Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Haziran 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Erdoğan ile Gül arasında

AKP'li bir isim, geçen hafta, dış politikaya şahıslar üzerinden bakarak anlatıyordu:
"Bugünlerde, ABD ile ilişkilerde, fiilen bir 'iyi polis-kötü polis' dengesi kuruldu. Başbakan, Washington'da 'kötü polis' gibi algılanırken, Dışişleri Bakanı sanki 'iyi polis'i oynuyor."
Aslında bu gözlem, Washington'da tam paylaşılmıyor. ABD'li yetkililer, İngilizce deyimiyle, Gül'ün "in" (revaçta), Erdoğan'ın "out" (gözden düşmüş) olduğu türünden bir kıyaslamaya itibar edilmemesini istiyorlar.
Buna karşın, Ankara'yı ve Washington'u yakından izleyip de, son aylarda, ilişkilerde yaşanan ikilemi görmemek mümkün değil.
Şahıslara farklı bakışın ötesinde bir ikilem bu. Bush yönetimi ile AKP hükümeti arasındaki siyasi mesafe bir yandan artarken, bir yandan da ikili diplomatik ilişkilerde hava yumuşuyor.

Çankaya unsuru
Şurası kesin; Washington, AKP hükümetine kol kanat gerdiği izlenimini vermekten artık kaçınıyor.
Bunda, Bush yönetiminin bazı mensuplarının AKP'den soğuması kadar, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden yolda Türkiye'nin yaşadığı iç gerilim de etkili.
ABD'li yetkililer, bu gerilimde taraf gibi algılanmak, özellikle de, Köşk'e ilişkin herhangi bir senaryonun destekleyicisi ve kolaylaştırıcısı gibi gösterilmek istemediklerini belirtiyorlar.
Başbakan Erdoğan'ın, Başkan Bush'la arzuladığı hızla görüşememesinde, Beyaz Saray buluşmasının, Türkiye'de iç politikaya dönük bir fotoğraf karesi işleviyle sınırlı kalacağı kaygısı etkili oldu.
İzlenimim o ki, Washington, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkma niyeti taşıdığını düşündüğü sürece, Erdoğan'la her temasının da, bu niyetle bağlantılandırılabileceği hesabıyla hareket edecek; Başbakan'la ilişkisinde belli bir ölçüyü koruyacak.

'Condi'nin arkadaşı'
Öte yandan, Dışişleri Bakanı Gül'ün Washington'daki imajında, son dönemde iyileşme var. Bu, biraz da, Gül'ün muadilinden kaynaklı; ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve ekibi, Bush yönetimi içinde, Türkiye ile diyaloğu sağlam tutma ihtiyacını en fazla hisseden ve AKP hükümetinin artılarına en fazla vurgu yapan kesim.
Kaldı ki, Çankaya süreci, ABD'nin Gül'e bakışını Erdoğan'a bakışı kadar doğrudan etkilemiyor.
Ama Gül'ün tavırları da, buradaki profilinin yükselmesinde etkili oldu.
1 Mart'ın siyasi vebalini dönemin başbakanı Gül'e yükleyen, geçmişte kendisinin, Suriye ve İran konusundaki bazı açıklamalarından rahatsızlık duyan ABD yönetimi, Dışişleri Bakanı'nın son mesajlarından memnun. Tahran'ı dünyayla işbirliğine çağırmak, Bağdat hükümetine destek, Ortadoğu'da demokratik reformun teşviki gibi konularda samimi çaba gösterdiğine, ikili ilişkilerde artık daha titiz davrandığına inanılıyor.
Dahası, yılın ilk aylarında, Türk-Amerikan ilişkisini gölgeleyen iki konu, Gül'ü fazla yıpratmadı. Hamas heyetiyle görüşen Gül'dü, ancak ABD, ziyaretin faturasını, devredışı algılanan Dışişleri'ne değil, doğrudan Başbakan'a çıkardı. Malum filme, Ankara'nın gösterdiği siyasi rağbet de, Gül'ün değil, eşini galaya gönderen Erdoğan'ın hanesine yazıldı.
Ayrıca, AKP'li yetkilinin "iyi polis" benzetmesinde, Gül'ün Rice'a eliyle mektup yazması, ABD'li bakanı Ankara'dayken hemen hiç yalnız bırakmayıp makam aracında gezdirmesi gibi kişisel jestler de etkili.

Kamuoyu boyutu
Bir yandan Washington, AKP hükümetiyle ilişkisinde artık daha temkinli ve mesafeliyken, bir yandan da iki başkentin İran, Irak vb. konularda diplomatik uyum sağlaması, Türk-Amerikan ilişkisindeki tek güncel ikilem değil.
Daha büyük çelişki, Türk halkının geniş bir kesiminin, bu diplomatik uyumu kavramaması ya da yadsımasında. Anketlere göre, ABD'ye en olumsuz bakan halklardan biriyiz. Sadece Amerikan devletini değil, Amerikalıları, Hıristiyanları, Yahudileri ve genel olarak Batılıları da sevmediğini söyleyen bir toplumuz.
Washington gibi Ankara da, bu vahim tablo üzerine ciddiyetle düşünmeli. Rice ile Gül'ün iki hafta sonra açıklayacakları ortak vizyon belgesi belki de bir fırsat; bu belge, kamuoyuna iyi anlatılmalı.
AKP hükümeti, Türk-Amerikan ittifakının temelindeki ortak değer ve çıkarlara inanıyorsa, bunları halkla paylaşmayı da bilmeli. Bu konuda, hem Gül 'e, hem Erdoğan 'a sorumluluk düşüyor.

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
Gül'ün İran misyonu
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'ün İran gezisin...
Çetin ALTAN
Cinsellik konusunda yabancı izlenimler
Kanada'da müzikçi bir ailenin kızı... Ülkesin...
Yasemin CONGAR
Erdoğan ile Gül arasında
AKP'li bir isim, geçen hafta, dış politikaya ...
Can Dündar
Gençlerin dilindeki ÖSYM şarkısı
100 yıl sonra biri çıkıp "20. ve 21. yüzyıll...
Semih İDİZ
Avrupa'da sanıldığı kadar yalnız değiliz
Son yazılarımda AB üyeliği konusunda Türkiye'...
Metin MÜNİR
'IMF'den yeni kredi gelmeden olmaz'
Geçen defaki ekonomik kriz bankaları vurdu. B...
Faik ÖZTRAK
Olağanüstü toplantılar ve olağanüstü durum
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu son bir...
Hasan PULUR
Cahil ile âlim bir olur mu?
KEÇECİZADE Fuat Paşa'nın bir sohbetinde Hıris...
Yaman TÖRÜNER
Kriz iyi yönetiliyor mu?
Kriz yönetimi sırasında, çoğu zaman ekonomini...
Osman ULAGAY
Bu dalga Türkiye'yi batırır mı?
Türkiye'nin artık ekonomik ve mali krizler ya...
Güngör URAS
Dağ fare doğurdu (Teşhis yanlış ise tedavi başarılı olmaz)
Dağ Fare doğurdu. Üç gün önce "faiz artışı iş...

© 2006 Milliyet