'ın işini" bitirmesini kolaylaştırdı. Washington'da yeni Eisenhower yönetimi, bir yandan iç politika nedenleriyle, bir yandan Moskova ile çatışmaya girmemek fikriyle, Macaristan'daki drama baştan sona seyirci kaldı. Diğer bir deyişle, Macarlar, "büyük devletler"in çıkar çatışmalarına ve siyasi oyunlarına "kurban" gittiler.
Yarım yüzyıl sonra "anılacak" olayın asıl düşündürücü yanı budur...

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Krizler yetmedi mi?!
EKONOMİDE dünyada bir dalgalanma var ama bizi...
Çetin ALTAN
Diyojen'i merak etmek, yahut etmemek...
Şöyle dirseklerinden kırdığın kolları geriye ...
Melih AŞIK
Gaza gelmeyin...
İçinden çıkamadığımız bir problemi bu sütuna ...
Fikret BİLA
İttifak ve yeni oluşum arayışları
Siyasette çağrılar sıklaştı.
Hasan CEMAL
Futbol hastası ve ruhu...
İtalyanlar keyifli. Çekleri 2-0 yenerek ikinc...
Güneri CIVAOĞLU
Çankaya dosyası (1)
Bir eski bakanına Süleyman Demirel'in şapkası...
Can Dündar
Bir arada yaşamaktan bıktık mı?
Yarın öğleyin İstanbul'da Kadıköy İskele Mey...
Abbas GÜÇLÜ
Nerede o eski öğretmenler?
YÖK'le birlikte öğretmen yetiştirme düzeni fe...
Semih İDİZ
Medeniyetleri barıştıracaksak kendi evimizden başlayalım
"Pew Global Tavırlar Projesi" adı altında 50 ...
Sami KOHEN
Hep aynı oyun...
Önceki gün Başkan Bush, Budapeşte'ye geldiğin...
Metin MÜNİR
Turkcell'e Çukurova kültürü hâkim oluyor
Dün istifa eden Muzaffer Akpınar'ın genel müd...
Hasan PULUR
Avrupa nire, Van nire?
GALİBA, bir zamanlar basın kanununda bir madd...
Derya SAZAK
Turizm ağlıyor
Ölüdeniz üzerinde süzülen yamaç paraşütü resi...
Meral TAMER
Enerjide hem zengin, hem fakiriz
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Enerji Ens...
Tamer HEPER
Ortaklık yok
Yasanın yürürlüğünden bu yana dört sene geçti...
Yaman TÖRÜNER
Bir baş soğan bir kazanı kokutur
Bir ülke düşünün, devlet kurumları hesapların...
Güngör URAS
Başbakan dışarıda "güven tazelemek" zorunda
Bu noktada piyasadaki çalkantıyı durdurmak iç...
M. Ali BİRAND
Piyasalar...
Bu haftanın gündemi para etrafında döndü.

© 2006 Milliyet