|
Çapkınlık ve Don Juan
Dünkü Sabah'ta Balçiçek Pamir'in yazısına koyduğu "Türklerde seks hayatı berbat" başlığı, nedense bendenize; kadınsız kahkahasız erkek erkeğe kahvelerinin ortamından koparak, Almanya'ya, İsviçre'ye, İngiltere'ye düşmüş gurbetçilerimizin; etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofralar dünyasının caddelerinde, küçük parmaklarıyla birbirlerinin ellerinden tutarak dolaşmalarını çağrıştırdı ve bir de Don Juan efsanesini...
* * *
Don Juan'ın adı, bir çapkınlık simgesi olarak bilinir de; kim olduğu, neler yaptığı, neden bu kadar ünlendiği pek bilinmez...
Ve ayrıca merak da edilmez.
* * *
Doğrusu isterdim özellikle kadın ve kızların Don Juan efsanesini merak etmelerini. Ola ki, Balçiçek Pamir'in de yazısında değindiği, "seks hayatlarındaki mutsuzluğun" nedenlerine inecek bazı basamaklar bulurlardı.
* * *
1630'lu yıllarda, İspanyol tiyatro yazarı Tirso de Molina "Sevilla'lı Kadın Avcısı" piyesinde, ramp ışıkları önüne çıkardı Don Juan tipini.
O zamanlardan bu yana hakkında, sanatsal ve bilimsel onca kitabın yazılıp yayınlandığı Don Juan, ne menem bir erkek psikolojisini temsil ediyordu acaba?
1- Hayattaki başarıyı, birlikte olduğu kadınların sayısında gören bir erkek miydi?
2- Bir türlü aradığını bulamayan ve tam bulduğunu sandığı zaman, elinde tutamayacağı korkusuyla başkasına koşan bir erkek miydi?
3- Kadınları elde etmek için söylediği yalanların ötesinde, başka bir kişiliği olmadığından, yalanlarını tekrar pazarlayabilmek için durmadan yeni birini aramak zorunda kalmış bir erkek miydi?
4- Az kadınla uzun aşklar yaşamak yerine, çok kadınla kısa aşklar yaşamanın tazeliğini yeğleyen bir erkek miydi?
5- Aşk ilişkilerinin, aile sorumluluğuna dönüşmesinden korkan bir erkek miydi?
6- Başlangıçta kadınlara kendini aşırı parlak gösterdikten sonra, sanıldığı kadar yetenekli çıkmayınca, aslında kadınlar tarafından bırakılan bir erkek miydi?
Don Juan üstüne sorulmuş sorular, uzar gider bu minval üzere.
Bu bitmez merakın bir başka nedeni de, hemen her erkekte Don Juan'a benzer bir yanın bulunması herhalde...
* * *
Don Juan, eski bir İspanyol efsanesinin kahramanlığından fırlayıp girdi Tirso de Molina'nın piyesine.
Efsaneye göre kendisi, çok zengin bir ailenin oğlu. Soylu genç bir kızı, baştan çıkarıp yüzüstü bırakmış. Kızının öcünü almaya çalışan babasını da öldürmüş.
Kızın babasına büyük bir mezar yapmışlar, üstüne de heykelini dikmişler.
* * *
Don Juan gider bakar heykele. Önünde alaylı reveranslarla eğilerek:
- Acaba, der; bu akşam bize yemeğe buyurup evimizi onurlandırmaz mısınız?
Mermerden heykel, taştan gözleriyle, cansız, soğuk, put gibi öyle durmaktadır.
Ve o akşam heykel, konuk olarak Don Juan'ın evine yemeğe gelir. Aynı zamanda bir ölüm habercisidir o heykel...
Don Juan'a, yakında öleceğini söylemeye gelmiştir.
Kırılamayacak bir bela çemberi daralmaya başlar Don Juan'ın çevresinde.
Don Juan ise zeki küstahlığı, saldırgan alaycılığı ve sorumsuz hırçınlığıyla; sade insanlara değil, neredeyse Tanrı'ya da, şeytana da meydan okuyan bir dikilmenin cezbesi içindedir.
* * *
Don Juan'ın, bencil bir keyif kuşunu andıran görüntüsünün gerisinde, onu yay gibi gergin tutan bir başka dram vardır. Ailesinin sağladığı olanaklar dışında, ne yapıp yapıp kendi kişiliğini mutlaka kanıtlama tutkusu...
Delikanlılığa adım attığı günlerde ilk yattığı kadın, evdeki genç bir hizmetçidir. Hiç de zorluk çıkarmamıştır ona; evin oğlu olduğu için...
* * *
Don Juan ise mecelleşe mecelleşe elde edeceği bir kadın özlemindedir. Ama onu da elde ettikten sonra, o kadar zora koşulmasının hıncını çıkaracak, sırtını dönüp gidecektir.
Yani efendim bizim Don Juan, çabuk gelen kadında kişiliğinin zaferini tadamıyor; uğraştıran kadını da affetmiyor...
Gel çık çıkabilirsen böyle bir ikilemin içinden.
* * *
Bendeniz vaktiyle "Aşk, Sanat ve Servet" kitabında aynı efsaneyi anlatırken, Don Juan bölümünü şöyle bitirmiştim:
"Don Juan'lık, çapkınlığın flaması olmuştur ama, mutluluğun bayrağı olamamıştır"
* * *
Tirso de Molina'nın Don Juan tipini, sahneye taşıdığı yıllarda, İstanbul'da 11 yaşında tahta çıkmış olan 4'üncü Murat ile annesi Kösem Sultan, kapıkulu başkaldırısıyla uğraşıyorlardı.
O zamanlardan bu yana, kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe kahveleri ortamından yaylanıp; Berlin'e, Londra'ya, Stockholm'e düşmüş gurbetçi kuşakları yetiştirdik.
Ve şöyle özetlenebilecek bir tablo çıktı ortaya; onlar şaşkın, biz şaşkın...
* * *
Çift taraflı böylesi bir şaşkınlığın sentezini yaratmak ise ancak, şeffaflaşma ve kendi öz gerçekleriyle yüzyüze gelmekten ürkmeme koşuluyla mümkün...
Bilemem kıvırabilecek miyiz bu kadarını ve Balçiçek Pamir'in dünkü yazısına koyduğu "Türklerde seks hayatı berbat" başlığını, politik çekişmelerin derinliklerindeki psikopatolojik bir tümor olarak da değerlendirebilecek miyiz?
Yoksa hemen kutsal kavramların arkasına sığınıp, babalanacak mıyız?
* * *
Ne var ki 21. yüzyıl, hiç anlayacağa benzemiyor Şark'ın, kadınsız kahkahasız, küflenmiş hastalığını...
c.altan@prizma.net.tr
|
|