Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Haziran 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Köyde doğum günü...

Bu köyde her hafta birinin doğum günü kutlanıyor. Almanlar da böyle sosyalleşiyor


Kapı çaldı. Kapıya en yakın benim. Yine de açmazdım esasında. Ev sahibi açsın. Ama kapının üzerinde dörtgen bir pencere var. Dışarıdaki kadını görüyorum, o da beni görüyor. Kapıyı açıyorum.
"Yanlış mı geldim?" diye soruyor Almanca. Hayır, doğru geldiniz, hoş geldiniz; willkommen, willkommen.
Yanlış yerde olan benim.
Ben yine ne acayip bir yerdeyim!
Size de oluyor mu; bazen öyle manasız bir gerekçeyle, öyle manasız bir yerde bulunuyorum ki, hayat yani, niye böyle akıyor, hiç aklım ermiyor.

Şimdi yaşlı, 33'ken gençmiş
Köln'ün yakınlarında bir köyde, üç katlı ve bahçeli bir evin mutfağındayım.
Mutfağın diğer kapısı bahçeye açılıyor. Bahçede sıra sıra dizilmiş altı-yedi masa ve bir sürü insan var. Salonda maç izleyen bir grup ve bir de biz varız işte, mutfakçılar.
Simin ve Ralf "Merak etme" dediler, "Biz de senin tanıdığından daha fazla insan tanımıyoruz. Buradakilerin çoğu birbirini tanımıyor zaten."
Claudia'nın işten arkadaşları, Claudia'nın köyden arkadaşları, okuldan arkadaşları, akrabaları ve bu arkadaşların karıları, kocaları, çocukları, sevgilileri...
Claudia 40'ıncı yaşını kutluyor.
Demek Claudia 40 olmuş.
Ah ben de ne tanırım ya Claudia'yı!
Yedi yıl kadar önce Michel'le birlikte Türkiye'ye geldiklerinde benim için fazla yaşlı bir ikiliydiler, hiç ilgilenmemiştim onlarla. Oysa Claudia gençmiş aslında o zamanlar. Sadece 33 yaşındaymış. Benim şimdi olduğum yaşta.
Claudia'ya bakıyorum. Bana yine yaşlı geliyor.
Yedi yıl sonra 40'ı da genç bulacak mıyım acaba?
Geçen yıl da Frank'ın 40'ını kutlamıştık Köln'de, bir "kneipe"de. "Burada trend, 40'ta parti yapmak galiba" diyorum Simin'e. "20, 30, 39, 40, hiç fark etmiyor güzelim" diyor, "Burada gelenek mütemadiyen doğum günü yapmak. Başka türlü sosyalleşemiyor bunlar." Ama doğum gününde de pek sosyalleşiyormuş gibi görünmüyorlar.
Herkes kendi masasında, kendi tanıdıkları ile, kendi havasında...

İstikbal pastacılarda
Mutfakta, üst kata çıkan merdivenlere oturuyorum.
Uzun boylu bir adamla, hoş bir kadın giriyor mutfağa. Biliyorum, çok saçma ama ben bu adamı bir yerden tanıyorum.
"Frank" diyor Simin.
Aa, bu öteki Frank. Pastacı. Yıllar evvel bir yılbaşında bize Almanya'dan şahane bir pasta getirmişti. Tadı damağımda.
Claudia'ya da bir pasta getirmiştir umarım. Artık gece yarısına kadar burada kalmak için çok geçerli bir nedenim var. Frank pastası!
Frank da beni hatırlıyor. Hemen öpüyor. Karısı da şaşırıyor. Sonra karısına, İstanbul'a geldiklerinde Frank ve Jurgen'ın "Türk adeti" diye, bizi nasıl da zırt pırt öptükleri anlatılıyor.
Önümüzden dört-beş yaşında bir çocuk koşarak geçiyor. Jurgen'ın oğluymuş. Jurgen da geliyor. Simin, Ralf, Claudia, Michel, Frank, Jurgen... Etti mi 6 kişi. Frank ve Jurgen'ın karılarıyla da tanıştım. Etti 8. Michel'in erkek kardeşi ve İtalyan karısıyla da az evvel tanıştırıldım. Etti 10. Oturduğum yerden ulaştığım bu skorla doğum gününün en sosyal insanı ben olabilirim pekâlâ.
Bu arada Frank'ın da üç çocuğu varmış şimdi. Çok zengin olmuş. Klasik otomobiller biriktiriyormuş. Nasıl biriktiriliyor abi klasik otomobil, pul mu bu?
E be Ralf, insan zamanında söylemez mi; istikbal, pastacılarda diye?
Bu esnada mutfağa bir Alman giriyor. Simin "Kesin doktor" diyor. Niye ki?
"Almanya'da kazağını sırtına atmış birini görürsen, anla ki doktor."
Türkiye'de kazağını böyle sırtına atmış birini görürsen, anla ki Hıncal Uluç!
"Hı?"
Nasıl pis Türküz, kepaze ediyoruz Türk insanını iki dak'kada elin Almanlarına. Claudia'nın kocası Michel'e soruyoruz hemen: "Şu adam ne iş yapıyor?"

