|
 |
|
|
Kravatı ıskalamayın
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Yaz mevsiminin başladığını, haziran ayının son haftasında ancak fark eden bürokrasi, memurları unutmadığını göstermek için, "Göstermelik bir düzenleme"ye imza attı. Ajanslar, "Başbakanlığın kılık ve kıyafetle ilgili hazırladığı genelge"nin, Resmi Gazete'de yayınlandığını duyurdu.
Genelgede önce "Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelin kılık kıyafetinin kamu itibarını yansıtacak şekilde ve personelin yürüttüğü göreve uygun olmasını sağlamaya yönelik olarak, 'Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik'in yürürlükte olduğu" hatırlatılıyordu. Ve esasa geçilerek, "Yaz mevsiminin başlaması, hava sıcaklıklarının bunaltıcı düzeylere yükselmesi nedeniyle çalışma koşullarında oluşabilecek olumsuzlukların giderilmesi, hava şartlarından kaynaklanabilecek verimlilik azalmasının önlenmesi ve küresel ısınma etkilerinin azaltılması amacıyla yönetmeliğin valilikler ve bakanlıklarca uygulanması" isteniyordu. Buna göre, "Bölgelerin iklim ve çalışma ortamları dikkate alınarak, 15 Haziran-15 Eylül tarihleri arasında makam odaları giriş ve çıkışları dahil olmak üzere ceket giyme ve kravat takma zorunluluğu kaldırılabilecek"ti... Neden ısrarla şimdiki zaman kullanmıyorum?
***
Eskiler, böyle göstermelik girişimlere "Malumun ilânı" derdi... Yani "Bilinenin duyurulması". Önce Ankara Sanayi Odası Başkanı Sayın Zafer Çağlayan, "Yaz mevsimi boyunca ceket giymeden, kravat takmadan çalışma kararı aldıklarını, Japonya örneğinden esinlendiklerini klimaların da ayarlanacağını" duyurdu ve hükümetten öncülük yapmasını istedi. Ardından beklenen genelge yayınlandı, hatta "Önemli miktarlarda elektrik tüketimine neden olan klimaların da 22-24 dereceye ayarlanması, hususlarında bilgi ve gereği" rica edildi.
Geçmiş yıllarda da buna benzer düzenlemelerin hükümetler eliyle yapıldığını biliyoruz; yani yeni icat edilmiş bir usul değil. Ben "kravatsever" olmama rağmen, şimdilik, "iyi de olmuş, en azından takanlar da biraz ferahlar" demekle yetineceğim. Bu demektir ki, erkeklerine "Boyun çevresini havalandırma ve kısa kollu gömleklerle yelpazelenme" ayrıcalığını tanıyanların, "Kadınlarımızı yedi kat bez parçasın altında mumyalamaları"nın vebalini bu yazıda tartışmayacağım.
Asıl önemli ve gözlerden kaçmaması gereken bir ayrıntıya parmak basıp toparlayalım. Tarihçiler, kravat takan ilk padişah "Sultan Abdülmecid" diyor. Batılılaşma hareketleri etkisinde öncelikle aydınlar arasında kendine yer bulan kravat, padişahın da tercihi doğrultusunda devlet dairelerine girdi ve Gazi'nin kıyafet devrimi ile de konumunu sağlama aldı. Şimdi hep birlikte, yazın bitmesini bekleyeceğiz. Bakalım bu genelgenin süresi "sonsuz"a çevrilecek mi? Yani kravat, kamusal alandan ebediyen uzaklaştırılacak mı? Hakikaten iklime göre vaziyet mi alıyoruz? Yoksa yeni "niyet"ler peşinde miyiz? Beni böyle kuşkucu düşünmeye iten sebep, zaten devlet dairelerinde, uzunca bir süredir, yani "böyle bir genelge yayınlanmadan önce de, bir kesimin ısrarla kravat takmadığı"nı ve buna kimsenin sesini çıkartmadığını biliyor olmam.
***
1960'ların başında olsaydık, hani "Çiçek Çocuklar"a özendiler diyeceğim; otoriteyi ve düzeni temsil eden her şeye karşı çıkmaya çalışıyorlar... Modadan anlasalar, İtalyan ayakkabı devi Suparga'nın başkanı Franco Bossisia'dan etkilendiler deyip geçeceğim: "Kravat hiçbir işe yaramaz, erkeklerin çoğu ilginç bir kravat seçeyim derken rezil oluyor. Üstelik çok sıkıcı ve sıcak tutuyor..." Sinemaya da gitmezler ki, Orson Welles'i taklit ediyorlar diyelim.
Çaresiz sonbaharı bekleyeceğiz... Ve ben, gelecek haftalarda kravat üstüne daha keyifli bir yazı yazacağım.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|