|
Küçük olsun, benim olsun
Salı günkü MANŞET (CNN TÜRK) programında, Mihhat Bereket'in konuğu, Işık Üniversitesi rektörü Prof. Ersin Kalaycıoğlu idi. Konu, sağda ve solda ittifak arayışları ve bu hareketin başarı şansıydı. Katılımcılar olasılıklar üzerinde derin analizler yaptılar. Sonunda Prof. Kalaycıoğlu, tüm bilgeliğiyle bence en doğru teşhisi koydu.
Türk kültüründe "uzlaşının" pek yeri bulunmadığını, bundan dolayı da ittifak girişimlerinin başarı şansının son derece düşük olduğunu söyledi.
Anahtar saptama buydu.
Gerçektende, "uzlaşıyı" bizler günlük yaşamımızda dahi pek benimsemeyiz. Uzlaşmayı, sanki kötü bir şeymiş gibi algılarız. Uzlaşmanın, ödün vermekle hiç farkı olmadığına inanırız.
Bundan dolayı, iki kişinin bir bakkal dükkanı dahi kurması güçtür. Daima en önde bir kişi olur ve diğerleri de onun dediğini kabul eder. Böyle yetiştirilmişiz. Son dönemlerde bir oranda azalsa dahi, hala uzlaşmakta zorlanıyoruz.
İşte bu açıdan baktığımızda, siyaset dünyasındaki uzlaşı çabalarının ne kadar boşa kürek çekme anlamına geldiğini daha iyi görebiliyoruz.
Ve üzülüyoruz...
Liderler, ne zaman bir birleşme veya ittifak fikri ortaya atılsa, bunu kendi konumlarına karşı bir tehdit gibi algılıyorlar.
Örnekleri apaçık ortada.
"Küçük olsun, benim olsun" yaklaşımı hala geçerli.
Batı dünyasının gücü ise, tam aksine bu uzlaşı kültüründen kaynaklanıyor. Kişiler değil, kurumlar ön plana çıkarılıyor. Zayıflayanlar, kendilerini kurtarmak veya güçlü olmasına rağmen, gücünü arttırmak isteyenler ittifaklar kuruyor, uzlaşı formülleri bulabiliyorlar. Bu şekilde de, daha fazla büyüyorlar.
Bizler ise, küçük kalıyoruz.
Sol ve sağ'daki girişimleri işte bu açıdan bakıp değerlendiriyorum.
* * *
PKK İLE TÜRKİYE PARTİSİ OLUNMAZ...
DTP'nin haftasonu yapılan kongresinde, eşbaşkan Aysel Tuğluk'un "PKK ile aramıza mesafe koymamız mümkün değil" demesi, son derece önemli bazı gerçekleri tekrar hatırlattı.
1. Tuğluk, PKK'nın DTP üzerinde ne kadar etkili olduğunu hepimize yeniden hatırlattı. PKK aslında, kendi kontrolünün dışında hiçbir siyasi hareketin güçlenmesini istemez. Bunu da sık sık gösterir. PKK'dan veya İmralı'dan gelen direktiflere uymayan yönetici kısa sürede elemine edilir. Örgütün genel yaklaşımı "Savaşı biz yapıyoruz, biz ölüyoruz, o zaman Türk devletinin karşısında tek muhatap biziz. Bizden başka kimsenin pazarlık yapma hakkı yok" şeklindedir. Tuğluk, konuşmasında işte bu gerçeğin altını bir defa daha çizmiş oldu.
2. Tuğluk'un sözleri bir başka gerçeği daha ortaya koydu. O da, PKK ile arasına mesafe koyamayacak bir DTP'nin, tüm açıklamalarına rağmen, hiçbir zaman bir Türkiye partisi olamayacağıdır. PKK ile iç içe yaşayan bir partiye Türkiye'nin geneli oy vermez. Yani DTP'nin seçimde barajı geçebilmesi söz konusu olamaz.
3. Bir başka gerçekte, DTP'nin PKK ile arasına mesafe koyamadığı sürece ne Avrupa ne de ABD'den destek alabileceğidir. Zaten ilk tepkiler bunu da açıkça gösteriyor.
İşte kongrede sarfedilen bir cümlenin bize hatırlattıkları...
* * *
İRAN'DAN ILIMLI HABERLER VAR...
Uluslararası ilişkilerin büyük bölümü, karşılıklı güven veya güvensizlikten etkileniyor. Veya karşılıklı iletişimsizliğe kurban gidiyor.
İran ile Batı dünyası arasındaki nükleer gerilimin temelinde işte bu iki kelime yatıyor: Güvensizlik ve iletişimsizlik.
Eğer, "Abdullah Gül, Tahran ile Batı başkentleri arasında ne yapıyor?" diye sorarsanız, alacağınız yanıt "Karşılıklı güveni ve iletişimi sağlamak" olacaktır.
Taraflar arasındaki güvensizliği tahmin edemezsiniz. Karşılıklı olarak öyle örnekler sayıyor ve öyle inandırıcı olaylar anlatıyorlar ki, şaşırmamak elde değil.
Gül'ün son Tahran gezisi, görüştüğü kişiler, verdiği ve aldığı mesajlar ve bu çabaların Avrupa, ABD ve İran'daki yankıları açısından değerlendirilirse, son derece başarılı geçtiği anlaşılıyor.
Türkiye, kendini ön plana atmadan, tribünlere oynamadan, gereksiz övünmelerle boş yere zaman harcamadan çok düzgün bir iş yapıyor.
Dışişleri ekibi, bakanından en küçük memuruna kadar, tebrik edilecek bir performans gösteriyor.
Henüz somut bir sonuç yok, ancak özellikle her iki yönden olumlu mesajlar geliyor.
İran, ne pahasına olursa olsun bir nükleer güç konumuna girip, bölgeyi darmadağın etmek istemediğinin işaretlerini veriyor. Amerika'da, büyüklük kompleksiyle hareket etmemeye çalışıyor.
Bu durum bizi memnun etmeli. Zira aksi olsa, en büyük zarara uğrayacakların başında biz geliyoruz.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|