Doktor kılıklı badanacı
Simin evli, Michel de adamla benim ilgilendiğimi düşünüyor tabii, dönüp bana anlatıyor: "Badanacı. Üstelik golf oynuyor. Yani seks hayatı yok."
Golften seks hayatına nasıl geldik biz? Ki ben de bağlayabilirim ikisini birbirine Kaya Çilingiroğlu üzerinden ama Michel'in tespitinin tam aksi istikamette.
* * *
Tam geceyarısında "Happy birthday"liyoruz Claudia'ya.
"Almanya'ya geldim de, beni bir Alman doğum gününe bile götürmediniz demezsin artık" diyor Simin.
Öyle mi diyecektim?
Ben bunlara bir keresinde "Benim için özel bir şey yapmanıza gerek yok. Buradaki günlük hayat da benim için yeterince enteresan" demiştim, bu lafı acayip ciddiye aldılar. Alman sosyal hayatına hakim oldum durduk yerde, iyi mi?
Neyse ki bu ay içinde İngiltere'ye, Southampton'a taşınıyorlar.
Seneye de artık bakacağız bakalım, İngilizler nasıl yaşıyorlar?


Sudokunun suyunu çıkardılar, şimdi de tuvalet kağıdını çıkarsınlar

Haftalık dergiler bir sürü sudoku veriyorlar ya hani. Ben işte seviniyorum falan, çözüyorum, eğleniyorum. Geçenlerde bir tanesini yapmaya başladım. "Çok zor" kategorisinde fakat aşmış yani kendini. Uğraştım, uğraştım... Yok, olmuyor. Pes ettim. İhtimaller arasından tercih yaparak sallamaya başladım. Oldu.
A aa, nasıl oldu bu şimdi?
O zaman tekrar baktım ki diğer ihtimalleri sallasam da olacaktı. Hakiki bir sudoku değil bu çünkü. Sudokunun tek bir çözümünün olması gerekiyor. Bu yüzden sudoku hazırlamak zor iş. Yoksa niye sudoku bulunca sevinelim. Oturur biz de kendi sudokumuzu kendimiz hazırlarız.
Hakikaten çok sinirlendim. Çıldırdım resmen.
Halimi görenler bunca sinirin sebebinin sudoku olduğunu öğrenince çok güldüler. Elindeki dergiyi sallayarak bağıran bir gazeteci gördüklerinde daha ciddi bir sebep işitmeye alışmışlar.
Sudoku ciddiye alınmayabilir. Bakınız New York Times sudokunun çok müşterisi olduğu halde hâlâ direniyor, ciddiyeti zedelenmesin diye sudoku vermiyor. Ama hem sudokuyla tiraj alıp hem hatalı sudoku vermek de ne oluyor?
Sonra tabii ben de güldüm bu kadar sinirlenmiş olmama. Yine de haftalardır her önüme çıkana dert yanıyorum: "Sudokunun da bokunu çıkardılar."
Üstüne de bunu görünce...
Sudokulu tuvalet kağıdı.
Rulosu 15 YTL civarında.
Yakında Türkiye'de de yaparlar.
Umarım üzerinde tek çözümlü gerçek sudokularla...

Türklerin olduğu yer Türkiye

Ben Almanya'da tur rehberinden "Birinci, ikinci, üçüncü kuşak Türkler ve davranış biçimleri üzerine notlar"ı dinlerken, Ebru da o esnada İngiltere'de "İngiltere'deki Türkler üzerine anekdotlar" dinlemekteymiş meğer.
Bana anlatılan şöyle bir şeydi: "Birinci kuşak Türklerin bir kısmı hemen Almanca öğrendi, bir kısmı Almancayı reddetti. İkinci kuşak Türklerin çoğu zehir gibiydi, iyi Almanca konuşuyorlardı. Onlar arasında üniversite eğitimi alanlar da oldu. Üçüncü kuşak Türklerin ise büyük bölümü Almanca öğrenmeyi reddediyor.
Kendi içlerine kapandılar. Türk mahallesinde amcasının Türk dükkanında çalışıyor, teyzesinin kızıyla evlenip annesinin apartmanında karşı daireye taşınıyorlar. Bu yüzden bilmem kaç saat Almanca dersi almanın zorunla hale getirilmesi tartışılıyor şimdi Almanya'da."
Ebru'nun, yıllardır Londra'da yaşayan Fatih'ten dinlediği anekdot ise yukarıdaki paragrafın fıkra tadında bir özeti adeta:
"Londra'da lüks Türk restoranlarının yanı sıra bir de Türklerin işlettiği esnaf lokantaları var. Bu lokantalarda sadece Türk işçiler yemek yediği için buralarda çalışan Türklerin İngilizce bilmesi gerekmiyor. Zaten çoğu da tek kelime İngilizce bilmiyor. Arada olur da bir İngiliz gelirse dükkana, birkaç kelime olsun İngilizce bilen garsona sesleniliyor: Abi masaya sen baksana. Turist geldi."



PAZAR
Deposunda Picasso'lar ve Osman Hamdi'ler var
"Plajda payetli, pullu kıyafetler giyilmesini anlamsız buluyorum"
"İngilizim ama bir Osmanlı ve bir İstanbulluyum"
Evlere fıkra servisi
Haftanın kahramanı Piglet
Dipten gelen dalga
Hiperaktif kupa
En iyi bal, can sıkıntısının kovanından çıkar
Yengeç ve ünlüleri
Kişilikli bir kebapçı
Konstantin surları
Zehirlenmemek için ne yapmalı?
Köyde doğum günü...
Geç gördüğüme pişman oldum
Masaldır bunun adı
"Hamam suyu" mevsimi açıldı!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet