|
Uçkur, ilik-düğme, fermejüp, fermuar...
İnsan giysilerinin, insanın vücudunda düşmeden, açılmadan durabilmesi; yahut açılması gerektiğinde rahatça açılıp, kapanması gerektiğinde rahatça kapanması için bulunmuş çare ve yöntemlerin; hangi aşamalardan, hangi dönemlerde geçmiş olduğunu merak etmiş ne bir padişahımız oldu, ne bir sadrazamımız, ne bir cumhurbaşkanımız, ne bir başbakanımız...
Oysa bir toplumun en büyük sorunlarından biri de; hem giysi sorunudur, hem de nasıl giyinileceği ile nasıl soyunulacağı...
***
"Medeniyetler ittifakı"nın davullarını çaldığımız şu sıralarda, 72 milyonluk Türkiye'de; hâlâ daha uçkur kullanmaktan vazgeçememiş vatandaşımızın olup olmadığını da bilmiyoruz, varsa sayılarının ne kadar olduğunu da...
***
Uçkur dönemini aşmış, uçkursuz bir medeniyetin temsilcileri sorabilirler:
- Hâlâ daha uçkurlu musunuz, yoksa uçkursuzlaşmaya başlayabildiniz mi, diye...
Böyle bir soruya Başbakan Tayyip Bey, bilemeyiz nasıl bir yanıt bulur; Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda:
- Biz bize benzeriz, diyerek mi; yoksa gelenek ve göreneklerimiz doğrultusunda:
- Uçkur bizde namus simgesidir, herkes uçkuruna sahip olmaya çalışır bizde, diyerek mi; kestirmek zor.
Belki de şöyle der:
- Sınırsız özgürlük yoktur, uçkur bizde bir sınırı belirler.
***
Uçkur, atasözlerimiz arasına da girmiştir:
"Namus kısmetten çıktığında, uçkur dokuz yerden koparmış", gibi; "parasız yiğit, uçkuru gevşek avrat arar" gibi; "uçkur uçkurla anlaştığında, şeytan namaza durur" gibi...
***
Şalvar, çakşır, iç donu uçkurluyken de, "ilik-düğme" vardı. Ancak hiçbir politik lider, "ilik-düğme"nin hangi dönemde, kimler tarafından gerçekleştirilmiş ve dünyaya nasıl yayılmış olduğunu merak etmedi.
***
Bir lider "ilik-düğme"nin tarihçesini merak etmediğinde, hangi düğmenin hangi ilikle iliklenebileceğini de bilemez ve politikada yanlış iliklemeler yaparak, komikleşmeye başlayabilir.
Böyle bir şaklabanlıktan Tanrı saklasın, şanlı tarihimizin kahraman liderlerini...
***
Uçkur döneminde, kadın-erkek giysileri arasında -açılıp kapanma tekniği açısından- bir eşitlik vardı.
Uzun paçalı kadın iç donları da, erkek iç donları da; kadın şalvarları da, erkek çakşırları da uçkurluydu. İç gömleklerle entarilerin yakaları da kopçalıydı.
17'nci yüzyıl halk ozanlarından Karacaoğlan'ın, sevgilisi Elif'le buluştuğunda, uçkurunu değil, düğmelerini çözdüğünü yine kendinden öğreniyoruz; "İncecikten bir kar yağar, tozar Elif, Elif diye" dizesiyle başlayan türkü, şöyle bitiyor:
Karacaoğlan düğmelerin
Çözer Elif, Elif diye
Elif'in nelerini, nasıl çözdüğü belli değil. Sınırsız olan bazı özgürlükleri anlatma özgürlüğü, sınırlı olabilir.
O nedenle de Rodin'in ünlü "Öpüş" heykeli, kazara Ankara'daki alanlardan birine dikilmiş olsa; yıkılabilir.
Ve asla medeniyetler ittifakına engel teşkil etmez; heykelleri kırıp dökmekle, ozan ve yazarları sık sık içeri tıkmak...
***
Fermejüpü kim buldu acaba?
Kadın etekliklerinin, giyildikten sonra bel kısmının kapatılmasında kullanılmasından ötürü, o ismi aldığına göre; yine herhalde bir Fransız icadı olmalı; tıpkı "sutyen" gibi...
***
Acaba fermejüpü Türkiye'de ilk kez kimler kullandı ve ilk ithalatı kimler yaptı?
Geçmişimizi iyi bilmezsek, geleceğimizi de iyi göremez ve medeniyetlerimizi uzlaştırma çabasında, fermejüpün oynamış olduğu rolü, değerlendiremeyiz.
***
Ayrıntıları incelenmemiş bir konu da, "köylülük-kentlilik" arasındaki farkın, kadınların fermejüplerinde belirginleştiği...
Bir kadın, bir ömür içinde fermejüpünü kaç kez açıp kapatırsa, kentli sayılır, yahut sayılmaz...
Ülkeyi kurtarmakla görevli olduğunu söyleyen politikacılardan hiçbiri, hesabını yapmamıştır bunun.
Köylü kadınlardaki fermejüp kullanımının oranıyla, kentli kadınlardaki fermejüp kullanımının oranını bilmeden, mümkün müdür bir ülkeyi kurtarmak; bu kez de, Mehmetçik'i Kongo'ya göndermiş olsak bile?..
***
Fermuarı icat eden kazara bir Türk firması olsaydı; ne dış ticaret açığı kalırdı, ne de ekonomideki dalgalanmalardan kaygı...
Yeryüzünde her saat açılıp kapanan milyarlarca fermuardan; eskiyenler, bozulanlar, açılıp da kapanmayanlar, kapanıp da açılmayanlar yenilenirken; milyonlarca dolar yağardı Türkiye'ye...
***
Biraz para bulabilmek için ne kadar insan çırpınıyor, kendine özgü bir medeniyete sahip bulunan ülkemizde...
Para bulmak için önce; uçkurun da, ilik-düğmenin de, fermejüpün de, pabuçlarını dama atmış olan "fermuar" türü bir şeyler bulmak gerekiyor galiba...
Büyüklerimiz, nutuk söyleye söyleye, kendilerini köylü yığınlarına alkışlatma yöntemini buldular ama; dış piyasalarda alıcısı çıkmadı.
***
Uzaktan kumandayla fermuar açıp-kapama yöntemini geliştirsek; fizik Nobel'ini alabilir miyiz acaba?
Ve böyle bir buluşu, siyasal liderlerimiz, birbirlerine karşı nasıl kullanmaya başlarlar, acaba?
Eğlenceli bir konu...
***
Ve eğlenceli konular, sanırım hiç akla gelmeyen konular; uçkurdan fermuara, kaç bin yılda, nasıl geçilmiş olduğu gibi...
İsteyen:
- Çok mu önemli yani, desin...
***
Uçkurdan fermuara nasıl geçildiği de önemli değilse; Urla'daki tapu dairesinde çalışanların tümü, rüşvetçilik iddiasıyla işten el çektirildiğinden, dairenin kapısına kilit vurulmuş olması mı önemli?
c.altan@prizma.net.tr
|
|