Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Haziran 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Perdede görmediğim dehşeti televizyon ekranında izliyorum"

"Canavarlar Yaratıklar Manyaklar" adlı yeni kitabı yayımlanan Giovanni Scognamillo: "Bugün sinema perdelerinde göremediğim dehşet sahnelerini televizyon ekranında görüyorum. Açık açık! Yani kan gölü meraklısıysan korku filmi seyretme, her akşam televizyonda haberleri seyret, bol bol karşılığını bulursun!"

ALİN TAŞÇIYAN


Herkes bilir: Sinema tarihçisi ve yazar Giovanni Scognamillo dört yaşındayken çılgın bilim adamı Dr. Moreau'nun yaratıklar oluşturduğu deneyleri konu alan "Island of Lost Souls"u (Erle C. Kenton, 1933) izlemiş. O gün bugün bir daha hiç korkmamış. Daha 13 yaşındayken Edgar Allen Poe okumuş. Korku filmlerini hâlâ elini yüzüne kapatarak izleyen tırsık bir çömezi olarak bu efsaneyi yıkmalıydım. Önce +1 kitap'tan çıkan "Canavarlar Yaratıklar Manyaklar" kitabını hatmettim. Sonra plan yaptım. Vampirella'ya layık kan kırmızı bir elbise giyindim, söyleşi yapmak isteyen masum bir genç meslektaşı kılığında evine sızdım. Ercan Arslan fotoğraf çekip onu oyalarken kafama koleksiyonundan korkunç bir maske geçirdim ve arkasından sinsice saldırdım! Ama nafile... Kılıç yerine önümüzdeki günlerde yine +1 kitap'tan çıkacak "Dehşet Öyküleri"ni çekiverdi! Çaresiz boynumu uzattım, İtalya'da yayımlanan "Dracula mito perenne / Dracula Sonsuz Mitos"un kahramanı bu yıl çıkacak resimli Türkçe çevirisinin sayfaları arasından çıkıp gelsin beni ısırsın diye. Scognamillo'nun üzerinde çalıştığı, 250 sayfası hazır "Korku Ansiklopedisi"ni ellerim titremeden okurum hiç olmazsa... Tabii bir de yine bu yıl yayınlanacak "Yeşilçam Mitolojisi" var ki hepsinden daha korkutucu olabilir!

Günümüz sineması neden korku ve gerilimin incelikli bir dramatizasyonundan ziyade daha çok gore / kan gölüne dayanan bir dehşeti tercih ediyor?
Hem teknolojinin ağırlığı var hem de seyircinin değişimine bağlı. Hollywood gitgide daha çok teenager'lar için ürün yapıyor. Eskiden sinema yetişkinlere yönelikti. Bugün öyle değil çünkü yetişkinler televizyonun karşısında evlerinde oturuyor. Sinemaya en çok giden gençler. Gençlerin beğenilerine, zevklerine, zevksizliklerine yakın bir sinema yapmak gerekiyor ki o film gişe getirsin. Bugün her şey çok basit: Seyirciye her şeyi veriyorlar, hayal gücüne hiçbir şey bırakılmıyor. 30'lu ve 40'lı yıllardaki RKO filmleri öyle değildi, seyirciye bir pay bırakılıyordu. Öyle bir sinemada seyircinin bir katkısı vardır. Bugünkü sinemada seyircinin herhangi bir katkısı yok. O yüzden son dönem filmlerini seyretmiyorum. Kaldı ki çoğu ikinci çevriminde öldü. İkinci "Omen", ikinci "Tepelerin Gözleri" ne getirir?

"İlk Dracula'da bayılanlar oluyordu"

Geçmişte hem siyah-beyaz hem sessizdi filmler, buna rağmen o dönemin izleyicisini daha çok geren, korkutan filmler yapılabiliyordu. Bugünse kan kırmızısına, iğrençliğe ve ses efektlerine yükleniyorlar. Onu neye bağlıyorsunuz?
Filmlerin sessiz olması bir avantajdı. Bugün bütün filmler, türü ne olursa olsun, daha çok lafla anlatılıyor. Ama sessiz sinemanın böyle bir şansı yoktu. Bela Lugosi'nin oynadığı ilk "Dracula"yı hatırlarsak, film gösterildiğinde bayılanlar oluyordu korkudan. Ancak şu da var, o çok daha naif bir seyirciydi. Alışık olmadığı şeylerin karşısında tepki veriyordu. Rahatsız oluyordu, paniğe kapılıyordu. Bugünkü seyirci hazırlıklı. Korkular gündelik hayatımızın bir parçası olduğu için artık millet sinemada korkmuyor. Yani millet korkmak isterse sokağa çıkar.

Geçmişte de dünya savaşları vardı; mesela Karındeşen Jack gibi insanları dehşete düşüren seriyal katiller vardı. Geceleri bu kadar aydınlık ve kalabalık değildi. O zaman da insanlar gündelik korkularla yüz yüze değil miydi?
Ama o kadar açık bir şekilde ve o kadar reklamı yapılan bir şekilde değildi. Bugün sinema perdelerinde göremediğim dehşetleri televizyon ekranında görüyorum. Açık açık! Yani gore (kan gölü) ve splatter (kan sıçratan) meraklısıysan korku filmi seyretme, her akşam televizyonda haberleri seyret.

"Başrollerde artık büyük isimler yok"

Bela Lugosi'nin adını andınız. Boris Karloff, Lon Chaney, sonraki dönemde Cristopher Lee gibi korku sinemasının yıldızları olan müthiş aktörler vardı. Şimdi niye böyle bir aktör çıkmıyor?
Bugünkü korku filmlerinde başrollerde büyük isimler yok. Çok ender örnekler var, Jack Nicholson ya da Robert De Niro... "Kurt"ta ve "Frankenstein"da oynuyorlar. Bence kötü de oynuyorlar. İşin ehli değiller, büyük oyuncu olmakla birlikte. Halbuki Bela Lugosi, Boris Karloff, Christopher Lee, Lon Chaney profesyonel oyuncular. Türün havasını, atmosferini, o türün duygularını içerebilen oyuncular.

Korkuya meraklı genç kuşağın en çok üzüldüğü şey Türk sinemasında bu geleneğin olmaması.
Geçmişe yönelik şöyle bir örnek üzerinde duralım: "The Exorcist / Şeytan" filminin ilk çevrimi olay yarattı. Metin Erksan aynı filmi Türkçeleştirmeye kalktığında fiyasko oldu. Orada papazın yerine hoca mı hacı mı belli olmayan birini koyduğun zaman filmin bütün yüzü kayıyor. Şeytan, Hıristiyan Batı için çok önemli ama İslamda şeytan o kadar önemli değil. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde şeytan üzerine bir panele katıldım. Yanımda Hatemi hoca vardı. Ben Hıristiyanlıktaki şeytanı detaylı bir şekilde anlattım. Hatemi hoca sözü aldı, dedi ki, "İslamda şeytan garibanın tekidir". İşte bütün o veriler, inançlar, gelenek var, onları bir yerden bir yere geçiremezsin.


"Ben klasik vampirlerden yanayım"


En çok vampirleri sevdiğinizi biliyoruz. Peki en sevdiğiniz vampir hangisi?
Tek bir örnek veremiyorum çünkü sinemadaki vampirler bir gelişimin örnekleridir. "Nosferatu"daki Max Schreck ile başlarsak o vahşetten sonra karşımıza son derece kibar, son derece soylu bir bey çıkıyor: Bela Lugosi. Onu geçtikten sonra yırtıcı bir Christopher Lee geliyor. Ondan sonra Frank Langella'nın yorumuyla artık dans eden, vals yapan bir Kont Dracula var. Coppola'nın "Dracula"sına geldiğimizde klasik vampir filmlerini izliyor. Orada vampir karakterinin bir evrimi var. Şimdi aynı karakteri çağdaş vampir edebiyatında ararsak bir Ann Rice romanında popstar oluyor. Hatta gündüzleri de çıkabiliyor, siyah gözlük takıyor güneşin altında. O, vampirin bir evrimidir. Evrim doğru mudur değil midir, kurallara uyuluyor mu uyulmuyor mu o ayrı meseledir. Ben klasik vampirlerden yanayım.

Ya diğer karakterler? Kurtadam, mumya...
Mumya statik kalıyor. Zaten mumya olarak fazla film de çekilmedi. Universal'ın dört ya da beş filminden sonra özel efektlere dayanan son "Mumya"ya kadar unutuldu. Aynı şekilde ilk filmden sonra "Kara Göl'ün Canavarı" da unutuldu. Yani sürekliliği muhafaza eden vampirdi. Ölümsüz olduğu için varlığını sürdürüyor. Frankenstein'ın yaratığında da zaman zaman bu vardır. Bir ara korku sineması zombileri yeniden diriltti. Kurtadam da devam ediyor ama vampirler ön planda.

Şeytan 2000 yılı dolayısıyla yeniden ortaya çıktı, onları izlediniz mi?
Çoğunu izlemedim. Trend korku filmi pek izlemem. DVD'nin kapağından gözüm tutmazsa ya da okuduğum eleştiriler filmin kalitesiz olduğunu yazıyorsa seyretmem. Eskileri yeniden seyretmeyi tercih ederim.


"Korku sineması devam edecek"


Israrla gerçekleştirilmeye çalışılan, alaturka korku sinemasına nasıl bakıyorsunuz?
Şimdilik hayretle bakıyorum diyebilirim. Öyle görünüyor ki bu dönemde korku sineması devam edecek. Bildiğim kadarıyla bu mevsim için en azından iki tane vampir filmi projesi var. Birkaç tane korku filmi çevrilecek iyi ya da kötü...




CUMARTESİ
Kadın gözüyle Dünya Kupası
Özlediğimiz domatesler bu pazarda
"Perdede görmediğim dehşeti televizyon ekranında izliyorum"
Tatil valizi
"Bazen polisle de çalışıyoruz"
ne var, ne yok
"Jean moda değil ihtiyaçtır"
En moda En yeni





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet