|
Uyansın da büyüsün, tıpış tıpış yürüsün
Şöyle kalkındık, böyle kalkındık derken; piyasada kabaran dalgalanmalar sonucu, ekonomik durumda beliren kaygılar...
Bal Mahmut sağ olsa, nereden gelip nereye gittiğimizi belki de şu fıkrayla anlatırdı:
Bir çayırdaki otlar üstünde küçücük bir sinek uçup duruyormuş. Derken irikıyım, memeleri sarkık bir inek girmiş çayıra ve yavaş yavaş otlayarak, ağır aksak birkaç adım ata ata, oradan oraya dolaşmaya başlamış.
* * *
İrikıyım sarkık memeli inek, yavaş yavaş otlarken, otlar üstünde uçup duran küçücük sineği de yutuvermiş.
Sinek önce boğazından geçmiş ineğin, midesine inmiş; midesinden de biraz daha aşağıya doğru...
İneğin kalın bağırsak başlangıcı öylesine rahat ve sıcakmış ki, sinekcik güzelce uyumaya başlamış. Bir süre uyumuş öyle...
Uyandığında ise yine kendisini çayırda bulmuş. İnek ise, otladıklarını hazmedip, atıklarını çıkardıktan sonra, çoktan çekip gitmiş çayırdan...
* * *
2 kayakçı, 4 bin metre yükseklikteki karlı bir dağ tepesinde, kahvaltı etmek için oturmuşlar, çantalarından çıkardıkları bir paket tereyağını, ekmek dilimlerine sürerlerken; birden yıldırım hızıyla bi kuş gelmiş üstlerine ve kapıp gitmiş tereyağlı bir dilimi...
* * *
Kayakçılardan biri pek öfkelenmiş:
- Ulan, demiş; nereye gittiğini bulup göstereceğim o kuşa...
Sağa sola bakına bakına, başlamış kaymaya...
Derken bir kayalığın arkasında, inanılmaz bir manzarayla karşılaşmış. Biraz önce, kayakçıların tereyağlı bir dilim ekmeğini çalmış olan simsiyah küçük bir karga, kıçını sürütüyormuş tereyağlı ekmeğe. Becerebildiği kadar kıçını parlattıktan sonra da, buzlu bir yamaçtan aşağıya doğru kayarak, neşeyle bağırmaya başlamış:
- Heeyt be anam, yaşamak derler işte buna...
* * *
Zenginliklerinin, iktidara gelmiş politikacılar sayesinde olduğu söylenen bazı işbilir kişiler; haklarında dolaşan dedikodulara çok sinirleniyorlarmış.
Ne dersiniz, "hırsız karga" fıkrasından da alınırlar mı acaba?
Alınmasalar iyi olur; çünkü o fıkra, dağ turizmine yatırım yapmış olanlar için anlatılmakta...
* * *
Bir portre:
1- Beyinsel bahçeleri hiç mi hiç merak etmemişti.
2- Ne yerel, ne evrensel yazarlardan da, pek bir şey okumamıştı.
3- Kazara okumuş olduklarından da, hiçbir şey anlamamıştı.
4- Anlar gibi olduklarından ise, ne anladığını doğru dürüst bir türlü anlatamıyordu.
5- Çaresiz politikacı oldu.
6- "Vatana, millete hizmet etmek aşkıyla yanıp tutuştuğunu" söyleye söyleye kazandı hayatını ve pekâlâ da saltanatlı yaşadı.
* * *
Başkan Bush, izlemeye gittiği bir sirkte bir hayvan terbiyecisinin gösterisine hayran olmuş.
Gösteride bir fare, piyanonun tuşları üstünde dolaşarak, Beethoven'in 9'uncu Senfonisi'ni çalıyor, bir kedi de, koristlik ediyormuş.
* * *
Başkan Bush:
- Ben de aynı mucizeyi Irak politikasında göstereceğim, diye tutturmuş.
Irak, akıl dışı kanlı bir rezalet gösterisine dönüşünce de; başlamış sirkte gördüğü hayvan terbiyecisini suçlamaya:
- Namussuz herif, meğer sahtekârın tekiymiş. Piyanonun tuşları üstünde dolaşan fare, hiçbir şey çalmıyor; piyano kuliste çalınıyormuş. Kedinin şarkı söylemesi de yalanmış. O da sadece iki ayağının üstüne kalkmış duruyor; kıyıdaki bir vantrolog, karnından söylüyormuş şarkısını. Nereden bileceksin kardeşim; ben hepsini gerçek sanarak, getirmeye kalkmıştım Irak'a demokrasiyi... Dünyada böyle reziller varken, kolay değil insan haklarını korumak...
* * *
Küçük bir zebra yavrusu, dünyayı keşfe çıkmış ve bir çiftliğin yanından geçerken bir ineğe rastlamış. Kibarca sormuş ineğe:
- Sen ne işe yarıyorsun, diye...
İnek:
- Ben, demiş; süt veririm insanlara...
Zebracık, biraz ötede bir koyuna rastlamış:
- Sen, demiş; ne işe yarıyorsun?
Koyun:
- Ben de, demiş; yünlerimi veriyorum insanlara...
Biraz daha ötede bir aygırla karşılaşmış zebra yavrusu. Ona da sormuş:
- Sen ne işe yarıyorsun, diye...
Aygır şöyle bir bakmış küçük zebraya:
- Sırtındaki pijamayı çıkar da, göstereyim sana ne işe yaradığımı, demiş.
* * *
İsteyen, dış politika ilişkilerine de, iç politikadaki gerilimlere de; dilediği gibi yakıştırabilir bu fıkrayı...
* * *
Hoşgörünüze sığınarak, 17 yaşındayken karaladığım bir şiirle bitirelim yazıyı:
Akşam dileği
Beyaz bulutlara şöyle uzansam;
Ve ruhum karışsa müphem bir
sese.
Eğilse üstüme mehtap bu akşam,
Mışıl mışıl uyu, hep uyu dese.
Uyusam; ve bana görünse annem,
Hain Dalilâ'mı affedebilsem,
Dağılsa gönlümden bu sonsuz
elem;
Uyusam nerdeyim bilmeden
kimse.
Işıklar içinde periler gülsün,
Müjdeler fıslasın sesi Venüs'ün,
Kutsal alemlerden renkler
dökülsün;
Ve uykum bitmese, hiç hiç
bitmese.
c.altan@prizma.net.tr
|
|