|
 |
|
|
Mahalle bakkalları
Bizim Köşe / İsmail Sivri
Her sabah, okuduğumuz gazeteleri, kapılarımızın önünde buluruz. İlk işimiz çay ve kahvemizi içerken, gazetelere bakmak olur.
Gazetelerle, ekmek ve sütümüzü, her sabah evlerimize kadar kim getirir?
Ya gider alırsınız ya da kapıcılar getirir veya bakkallar gönderir.
Gün boyu, her ihtiyacımızda, bakkallara koşarız.
Her gidişinizde, sizleri güleryüzle karşılayan bakkallar, hal hatır sorarlar, çokluk ayaküstü söyleşiler de yaparsınız.
Bakkallar, güler yüzlü ve sevecendirler.
* * *
Alsancak'ta tüm marketlerin şubeleri vardır. Bizim oturduğumuz caddedeki bakkal sayısı altıdır. Alsancak'ı dolaştığınızda, her sokakta, adları "mini" veya "küçük market" olan bir bakkal dükkanı görürsünüz.
İzmir gibi tüm büyük ve küçük kentlerimizdeki bakkallar, marketlerle birlikte görevlerini sürdürmektedir. Marketlerden her gün alışveriş etsek de en sıkışık zamanlarda, mutlaka bakkallara gider geliriz.
Her gidişimizde, sizleri güleryüzle karşılayan, bakkallarla selamlaşır hal hatır sorarız. Vaktiniz varsa oturup söyleşirsiniz. Marketlerde, satıcılarla konuşsanız da, kasiyerlerle konuşmak olanağı pek yoktur. Almak istediğiniz, her şeyi kendi başınıza alır, arabalara doldurup kasaların önüne gelirsiniz. Kasiyerlerin, selamlaşmaya bile vakitleri yoktur. Yalnızca sizlere, aldığınız şeyler için ödeyeceğiniz parayı bildirirler.
Bu arada, belki bir poşet daha isterseniz, hiç konuşmadan size uzatırlar. Sizler de parayı ödeyip çıkarsınız. Onlarla söyleşmek lüksünüz yoktur.
Kasiyer, çoktan ikinci müşteriye dönmüştür.
Çokluk, sizlerin "Hoşçakal" dediğinizi bile duymazlar.
Gençler, bu hızlılığa çoktan alıştılar. Biz yaşlılar ise hala, çocukluğumuzun dükkanlarını anımsamaya, alışmaya çalışıyoruz.
* * *
Şimdi sözü, 25 yıllık bakkalımız ve yakın dostumuz Nuri Kuru'ya getirmek istiyorum. Sabahları, işe giderken, mutlaka ona uğrardım. Akşamları da eve dönüşümde, beni bekler bulurdum.
Her sabah, mahallenin kapıcılarını ellerindeki listelerle alışveriş edip, çaylarını içerken görürdüm. Dükkandaki çay ocağı hep kaynar dururdu.
Akşamları, vaktim varsa, biraz oturur, gelip giden komşularla görüşürdük. Nuri Bey, tüm müşterilerini kadın, erkek ve çocuk hep güler yüzle karşılar, isteyenlere çay da ikram ederdi.
Dükkana alışverişe gelen tüm çocuklara, mutlaka birer kağıtlı şeker verirdi. Müşterilere çay ikram etmek isterdi. Sanki işi bakkallık değil, dostluktu.
Mahallenin çocukları karnelerini aldıklarında ona koşar gelirlerdi. Tüm çocuklarının karnelerine bir bir bakar, sonra da onlara kağıtlı şeker değil, birer çikolata verir, hepsini sevindirirdi.
Yıllar sonra, gün geldi, dükkanı satıldı. Nuri Bey de bakkallığı bıraktı. Ama, aklı ve gönlü hep müşterilerinde ve dükkanında kaldı.
Bizim de aklımız ondaydı. Son yıllarda, bacağı kırıldı. İyileşip koltuk değnekleriyle dışarı çıktığında, ilk gittiği yer, eski dükkanı olmuştu.
Çokluk, evinde günlerini eski müşterilerini beklemekle geçiyor.
İçlerinden biri gelirse, çok sevinip mutlu oluyor, yaşamı renkleniyor.
* * *
Şimdilerde, oturduğumuz apartmanın altındaki "Deniz Market"ten alışveriş ediyoruz. Her sabah ve her akşam sık sık uğradığımız yer burasıdır. Hem alışveriş ediyor, hem de oturup söyleşiyoruz.
Sizlerin de, elbette, her gün sık sık uğradığınız bakkallarınız vardır. Bakkallarımız olmasa ne ederdik?
Sizler ne dersiniz?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|