|
 |
|
|
Karnıyarık ya da şnitzel
Oturduğumuz sofrada karnıyarık var. Diğer taraftan fırında makarna ve şnitzel, kızartmalar, Alman usulü yeşil salata, yine Alman usulü bir patates yemeği. Yok yok...
Bir tabak, bir tabak daha yememiz için sıcak bir Karadeniz baskısı. Keyifle şişen karınlar. Balkonda sonsuz, sorumsuz kahkahalı bir muhabbet...
Ev orta sınıf bir Türk evi, tertemiz, pırıl pırıl sıcak. Kapıda bir Mercedes. Sofrada evin futbolcu oğlu, güzel kızları, anne, baba, Türkiye'den okumaya gelmiş bir genç. Konu mecburen ve çoğu zaman futbol.
Oğul Erşah, Reutlingen'de 10 numara. Bu sene 3. lige çıkmışlar. 14 yaşından bu yana Alman olması için baskı yiyor. O "Hayır" diyor, "Türk milli takımında oynayacağım". Sakatlığı nedeniyle gidememiş bölge seçmelerine. Artık seneye.
Ama bir taraftan da Alman Federasyonu'nun, kulübünden şimdiden oyuncuların bu seneki alacakları olan toplam 1.5 milyon euroyu peşin aldığını söylüyor. Daha önce ödemelerde sorun yaşandığı için takım en alt lige atılmış. Şimdi bu sabıkalarından dolayı federasyon peşin alıyormuş parayı. Oyunculara kendisi dağıtacakmış. 13. sınıfta okuyor. Üniversite yolunda. Teknik direktör çağırmış geçen gün "Önce okulun" demiş. "İyi gitmezse takımda oynayamazsın".
Hemen aklıma Abdullah Avcı'nın anlattığı hikaye geliyor. U 17'den öğrencisi Leverkusen'li Tevfik Köse'yi arıyor bir gün "Hocam fabrikadayım, sonra konuşalım" diyor yetenekli golcü. Hoca şaşırıyor. Sonra anlatıyor Tevfik. Meğer ayda bir Bayer fabrikasına gidip uyum programına katılma zorunluluğu varmış. Ciddi bir sakatlık durumunda oynayamaz hale gelirse fabrikada istihdam edip, oyuncunun geleceğini kurtarmak istermiş kulüp. Orada böyleymiş.
'Önce vatan'
Evin babası Şahin Öztürk yıllardır Stuttgart yakınlarında yaşayan bir Karadenizli, "Önce vatan" diyor sonra başka şeyler söylüyor. Yaşanmış bin bir zorluk. Bin bir avantajın da altını çizmeyi pas geçmeden.
"Türkler kupada Almanları destekliyor ne diyorsunuz" diye sorduğumda. "Baktılar ki, böyle bir kenarda oturmak zor, destekliyorlar" diyor, ama "Almanya elense daha fazla sevinecekler". Eleneceklerine ihtimal vermiyor ya. "Onları sadece Brezilya tutabilir" diyor. Kederli...
Almanlar çılgın gibi maçlardan sonra. Bizimkilerin öyle boş boş durmaları zor tabii. Zaten bu sevinç türü ve festival havasıyla Almanya'yı tanıştıran da bizimkiler değil mi? 2002'de Türkler, 2004'de Yunanlıların sokakları karnavala çevirmesi. Arabalar, kornalarla dolaşmaları, yol kesip çektikleri halaylar. Öğrenmişler. Almanlar bizim gibi artık yollara dökülüp bağırıp çağırıyorlar sabaha kadar. Şahin bey anlatıyor, "Almanya'da arabanın camını açıp kapıya oturup dolaşacaksın ve polis bir şey demeyecek? Hah". Bu oluyor. Polisler bu konuda özel olarak uyarılmış. "Müdahale etmeyin". Türkleşmiş Almanya. Ama milli takımlarında bir tek Türk yok. Ganalı var ama... İsviçreli, Polonyalı. Olsa fena mı olurdu?
Tabağıma bakıyorum. İki arada bir deredeyim. Sevim hanımın harika karnıyarığından mı alsam biraz, şnitzelden mi? İkisinin de lezzetinden vazgeçmek zor.
Hepsini yemek ise mide fesadı demek.
Rocky 6
1998 ve 2000'de hücum niyeti ve becerisiyle kutsanan Fransa artık yaşlandı. Unvan için savunma yapıyor. Futbolu parlayan İspanya'yı sıkı bir savunma ve markajla devirdiler. Hollanda'nın İtalya gibi oynayıp beceremediği, İspanya'nın Barça, doğrusu Hollanda, doğrusu Cruyffvari oynayıp elendiği, Almanya'nın Brezilya gibi (doğrusu Löw ekolü) oynayıp yürüdüğü, Brezilya'nın Almanya gibi oynayıp yükseldiği kupada...
Fransa yürürken Zidane da bir futbolcu, bir büyük futbolcu, bir efsane olmaktan fazlası için çabalıyor. Son maçı hangisi olacak? Kariyerinde kim bilir kaç defa 3 maç üst üste yenilmedi. Ama bu kez bu sıradan zincir onu en büyük yapabilir. O şimdi emekliliğine doğru bir maç daha, bir maç daha ayakta kalmaya çalışan bir ağır sıklet boksörü gibi. Düşerse bir büyük efsane olacak. Çok güçlü değil. Ama dengeli. Zorluyor kendisini, tam değil.
Ama Fransa'yla büyük bir hesapları olan İspanyollar ona garip aksanlarıyla "Au Revoir" diye bağırırken düşmedi. Şimdi 98'den kalma bir hesap için Brezilya onu bekliyor. Düşmezse, bir maç daha düşmezse artık o en büyük olacak. Kupayı kaldıracak ve çekilecek sahneden. Pele ve Maradona'dan farklı olarak Şampiyonlar Ligi galibi olarak. Cruyff'tan farklı, Dünya Şampiyonu olarak. Beckenbauer'den farklı, 2 kez şampiyon olarak. O en büyük olacak. İşte bu kupada en çok bu mücadele ilgi çekici. Daha ilgi çekici olan ise aynı yolda bir başka ismin daha olması. Şişman çocuk. Rekortmen dişlek. Ronaldo...
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|