Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Haziran 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çabalar 'dış borçlanma'yı sürdürmek için


Döviz fiyatındaki yükselmenin durması, bundan sonra döviz fiyatının yükselmemesi, "dövizin bol olmasına" bağlıdır.
Dövizin bolluğunun kaynağı "üretim"dir. Dünya pazarında talebi olan mal ve hizmet üretebilen ülkenin "dövizi" bol olur.
Biz Türkler Orta Asya'dan bu topraklara göçen "cengâver bir millet" olarak üretimden bir türlü hoşlanamadık. Atalarımız "futuhat" yoluyla, "haraç" (kibar adıyla "ganimet") toplayarak açığımızı kapattı.
Haraç/ganimet toplama gücümüz kalmadığı için 150 yıldır "borçlanarak" yaşıyoruz. Başkaları üretiyor, üretim gelirinin bir bölümüyle refahlarını artırıyor, bir bölümünü tasarruf ediyor. Biz o üretim artıklarını, faiz karşılığı ülkeye çekerek üretmeden yaşamımızı sürdürmeye çabalıyoruz.
İşte onun için eller giderken Ay'a, Türkiye hâlâ yaya... Büyük Türk Büyükleri, Türkiye'nin çok iyi durumda olduğunu söylüyorsa da, biz hâlâ Avrupa'nın sondan ikinci en fakir ülkesiyiz. Dört yılda bir kriz tokadı yemekten serseme dönmüş durumdayız.

Üretecek yerde borçlanıyoruz
Dikkat buyurunuz, uygulanan IMF destekli istikrar (!) programı, içeride üretim artışına dayalı bir döviz bolluğunu hedef almamıştı. Hedef, dışarıdan yabancı sermaye ve sıcak para girişine dayalı döviz bolluğuydu.
Biz üretime dayalı dövize sahip olamayınca başkalarının dövizini harcayarak "idame-i hayat" eyliyoruz. Döviz açığı (cari açık) büyüyünce de 3 yılda, 4 yılda bir duvara tosluyoruz.
Cari açığın büyümesinin ekonomiyi ayakta duramaz hale getirdiği dönemde dışarıda esen rüzgâr döviz sorununun üzerindeki örtüyü kaldırdı. Türk Büyükleri, bu durumda sorunun köküne inerek üretime dayalı döviz politikasına yönelecek yerde, tüm çabalarıyla sorunun üstüne gene örtüyü çekmeye, yurtdışından döviz girişine imkân verecek düzenlemelere yönelmiş durumda.
Gerçekçi olalım, yurtdışındaki yatırımcıları hoş etmek, Türkiye'ye döviz girişinin devamını sağlamak için alınan tedbirler, yapılan düzenlemeler, orta ve uzun dönemde ekonomiyi daha da zayıflatacak yanlışlarla doludur.
  • Türk parası aşırı değerlenmişti. Döviz ucuzdu. Ucuz ithalat yerli üretimin hem yapısını hem rekabet gücünü bozuyordu. Döviz açığını büyütüyordu. Bu tabloda çözüm, döviz fiyatının hazmedilebilir ölçüde, gerçek değerine doğru (kademeli biçimde) düzeltilmesiydi.


  • Saadet zinciri koptu
  • Düzeltme gecikince, saadet zinciri koparak hızlı bir düzeltme hareketi başladı. Kısa sürede döviz fiyatının büyük ölçüde yükselmesinin ekonomiyi sarsmasından doğal bir şey olamaz. Bugünkü sorun döviz fiyatının yükselmesi değil, gecikmeli düzeltmenin olumsuz etkisidir.
  • Bu noktada hükümetin ve Merkez Bankası'nın döviz fiyatını aşağıya çekme noktasında kilitlendiği, yüksek faiz ve ucuz döviz politikasının sürdürülebileceğine inanıldığı görülüyor.
  • Döviz fiyatını gerçekçi olmayan rakamda tutabilmek için bundan sonra Merkez Bankası'nın yüksek faizi uygularken piyasadan YTL'leri toplayacağı, Maliye'nin harcamaları kısacağı anlaşılıyor. Bu tedbirlerin anlamı, "ekonomide durgunluktur." Durgunluk, üretimde yavaşlamadır. İşsizliktir. Fakirliktir. Daha çok, daha çok dış kaynağa, daha çok borçlanmaya, daha çok döviz girişine muhtaç olmak demektir.

  • Tekrarda yarar var (ama bunları söyleyeni ciddiye alan yok): Üretmeden, kendi dövizini kendi yaratmadan bu ülkede hiçbir alanda (eğitimde, adalette, sağlıkta, refahta, politikada) iyilik sağlanamaz. Üretimi artıramadıkça başımız dertten kurtulamaz.

    guras@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Bu halk sola oy vermez!
    SOL hakkında, solun yenilenmesi hakkında, 'it...
    Çetin ALTAN
    Kadınlar "şiir"i daha çok sevselerdi...
    Beyaz bir kâğıdın üstüne dilediğiniz gibi koy...
    Melih AŞIK
    STK anayasası...
    Kimi sivil toplum kuruluşları son yıllarda dı...
    Fikret BİLA
    Rahşan Ecevit'in MHP yorumu
    Rahşan Ecevit'in "Cumhuriyet için el ele" kam...
    Hasan CEMAL
    Dananın kuyruğu!
    Fransa geçen akşam İspanya'yı kupadan elerken...
    Yılmaz ÇETİNER
    Erol Simavi'nin tutkusu
    Büyük Kulüp'ün geleneksel Yaza Merhaba gecesi...
    Can Dündar
    Son mülkiyeli
    Dün, Balkanlar'da upuzun bir yolculuğun orta...
    Hurşit GÜNEŞ
    Sonunda notun yönü değişti
    Dünkü yazımızda hurafelere yanıt vermeye çalı...
    Doğan HEPER
    Ben olsam, erken seçime giderim
    TÜRKİYE çok karışık.
    Semih İDİZ
    DTP'nin PKK itirafı Avrupalıları kızdırdı
    Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) terörle b...
    Sami KOHEN
    Sandıktan çıkan mesaj
    GENELDE yerel seçimler, yapıldığı ülkenin dış...
    Hasan PULUR
    Arif Mardin
    ARİF Mardin artık yok.
    Derya SAZAK
    AKP ve diğerleri
    Rahşan Ecevit'in "Cumhuriyet için el ele" tur...
    Meral TAMER
    Siemens'in global gözlüklerini taktık ve...
    Dünyanın dört bir yanından 140 gazeteciyle bi...
    Yaman TÖRÜNER
    Döviz fiyatı ve borsa endeksi ne olur?
    Bu ne tedirginlik? Merkez Bankası bütün silah...
    Güngör URAS
    Çabalar 'dış borçlanma'yı sürdürmek için
    Döviz fiyatındaki yükselmenin durması, bundan...
    Serpil YILMAZ
    'Cahitinni' yerine Tariş markası
    TBMM, ilk kez bir tarımsal ürünü gündemine al...
    M. Ali BİRAND
    Küçük olsun, benim olsun
    Salı günkü MANŞET (CNN TÜRK) programında, Mih...

    © 2006 Milliyet