|
Kriz iyi yönetiliyor mu?
Kriz yönetimi sırasında, çoğu zaman ekonominin klasik modelleri çalışmaz. Bu nedenle de, karar vericiler hata üzerine hata yaparlar. Netice alamayan her karar sonrası, kriz daha da tırmanır.
Kriz sırasında, her kafadan bir ses çıkar. Bu sesler genellikle, ekonominin genelini değil, kendini kurtarabilmek için atılması istenilen adımları seslendirirler. Ekonomiyi yönetenler de işi iyi bilmiyorlarsa, bu seslere kulak verir ve zamansız kararlar alırlar. Örneğin, Maliye Bakanı'nın yaptığı vergi indirimi zamansızdı. Nitekim, sonuç alamadı. Üstelik, tüm yatırım araçlarının aynı oranda vergilendirilmesi uygulaması da bu kararla rafa kaldırılmış oldu.
Belirsizlik istikrar bozar
Maliye Bakanı gibi, Merkez Bankası da "Ne yapacağını bilmiyor" izlenimi veriyor. Merkez Bankası'nca alınan kararlar ya netice vermiyor ya da piyasaya iyi anlatılamıyor. Bu yazı çıktığında, Merkez Bankası muhtemelen faizleri yeniden artırmış olacak. Daha önceki gibi, bu artırım da işe yaramayacak. Hatta, faiz artışı kurdaki artışı hızlandıracak. Döviz fiyatları, faiz artışıyla yarışacak ve döviz fiyatındaki artış, yeni bir faiz artışını gündeme getirecek. Yani, faiz artırıldıkça, döviz fiyatı daha da artacak. Kısır döngü başlayıp kriz gereksiz yere tırmanacak. Enflasyon kaçınılmaz olarak tırmanışa geçecek. Hükümet, ciddi biçimde tartışılmaya başlanacak. Ancak, yapılmak istenilen bu ise, doğal olarak, yapılanlar doğrudur.
Faiz arttıkça, daha önce devlet tahvili almış olanlar zarar eder. Borçlanma faizleri yükselir. Bundan en çok Hazine zarar görür. Bankalar arası faiz yarışı başlarsa, kriz daha da tırmanacak demektir. Bu durumda, eylül ayından itibaren ciddi enflasyon artışı yaşanır. Beklentiler yönetilemez olur. Belirsizlik, kazanılmış olan istikrarı bozar.
Soğukkanlı bir bekleyiş
Kriz yönetiminde, çoğu zaman hiç hareket etmemek, hareket etmekten iyidir. Kriz yönetimi tek elden yapılmalıdır. Krizi yönetecek olan, Merkez Bankası'dır. Maliye Bakanı ve TMSF Başkanı, krizi yönetme girişimlerinden vazgeçmelidir. Gerekliyse, onların hareketleri Merkez Bankası ile birlikte ve bankanın onayıyla açıklanır.
Dövizdeki artıştan, dövizle borçlanmış olanlar zarar ederler. Şimdiki artıştan gerçek anlamda zarar edecek olanlar, dövizle borçlanmış olan reel sektör ve açık pozisyonla yakalanan bankalardır. Önceki gün bir gazetede açıklanan holding zararları sadece kâğıt üzerindedir. Çünkü, borsadaki şirket değerleri gerçekleşmiş zarar anlamında değildir ve kriz biter bitmez bu rakamlar düzelir. Yani, İMKB yatırımcısı paniğe kapılmamalıdır. Gerçek zararla, döviz borcu bulunan kuruluşlar karşılaşır. Döviz fiyatı yükseldikçe, onların zararı da artar. Bu yüzden, zarar eden bu kuruluşlar hem faiz artırılması hem de döviz satılması yönünde Merkez Bankası'nı, Ekonomiden Sorumlu bakanı, Maliye Bakanı'nı ve hatta Başbakan'ı sıkıştırırlar.
Yapılacak olan, sonucunu iyi bilmediğin harekete girişmemektir. Soğukkanlı bir bekleyiş olacaktır. Döviz fiyatlarının artışı, yabancılar tekrar gelene kadar sürecektir. Bu süreç içinde, Merkez Bankası önceden açıklanan bir program dahilinde döviz satmayı sürdürmelidir. Bu arada, bankalardan aldığı Türk lirası borcunu ödemelidir. Bu şekilde sağlanan Türk lirası likiditesinin, döviz talebi olarak geri geleceği bilinmelidir ve normaldir. Dolar fiyatı 2 YTL'yi geçtiği anda, Merkez Bankası tüm dövizini satacak operasyona hazır olmalıdır.
Krizi önlemenin ve eski istikrarı sağlamanın başka yolları da var. Ama, döviz fiyatını olması gerekenin altında tutacak bu tedbirleri anlatmak yersiz olur. 1995'te uyguladığım vadeli döviz satışı da bu dönemde kalıcı sonuç almaz.
ytoruner@milliyet.com.tr
|
|