Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Haziran 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kentin içindeki askeri bölgelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Meclis'te yeni bir yasa üzerinde çalışılıyor. Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı... Buna göre konutun 12 Ekim 2004'ten önce yapıldığını belgeleyen gecekondu sahiplerine; 20 yıl vadeyle, yapılacak sosyal konutlardan verilebilecek.
Plan orta vade de olsa kentlerin gecekondulardan kurtulmasına amaçlıyor.
Dilerim başarılı olunur; siyasiler her dönemde olduğu gibi yeni tavizler vermezler, vatandaşlarımız da yasalara uymak yerine yasalardaki açıkların peşinden koşmazlar.
Tasarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait harekat, eğitim ve savunma amaçlı kullanılan alanlar kapsamı dışında tutuluyor. Ancak yürürlükten kaldırılması öngörülen 2981 sayılı Yasa'da, "Askeri Yasak Bölgeleri ve Güvenlik Bölgeleri" de yasa kapsamı dışında bulunurken, yeni tasarının yasalaşmasından sonra buraların ne olacağı netlik kazanmış değil.
Geçenlerde katıldığı bir toplantıda bir dostumuz şöyle demişti.
"İzmir'in çok kıymetli bölgelerinde askerlerin yerleşim alanları var. Kent büyüdü, askeri alanlar tam merkezde kaldı..."
Sonra da örnekler verdi.
"Alaybey, Turan, Narlıdere, Foça, Bornova... Kentin ortasında kalmış bölgeler..."
Bu yasayla ilgili haber önüme gelince bir cumartesi günü sohbetinde geçen bu diyaloglar aklıma geldi.
Doğru...
Sadece İzmir'in değil, Türkiye'nin her yerinde kentin en önemli bölgelerinde askerlerimizin eğitim, harekat alanları var.
Bugünün koşulları bu alanların başka yerlere taşınmasını gerektiriyor.
Ben burada samimi düşüncemi açıklamak istiyorum.
İyi ki askerlerimiz özellikle büyük şehirlerimizin en önemli bölgelerinde bu üsleri seçmişler de buraları da gecekondu olmaktan, mafyanın elinde talan olmaktan kurtulmuş.
Evet...
Ben bu olayı böyle görüyorum.
Ve şimdiden diyorum ki...
En az elli yıl, belki de yüz yıl oldukları bölgelerden asla çıkmasınlar.
Çünkü bizim kafamızda ve bu siyasilerle kentlerimiz çok daha çirkin hale gelir.
Rant yaratmak adına bugün askeri olarak gördüğümüz yerler, çok kısa süre içinde çirkinlik abidelerine dönüşürler.
Bir bakalım; yasayla neler olacak. Gecekondular artacak mı, azalacak mı?
İşte o zaman buralarıyla ilgili bir karar verebiliriz.


Sabih Kanadoğlu ve Alpay

Geçtiğimiz hafta farklı alanlarda zirveye çıkmış iki değerli insanın yolları Celal Bayar Üniversitesi'nde kesişti. Her yönüyle örnek hukuk adamı Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'na "Fahri Doktora" verilmesinin ardından, yılların eskitemediği büyük sanatçı Alpay; sesiyle, müziğiyle, samimiyetiyle ve gençlere taş çıkartan atletik hareketleriyle izleyenleri coşturdu.
Tamamen rastlantısal olarak gelişen bu kesişme Kanadoğlu ve Alpay'ın birçok ortak yönünü de ortaya çıkardı. Her ikisi de aynı yıl doğmuş ve biri İstanbul'da, diğeri Ankara'da aynı yıl hukuk fakültesini bitirmişlerdi. Kanadoğlu'nun en çok beğendiği sanatçı Alpay, Alpay'ın en çok takdir ettiği hukuk adamı Kanadoğlu idi. Geç saatte biten konserin ardından kaldıkları misafirhanede başladıkları sohbet neredeyse sabaha dek sürdü.
* * *
Celal Bayar Üniversitesi Senatosu, Kanadoğlu'na "Fahri Doktora" unvanını "Kırk üç yılını verdiği meslek yaşamında ve emeklilik döneminde, büyük Atatürk'ün tarihte yeni bir sayfa açarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri ile Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda devletin yargı erkinin siyasallaştırılmasına karşı, yargının tarafsızlığını ve hukukun üstünlüğünü koruyan; bilimsel temellerin üzerinde kurulan Atatürk Cumhuriyeti yerine, bilim dışı devlet özlemi duyanlara karşı duran üniversitelerin yanında yer alarak, onlara daima destek olması" gerekçesi ile vermişti.
Kanadoğlu'nun tören sırasında özellikle yargının siyasallaşması konusunda yaptığı saptamalar çok önemliydi.
"Kuvvetler ayrılığı ilkesinin; yasamanın ve yürütmenin, yargının işlevine karışmaması olarak algılanması gerekir. Bugün gördüğümüz manzara, gerek Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, gerek Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesi'nde olduğu gibi kurulan araştırma komisyonlarının tıpkı bir soruşturma komisyonu olarak yargının işlevine müdahale etmesi biçiminde ortaya çıktı. Bu Anayasaya aykırıdır. Bağımsız olmayan bir yargı, çaresiz olarak siyasallaşır. Siyasallaşmış bir yargının kendisini siyasallaştıran güçlere bağımlı kaldığının tarihte örneği yoktur. Hangi siyasi iktidar kendisine bağlı bir yargı yaratmak istediyse, yaratmak istediği bu yargı, zaman içerisinde bir bumerang gibi dönüp, o siyasi iktidarı vurmuştur. Müdahaleyi son Danıştay katliam girişiminde de gördük. Hükümet tarafından yürütülmeye çalışılan soruşturmanın bugüne kadar bir örneği yoktur. Hiç kuşku yok ki Danıştay'daki katliam girişimi sadece yargıya değil, gerçekte laik demokratik cumhuriyete karşı yapılmış bir girişimdir."
Türkiye'nin Sabih Kanadoğlu ve Alpay gibi düşünceleriyle, sanatlarıyla, eylemleriyle, prensipleriyle, cesaretleriyle halk tarafından benimsenmiş, genç kalmayı başarmış ve gençlerin örnek alabilecekleri bireylere çok gereksinimi var.
İyi ki varsınız...
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden, okulgen@superonline.com)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
İzmirliler yarışıyor
Kentin içindeki askeri bölgelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Mahalle bakkalları





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nesrin Coşkun
Deniz Sipahi
İsmail Sivri

© 2006 Milliyet